Somuncu Koca Hz. ve Öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hz. Bize Ne Söyledi Biz Ne Yapalım?*


            

I. Sunuş

Somuncu Koca Hazretleri (1331-1412) ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri (1350-1430) ve inşa ettikleri insanlar/talebeleri yaşadıkları zaman diliminde insanlıklarıyla topluma iyilikolsun yolunu Anadolu mayasıyla açık ve aydınlık kıldılar. Bu iyilik mayasının özü yüce Allah’ı ve elçisi Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ı sevmek, ana-baba, akraba başta olmak üzere bütün insanlara ve bütün varlıklara şefkat ve hürmet göstermek, vatan-millet, insanlık için iyilikolsun üretmek ve bunları yaparken kardeşliği, hakk-hukuk ve hadd-hudud ile gözetmek olarak hülasa edilebilir. Bu dünya görüşü, Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in örnek insanlık yoluna (sünnet-i seniyyesi’ne) müstenittir. Onların Anadolu mayasıyla hayata mâlettikleri bu yüksek insan olmak başarısını kendi zamanımıza güncel değerler olarak katmak birey ve toplum olarak bizim meselemizdir.

İyi insanlarla (sadıklarla) beraber olmayı öğütleyen (Tevbe 9/119) Yüce Kitabımız, varoluşumuzu iyi-güzel/yararlı işlerle (salih amel) gerçekleştirirken olumlu örneklere ihtiyacımız olduğunu kaydeder. Bu örnek insanlar, içinde bulundukları durumlarda doğru ve anlamlı eylemleri Yüce Kur’an’ı oku-düşün-anla-yaşa ile kendi tarihlerinde hayata katan insan hazinesidir. Eylemlerinde insan olma imkânlarının yolunu daima açık tutmak kaygısı, bu bol etkili kişilerin ana özelliklerinden biridir. Çeşitli düşünceler olarak karşımıza çıkan bu anlamları insan dünyasına getiren de katan da bu insan hazinesi kişilerdir[1]. 

Somut olmayan kültürel mirasın korunma ve aktarılma prensipleri bu mirası üreten “insana/insanlara” dikkat çekmekte ve onları “insan hazineleri” olarak tanımlamaktadır.[2] Bu sebeple bugünümüze ilişkin manevi/somut olmayan kültürel mirasımızın/Anadolu mayasının kendi tarihlerindeki mücedditleri[3] Somuncu Koca Hz. ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hz. örnek-önder iki insan hazinemizdir[4].

İnsan hazinesi olmak özelliklerine sahip bu kişiler, insanlığa insan olmak bilincini Yüce Kur’an’ı oku-düşün-anla-yaşa teori-pratiğiyle sağlarlar: 

1- İnsanlarla ilişkilerinde bu özelliklerini Hak-hukuk ve hadd-hudud üzere bizzat yaşarlar. Hayatlarını doğru ve değerli eylemlerle (salih amel) anlamlandırarak bunu gösterirler. 

2- İz’an/derin-ince anlayış ve kavrayış sahibidirler.

3-Özüne/fıtratına yabancılaşmamış insanlara, insan olmanın bilgisini ilk elden sunarlar. 

4- Kendileriyle hayatı paylaşan kişilere, hayatın değerli ve anlamlı kılınmasına dair belirli değerlilik pratiklerini/yaşantılarını yaşatırlar. (Sevgi, saygı, güven, doğruluk, dürüstlük vb.) 

5- Bu değerlilik tecrübelerini doğal tutum ve davranışları (amel) olarak hayata katan bireyler de sonunda kendini kendi gözünde değerli kılmış olur. Böylece fıtratını/özünü doyasıya gerçekleştirebilmenin bilgisinden edindiği gerçeklikle bireysel dindarlığını inşa eder. 

“Anadolu’da büyük bir nüfuz-i mânevîsi bulunan,”[5] ve Anadolu’nun imanını ve ahlakını tecdit ile mayalayan örnek-önder tarihî şahsiyetleri olarak Somuncu Koca Hz. ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Velî Hz.ni Karabatak dergisinin özel sayısında anmakla bu müstesna insanların hayata kattıkları “yaşama sanatı”nı bir açıdan tanımış olacağız. Bu da bizlere bu hayat tecrübeleri aracılığıyla, özellikle “afet” ile ayağa kalkan vicdanlarımıza/vicdanın sesini-hassasiyetini dinleyip dertlere derman olmak için çırpınan yüreklerimize, hayatın anlamlı ve değerli kılınmasının bilgisini verecek. Fıtrî/özsel yeteneklerimizin tümünü birey olarak harekete geçirmeye gayret edip özünün imkânlarını bilmek-tanımak, salih amel/iyilik eylemi üretmek ve geliştirmek yolunu açmış olacak. Bize her koşulda değerli-iyilikolsun eylemlerinde bulunmak gücünü sağlayacak. Yani bize “insan olmak”ın, hayatımızı nasıl anlamlandırırsak mümkün olacağının bir yolunu daha kendi tarihsel koşullarımızda keşfettirecek.

