ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI VE YUNUS EMRE


Bugün tasavvuf, tasavvuf tarihi, Mevlâna, tarikatlar, mezhepler, tekke, halk ve divan şiiri denildiğinde akla gelecek en önemli isimlerden biri elbette Abdülbaki Gölpınarlı’dır. Eser sayısı 100’ü aşan külliyatı içinde bu başlıklar etrafında yazılmış kitapları bulunmaktadır. Bunlardan çoğu Mevlâna üzerinedir. Gerek tasavvufa gerekse Mevlâna’ya ilgisi onu Yunus Emre’ye yöneltmiş olmalıdır. Bunda fakülte bitirme tezi olarak “Melamiler ve Melamilik” üzerine hazırladığı tezin etkili olduğu düşülebilir. Çünkü Yunus Emre de melamet neşvesine sahip bir isimdir. Yine Mevlevi menkıbelerinde Yunus’tan söz edilmesi başka bir sebep olarak söylenebilir.

Bir sebep daha var elbette. Bilindiği gibi Yunus Emre modern dönemde Fuat Köprülü’nün 1918’de “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” kitabıyla girer gündemimize. Rıza Tevfik’in Yunus Emre’ye dair iki yazısı da burada hatırlanabilir. Ardından Burhan Toprak 1993’te yeni alfabeyle Yunus Emre divanını yayımlar. Rıza Tevfik’in yazıları, daha çok Köprülü ve Toprak’ın eserleri konuya dair hem ilk olmaları hem de muhtevaları itibariyle önemlidir. Yine de hem bilgi hem de Yunus Emre’ye dair yapılan yorumlar itibariyle bazı sıkıntılar taşımaktadır. O yıllarda Gölpınarlı bu iki çalışmayı ilk bakışta takdir etmekle birlikte kimi eksiklerinden dolayı eleştirmiştir de. Yunus Emre’nin şair ve mutasavvıf olarak kimliğinin doğru anlaşılması, divanın ilmi usulle hazırlanması gibi önemli bir işe adım atar.

Yunus’a Dair Neler Yazdı?

Bu durum onun Yunus Emre’yi doktora tezi olarak hazırlamasına sebep olur ve “Yunus Emre: Hayatı” adını taşıyan bu çalışması 1936’da basılır. Bunu 1941’de “Yunus Emre ile Âşık Paşa’nın Batıniliği” takip eder. 1943’te ulaşabildiği divan, mecmua ve cönkleri tarayarak “Yunus Emre Divanı”nı “Risâletü’n-Nushiyye”yi de kapsayacak şekilde iki cilt halinde yayımlar. Bu çalışma metin tenkidiyle hazırlanan ilk yayındır ve bu bakımdan önemlidir. 1952’de öğrencileri için hazırladığı “Yunus Emre (hayatı, sanatı, şiirleri), 1961’de “Yunus Emre ve Tasavvuf”, 1963’te “Yunus Emre ve Yattığı Yer”, 1965’ de yeniden ele alıp hazırladığı “Yunus Emre Risalet’ün Nushiyye ve Divan” eseri takip eder. 

Eskişehir Turizm ve Tanıtma Derneği için hazırladığı kitapta Fatih nüshasını esas almış, bunun tıpkıbasımını yapmıştır. 1971’de “Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri” adlı eserinde yine Fatih nüshasını temel kaynak olarak kabul etmiş; buna Yahya Efendi, Nuruosmaniye, Ritter, Raif Yelkenci nüshalarıyla bazı mecmualarda karşılaştığı şiirleri de ilave ederek 299 şiirden oluşan yeni bir Divan meydana getirmiştir. Yazar bu çalışmasında şiirleri tematik tasnife tabi tutar. Gölpınarlı Hoca’nın Yunusla ilgili eserleri onu Türkiye’nin en önemli Yunus Emre uzmanı haline getirir. Sonradan yapılacak çalışmalara da kaynak olur. Çünkü Yunus’un hem Köprülü’de ve Toprak’ta eksik kalan biyografisini tamamlamış hem de onun tasavvufi anlayışını geniş olarak incelemiştir. Ama ortada şöyle bir durum vardır. Gölpınarlı’nın Yunus’u değil, Yunusları vardır. Başka bir deyişle büyük ölçüde ifratla tefrit arasında dolaşan kişiliğinin etkisiyle hayatının her döneminde bize farklı Yunus fotoğrafları sunar. 

