I.
Yalnızlık, seni dilsiz kuyu,
Derin pınarların kutsal annesi,
İçsel güneşlerin sihirli aynası,
Farklı tonlarda kabarıp taşan:
Sonsuz hazlara izin verildiğinden beri
Ayartıcı hayatla yüzleşerek,
Topyekûn istila edildiğimden bu yana
Müthiş karanlık dalgalarınla,
Pırıl pırıl parlamaya başladım.
Ve şimdi ışık saçarak çınlıyor
Ruhumun yıldız küreleri,
Onların vuruşu benim için tanrısaldır.
Kalbimin bütün güneşleri,
Şehvetimin gezegenleri,
Hüznümün kuyruklu yıldızları
Göğsümde yükselen sesler.
Kederimin Ay’ında,
Bütün azametin bilinçsizliğinde,
Şarkımı mı söylemeliyim tevazu içinde
Mevcudiyetimin zenginliğinden evvel,
Hayatımın yoksulluğundan,
Sonsuz özlemlerimden önce.
Ebedî Tanrım! Hatırlat kendini bana.
Diğer her şey boşuna.
II.
Tanrı! Cennetin beni saçlarımdan tutuyor
Acunun cehenneme sürüklüyor
Ya Rab! Kalbimi nerede saklamalıyım,
Eşiğini nasıl muhafaza etmeliyim?
Geceler boyu yalvarıyorum, orada akıyor
Ağıtlarım ateş çeşmeleri gibi,
Parıldayan denizlerle kuşatan beni;
Ama arada akıllandım,
Öfkeden yükselen esrarengiz devler gibi,
Memnon’un görüntüsü: Sabahın ilk güneşi,
Sorgulayarak, ışığını alnıma dayayan,
Ve gecenin bir yarısı saçmaladığım rüyamı,
Günü selamlamak için kullanıyorum.
III.
Ne mutlu akılsız olana
Bir hayalet gibi yüzer suyun üzerinde,
Bir gemi gibi değil – bayraklar
Değişen zaman ve yelken
Rüzgâr estiği için şişkin, bugün.
Hayır, akıldan noksan, Tanrı gibi,
Şiiri kendisi için bilen ve yazan,
Kendisi olduğu dünyayı yaratır,
İşte orada günah işler o vakit âdem,
Böyle bir niyeti olmamasına rağmen!
Çoktan ayrılmış her şey.
Kimseye ulaşmadı, zira herkesin
Bir efendisi var, ama Tanrı’nın yok;
O yalnız ve kimsenin buyruğunda değil.
Bestekâr da öyle.

0 Tartışmaları