Bu makalede onların bize bıraktığı insanlık mirası, milletimizin hayatında çoğalan ve her an sesini içimizde hissettiğimiz yaşama irademiz olan, “afet” günlerinde milletçe ayağa kalkmamızın membaı “somut olmayan kültürel mirasımız” Anadolu mayası bağlamında ele alınacak, hayata katılmış pratikler/uygulamalar ile tanıtılacaktır.

II. Somuncu Koca ve Öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Müceddit Muallimlerdir

Somuncu Koca Hz. (1331-1412) ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hz.nin (1350-1430) ve öğrencilerinin bize bıraktıkları miras tek kelimeyle Anadolu mayasıyla insan olmaktır ve bu maya ile “insan inşa etmek”tir.

Somuncu Koca ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli, Orta Asya’dan bu coğrafyaya taşınan “Anadolu Mayası”nın müceddit iki maya tutturucu simasıdır. Bu uğurda bir ömür boyu çalışmışlardır. Kendileri kemâl sahibi insanlardır ve nice yüksek insanlar inşa eden/yetiştiren mükmil-i gayr muallimlerdir.

 Şimdi ise bu mayayı “üst insanî olgunlaşmak (kemâl/tekmîl-ikmâl)” yolunda sürdürmek ve güncelleyerek hayatın alanlarında kültürümüze katmaya çabalamak bizlerin bireysel (Ben’ler olarak.) ve toplumsal (Biz’ler olarak.) sorumluluğudur.

III. Somuncu Koca Hz. Bireysel Dindarlığını ve Âlimliğini Nasıl İnşa Etmişti?

Neden Somuncu Koca? [6]

Hz. Pîr’in lakabı “Koca”dır. Yani o, Türkistan’ın âlim, bilge, ulu, büyük, saygıdeğer, deneyimleri ile işbilir kişisidir.[7] Dolayısıyla koca lakabı Hz. Pîr’in belirleyici özelliğini belirten adıdır ve böylece tanımak icap etmektedir. Tarihî-siyasi-sosyokültürel sebepler taşıyan şimdiki lakabın eski/arşiv kayıtlarında tetkikinin yapılmasıyla Somuncu Koca lakabıyla anıldığının vuzuha kavuşturulacağı ve bu hususun ayrı bir mevzu olduğu ifade olunmalıdır.

Babası Musa Efendi Hz. Hoca Ahmed Yesevi (v.1166) mektebinin talebesidir. İlk hocası Babası Hz. olmuştur. Bu sebeple Orta Asya’dan bu coğrafyaya nakledilen ilim-irfan-hikmet, insanlık mayası olarak âlim babadan oğula nakledilmiştir. O hâlde Anadolu mayasının çalındığı ilk yer aile ocağıdır.

Somuncu Koca Hz. ilim tahsiline o asırlarda âlimler şehri olarak nitelenen Kayseri’nin medreselerinde başlamıştır. Dönemin medrese (yüksek tahsil) hayatına eğitim-öğretim süreçleri açısından bakıldığında ilim tahsilinin bilginin bütünlüğü[8] ilkesiyle gerçekleştirildiği görülecektir. Dolayısıyla “din ve dünya ilimleri”[9]ni birlikte tahsil etmiştir. Bu vakıa, Anadolu mayasını kendi tarih ve kültür şartlarında tecdit ile insan inşa sürecinde eğitim-öğretimin gereken etkiyi göstermesine sebep olacaktır. Çünkü bu yaklaşımla ilim tahsili yüksek bilginler ortaya çıkaracak ve ilim yolcularını câhil[10] olmaktan muhafaza edecektir.

Onun Kayseri’de ilim-irfan-hikmet tahsiline başlaması özellikle dikkate değerdir. Çünkü Somuncu Koca Hz. âlimler Şehri’nde Evhaduddin-ı Kirmani (1164-1238), Seyyid Burhaneddin (1165-1241), Davud-i Kayseri (1260?-1350) gibi insan hazinemizden yüksek ilmî şahsiyetlerin ilmî birikim, ürettikleri irfan ve hayata kattıkları hikmetle Kayseri’de mevcut bulunan kültür ikliminden yararlanmıştır. Daha sonra Somuncu Koca Hz.’ni binlerce kilometrelik mesafelerde ilim tahsili yolculuklarında görüyoruz: Şam, Tebriz, Erdebil, Bursa, Mekke ve Medine, Darende-Balaban. Bu beldelerde aynı Kayseri’deki ilim tahsilinde olduğu gibi dönemin yüksek ve öncü âlimlerinin ilminden ve irfanından ve hikmetinden teorik-pratik istifade etmiştir.