Gölpınarlı’nın Yunusları

Bunlar nelerdir ve nasıldır derseniz hemen söyleyelim: Gölpınarlı’nın Bektaşilik konusunda çok uğraşmasının da etkisiyle Yunus’u önce karşımıza Bektaşi / Batıni bir resimle sunar. Ardından onu mutasavvıflığı geriye itilmiş, dönemin siyasi konjonktürün etkisiyle Marksist, sosyalist bir Yunus portresi çıkarır. Gün gelir dönemin anlayışının etkisiyle onu hümanist bir kimlikle ele alır. Sonra da Mevlevi Yunus’la karşılaşırız. 

 Tabii bu yaklaşımları eleştiri konusu olur. Mesela bunlardan biri Yunus’u Marksist yapması üzerinedir. Eleştiri o zamanlar fakültede öğrenci olan Ahmet Kabaklı’dan gelir. 1946 yılında Son Saat gazetesinde yayınlanan yazısının başlığı “Yunus Emre mi Yalan Söylüyor Gölpınarlı mı?” olan bir tenkit yazısıdır. Bunu başka yazarların benzer yazıları takip eder. İlk bakışta çelişkili görülebilecek bu durumunu onun başka bir yönüne bağlıyorum. Bir konuşmasında söylediği, “Çalmadığım kapı kalmadı. Önce Bektaşi oldum sonra Mevlevi, başka kapılar da çaldım hatta bir ara dinsiz bile oldum. Ama iyi ki yapmışım. Yoksa bugünkü halime gelemezdim,” sözü bu halini açıklar niteliktedir. Nitekim gelgitli düşüncelerinden zamanla sıyrılmış, Yunus’u Müslüman bir mutasavvıf olarak görme noktasına gelmiştir. 

Gelgitleri için şöyle bir açıklama getirilebilir: Eser verdiği yıllar Türkiye’nin1930’lu, 40’lı, 50’li, 60’lı yıllarıdır. Çalkantılı dönemlerdir. Özellikle geçmiş kültüre, dine, tasavvufa olumsuz bir bakış, hatta düşmanlık vardır. Bu siyasal karmaşa onu da etkilemiş olmalıdır. Ona kaynak teşkil edecek çalışmalar henüz ortada yoktur. Din, tasavvuf, Mevlâna, Yunus gibi konularda bir şey söyleyecekse bunları kendi araştırmalarından binbir zorlukla çıkardığı bilgilere göre yapacaktır. Onunki hem iman hem düşünce hem de Yunus Emre konusundaki hakikat arayışıdır. Ama geldiği son noktada sahih bir Yunus Emre anlatımını gerçekleştirmeyi başarır. 

Yunus İçin Söyledikleri

Yunus Emre onun çalışmalarıyla büyük ölçüde bilinmezlikten kurtulmuştur ama daha da önemlisi Yunus Emre’ye dair yaptığı son tespitlerdir. Zira bunlarla kimi önyargıları çürütmüştür. Onlardan biri Yunus’un milliliği konusudur. İkincisi Mevlâna’yla münasebetleri, üçüncüsü onu bir halk şairi değil halkın şairi olarak görmesi, neticede tasavvuf yoluyla İslam akide ve ahlakını şiirle anlatan bir mutasavvıf şeklinde daha sağlıklı bir zemine oturtmaktadır ki sonradan Yunus’a dair yazılan kitaplarda ağırlıklı olarak hâkim olan görüş de budur. Dolayısıyla hem divanın ilk ilmi neşrini yaparak hem de o zamana kadarki ezberleri bozan tespitleriyle Yunus’u Türkiye’ye o tanıtmıştır. Nitekim Gölpınarlı Hoca hayatının son yıllarına kadar bu sevgi ve ilgi çerçevesinde çalışmalarını sürdürmüş, ayrıca Eskişehir’deki Yunus Emre’yi Anma Toplantılarına katılmış, kabrini ziyaret etmiş, burada onunla ilgili konuşmalar yapmıştır. 

Bu bahiste son söz olarak şunları söylemek gerekir: Gölpınarlı yazdığı çok sayıdaki eserle Yunus Emre’nin her düzeyde tanınmasını sağlamış ve onun tanınmasında -Köprülü gibi- en önemli kâşifler arasında yer almıştır. Server Tanilli’nin dediği gibi onun çalışmaları bu şaire yeniden ilgi duyulmasına yol açmıştır. Yunus Emre, şiir ve evrensel düşünce tarihi alanında hak ettiği yere büyük ölçüde Abdülbaki Gölpınarlı sayesinde kavuşmuştur.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir