Ah ne sinsi köpektir bu! Kuaförden yeni çıkmış, tüyleri pırıl pırıl, kafasında bir toka, hatta üzerine giydirilmiş bir yelekle dili dışarda dolaşan süslü finolar var ya; hah işte! Aynı onlar gibidir. Hani gelip ayağının etrafında dolanır. Hemen sevmek istersin. Elini uzattığın anda pitbuldan hallice havlar da aklın çıkacak gibi olur. “Şuncacık itten bu ses nasıl çıktı?” diye şaşakalırsın.
Sen hayatını gelişigüzel yaşarken, her gün yüzünde tebessüm oluşturur. Sokakta gördüğünde özenirsin. Fiyakalı tarzıyla salınır, konuşmaları gayet medenidir. Çağdaşlığın temsili der, aklını kurcalarsın. Sorular oluşur zihninde ve kendi düzenini sorgularsın. Barışçıl ve kravatlıdır. Yasaları vardır elinde tapu gibi. Sözleri göklerin dansına sebep oluyor zanneder, seyre dalarsın. O da öyle zanneder. “Kuşlar benim sayemde cıvıldıyor, benim sayemde güneş doğuyor, ben olmasam bilim dünyasından bahseden olmaz. Çocuklarınız benim sayemde kaliteli oyuncaklarla oynuyor, benim sayemde çamaşırlarınız mis gibi kokuyor…” diye yazılı tabelaları vardır. Öyle apaçık sergilemez ama sakınır ve zamanını bekler. “O, her sesi kendinden bilir”. Bir kuş ötmeyiversin, bir ceylan ona doğru sekmeyiversin, zeytinler meyvelerini, limonlar kokularını ondan sakınsın; içinden tiz bir ses çıkar. “Boş bir kütüğün içinden çıkan ses gibi”; gür ve çığırtkan, baskın ve sert. Bazen de mazlumu oynar tabi. Elini uzatıp başını okşamak istersin ki; tekrar bir fino gibi havlar ve seni sarsar. Yerinden yurdundan eder, gittiğin yerde de rahat vermez. Bu var ya bu it; dünyanın çekirdeğine indiğini iddia eden, her bir hücreye temas etmiş sinsi bir virüstür. Dünya bizim desen bomba olup yağar.
Medeniyet ondadır ve onundur. Kanun, ellerinden doğmuştur. Sevgi, saygı, evrensellik, ahlak, erdem… Hepsini o üretmiştir. Membaını kendi bilir. Ancak kalkıp desen ki “Ben insanım”, insanlığına göz diker. Seni sen yapan her değeri silen bir kimyasaldır bu sinsi köpek! Ellerin kirlensin ister, kanın aksın ister; evine, yurduna, çocuğuna, eşine, dostuna ve dahası bütün kimliğine saldırır. Sadece onun sesi güzeldir çünkü ve sadece kendisi her şeyi hak eder.
Derin bir sessizliğe gömülen herkesin ona hak verdiğini düşünürsün. Ee neden böyle düşünmeyesin ki? İnsan olmak insanlığı tüketen her bir virüse karşı savaş açmayı, mücadele etmeyi gerektirmez mi? Düşünürsün, belki çaresizlikten çıldıracak gibi olursun. Ol! Öylece durma yeter. Zaten duranların sana verdiği rahatsızlık senin hareketin için bir ateş olmalı. İşte o ateşi alacaksın ve kalkacaksın ayağa. Sen susmayacaksın. Yıkılacak şehirlerin minareleri. Adam susacak. Bir çocuk öylece giderken kadın sadece ağlayıp koşturacak. Ama sen sessizliği ve sakinliği tatile yollayacaksın. Yolla! Bütün bunlar olurken daha önce fark etmediğin bir kalabalığı da görürsün. Onlara katılırsın. O janjanlı arabalı, fiyakalı ayakkabılarıyla sizi bastırmaya, daha çok bağırmaya devam eder. Hâlâ nasıl insanların arasında dolaşabildiğine, utanmazlığına ve hatta gücüne şaşırırsın. Çünkü konseyleri toplar, her masaya bir çek yazar. Çeklerin yanında eşantiyon olarak videolar, dosyalar sergiler. Masada kim varsa o dosyanın da içine saklanmıştır. Fiyat yazan yerlerde sıfır olup dizilirler. Uzun bir kuyruk olur ve başlarına dikilir fiyakalı finomuz. Değerlenirler.
İnternette, televizyonda, sanatta ve bilimde; her yerde karşına çıkan bu sinsi köpek hep ona boyun eğ ister. Çadırları da bombalasa, organlarını da çalsa, sana gelen ikrama da el koysa en çok o insandır. Sen onun görünüşünü çok mu sevdin? Janjanlı bir ambalajının olması parlak fikirler mi uyandırdı sende? Kim olduğunu önemsediğini mi zannettin? Her şeyi hak ettiğini iddia eden bu sinsi köpek en çok neyi hak ediyor, şimdi sen söyle.
İtirazının damgası olarak onun ellerindeki tabelalara göz dikmelisin. O tabelaların küflü olduğunu ve leş koktuğunu herkese göstermeyi dilemelisin. Planlar yaparsın sen şimdi. Yap! Akıt sentetik boyaları, finonun ardındaki laboratuvar üretimi o it çıksın ortaya. Bu sahte yüzü besleyen hızlı üretilmiş yiyecekleri ve içecekleri patlat. Onun saçlarını yıkayan, cildini besleyen her şeyin irinden ibaret olduğunu ispatla. Raflarını boşalt. Başın ağrıdığında yahut böbreklerin sancılandığında onun uzattığını alma, şerefli bir sancıyı yeğle. Yeni tabelalar yap. Kaldır yukarı, onunkilerden daha görünür olsun. Karpuz renklerinde, limon kokulu ve zeytinin şifasını taşıyan heybetli tabelaların olsun.
O hâlâ bir itin gürültüsüne ve salyalarına sahip olacak. Sen hareket ettikçe o susar sanarsın, susmayacak. Kuduz olanın sudan korktuğu gibi korkar senden, o sebeple daha çok saldıracak. Sen katledilmiş insanları sayarsın, o pis hastalığını yaymaya devam eder. Sen suya sığınırsın, o azgın dişlerini gösterir. Ama su korur. Tabelalar seni korur. Sesin senin etrafında bir miğfer olur. Sen inan bunlara ve o boş kütüğü kes boylu boyunca. İçinde bir Zekeriya yok korkma, onu da katletti bu it.

0 Tartışmaları