Hüseyin Vassâf Hz. (v.1929) bu durumu şöyle tasvir etmektedir:

Bir süre inziva ve mücahede ile dem-güzâr oluyor. Neden?

Hocasının irşad ve işaretiyle Bursa’ya geliyor, ümmî tavrı takınarak ekmekçilik ile taayyüşe başlıyor. Neden?

Somuncu Koca diye şöhretleri vardır… O zaman mutasarrıf-ı vakt imiş.[11]

 IV. Hacı Bayram-ı Velî Hz. Bireysel Dindarlığını ve Âlimliğini Nasıl İnşa Etmişti?

Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri Ankaralıdır.[12] Zülfâzıl (Solfasol) köyünde doğmuştur. Babası Koyunluca Ahmed Hz.dir. Üç kardeşin büyüğüdür. Ortanca kardeşi Safiyyüddin, küçüğü Abdâl Murad’dır. İlim tahsilini Ankara’da yapmış, Kara Medrese’de okumuştur. İlim tahsil hayatı, hocası Somuncu Koca gibi bilginin bütünlüğüyle gerçekleşmiştir. Bu hususta yukarıda ifade olunanlar onun ilim tahsili için de geçerlidir.

Ankara’da Kara Medrese’de ve Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. Bu esnada onun ilim tahsilinde ve tedrisinde yeni bir varoluş alanı zuhur ettiği anlaşılmaktadır: Somuncu Koca Hz.nin “şeref-i himâyetlerine” mazhar olurlar.[13]

Hocasıyla Şam’a ve Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’ye, ardından Aksaray’a, Darende’ye ilim-irfan-hikmet seyahatlerinde bulunmuştur. Bu seyahatlerde hocasının tedrisatında ve mülaki oldukları âlimlerle cereyan eden müzakerelerde elde edilen müktesebat onun ilim-irfan-hikmet’in tahsilindeki kazanımlarını oluşturacaktır. Nihayetinde Hacı Bayram-ı Veli Hz., Âşıkpaşazâde’nin Tarih’indeki tarifiyle “Rum’dan Şeyh Hacı Bayram vâki oldu. Bunlar duaları makbul azizler idi.”[14] ve Hüseyin Vassâf’ın tarifiyle, “Zamanın kudve-i enâmı ve merci-i hâss u âmmı olmuş”tur.[15] Emîr (Ömer) Sikkînî Hz. (880/1475)-Bünyâmin-i Ayâşî Hz.’den (926/1520?) sonra Hacı Bayram Veli Hz.’nin makamına geçen Pîr Ali Aksarâyî Hz.’ne (v.945/1539) öğrencisi Abdurrahman el-Askeri onun hakkında sorduğunda almış olduğu şu cevap bir diğer tariftir: “(Hacı Bayram-ı Veli Hz.), aşk medresesinin müderrisüdür; ‘ve ‘allemnâ min ledünnâ’ dershanesinin kûşenişînidir…”[16]

V. İnsan İnşası Ne Demektir?

İnsan inşası kavramını iki hikâye ile anlatmalı:

  1. Hikâye:

Hacı Bayram-ı Veli Hz.’nin Edirne’ye Sultan Murad II Hanı (v.855/1451) manevi işaretle ziyarete gittiği nakledilmektedir.[17] Yol güzergâhında Gelibolu’ya uğramıştır. Burada öğrencileri Ahmed-i Bîcan (859/1455) ve Muhammed-i Bîcan (855/1451) kardeşleri ziyaret etmiştir. Menkıbeye göre onlar telif ettikleri kitaplarını kıymetli hocalarına arz ederler. Hacı Bayram-ı Velî Hz. kitapları inceler, başarılarını kutlar ve sonra “çok etkili olan sohbetinin bereketiyle”[18] şöyle söyler: Bir sine hâkketseydiniz… (Bir insan inşa etseydiniz…)

  • Hikâye:

Medine-i Münevvere’de cennetmekân Ali Ulvi Kurucu Hocamızdan dinlediğimiz menkıbe: Fatih Sultan Hz.nin (v.886/1481) huzurunda Devlet-i Aliyye bütçesi görüşülmektedir. Dikkatini çeken bir husus vardır. Maliye nazırı çokça sükût etmektedir ve müzakerelere katılmaktan geri durmaktadır. Hz. Fatih bunun sebebini sorar. Cevap şöyledir:

– Devlet-i Aliyye garpta ve şarkta cihaddadır. Cihada verilecek tahsisât, ancak on insan yetişecek medreselere (Yani zamanın üniversitelerine.) tahsis olunmuştur.

Hz. Fatih ne demiştir? Cevabı ne olmuştur?

– Bu miktarla medreselerden on insan yetişir mi?

Cevap:

– Evet Hünkârım, on insan yetişir.

Hz. Fatih ne demiştir? Cevabı ne olmuştur?

– Bu kadar tahsisat (bütçe) sadece tek insan içindir. Bir insan yetişsin yeter!

VI. Anadolu Mayası Nedir?

Sorunun cevabında bir soru daha sorulmalıdır. “Anadolu’nun manevi fâtihi kimdir?”

Bu soruya şöyle cevap verilmiştir: Ahmed-i Yesevî Hz.dir.

Neden?

Çünkü Anadolu’yu mayalayan “Hacı Bektaş-ı Velî, Horasan erenleri, alperenler Ahmed-i Yesevî Hz.nin işaretiyle Anadolu’ya gelmişlerdir.” Hacı Bektaş-ı Velî Hz. Menâkıbnâme’de bunu anlatır.[19] Anadolu’yu Gâziyân-ı Rûm, Abdalân-ı Rûm, Bâciyân-ı Rûm, Âhiyân-ı Rûm sosyokültürel yapılanmasıyla iman ve yüksek ahlak ile mayalayan Pîrimiz Ahmed-i Yesevî Hz.dir.[20]

Anadolu Mayası’nın esası -yukarıda da ifade olunduğu üzere- iman’dır ve ahlak’tır. Bu iman ve ahlak ise Yüce Kitab Kur’an’a ve onu insanlığa eriştiren Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) sünnet-i seniyyesi’ne (Olağanüstü örnek insanlık yoluna.) bağlılıkla inşa olunmuştur. Hâlen de hep birlikte bu maya ile hemhâl olarak varoluşumuzu milletçe sürdürmekteyiz. Şubat 2023’ün altıncı günü başımıza gelen afet ile ayağa kalkmış bulunan Türk Milleti’nin yaptığı-ettiği iyilikler bunun şahididir.

Somuncu Koca Hz.’nin ve Hacı Bayram-ı Veli Hz.nin ve öğrencilerinin hayatı ve eserleri incelendiğinde Anadolu Mayası’nın edille-i erbaaa menşeli iman ve ahlak temelli beş ana ilkesi olduğu tespit edilmektedir:

  • Yüce Allah’ı çok sevmek

Öncelikle, “Yüce Allah’a âşık olmak ne güzel şey!” hikmetinin her iki âlim-arif-hakîm zatta tecelli ettiği belirtilmelidir. Bu manada Yunus Emre Hz.nin şu sözü hatırlanmalıdır: Yûnus öldü diye salâ verirler/ Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i çok sevip, içten sevgiyle bağlanarak örnek almak. (Yani onun insanlık yolunda kendisi olarak yürümek.)
  • Ana-babaya ve ataya sevgi ve saygı göstermek. (Ve dahi hısım-akrabaya ve insanlara ve bütün varlığa.)
  • Vatan ve millet ve ümmet-i Muhammed’in ve insanlığın iyiliği için çok çalışıp üretmek ve iyilik yapmak
  • Daima birlik ve beraberlik üzere olmak (kardeşlik).

Şu hâlde Anadolu Mayası demek;

  • Kur’ân-ı Kerîm’in emirlerine gönülden uymak ve sünnet-i seniyyeye candan bağlı bulunarak hayatın her alanında bu iki kaynağı yüksek ahlaki değerler alanından yaşamak-hayata katmaktır.

Kültürümüzde bu eylemin adı, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed as’ın ahlakı yani Kur’ân ahlakı ile ahlaklanmaktır. Dolayısıyla Anadolu’da günlük yaşamda yüksek ahlaki değerler eğitimi her gün ve her ân hayata katılmaktadır: Düğünde-dernekte, doğumda-ölümde, çarşıda pazarda…

Örnek: Sofra bezi/sofra örtüsü. Anadolu’da genç kızların çeyizinde özel elişi olarak hazırlanmış bu örtü sadece bir bez parçası değildir. Evvela Sevgili Peygamberimizin yemek esnasında kullandığı deriden mamul sofra bezinin Anadolu mayasına uyarlanmış hâlidir. Sonra da dünya görüşünün bir bez parçasında dahi somut kılınabileceğinin simgesidir:

– Yüce Kur’an ayetlerinin ve Hz. Peygamber’in sözlerinin (hadis-i şerifler) sofra bezi-ekmek-nimet-bütün mahlûkat ilişkisi bağlamında nimete saygı ve değer vermek, nimetin erişmesi için verilen emeği tanımak ve bilmek, israftan kaçınmak, yaratılmışların hakkını gözetmek gibi birçok değerin hayata katılması.

Somuncu Koca Hz. ve Hacı Bayram-ı Veli Hz. yaşamları boyunca hayatı paylaştıkları insanlara Kur’ân ahlakıyla yaşama sanatının eğitimini ilim-irfan-hikmet ile vermekte idiler. Böylelikle onlar ve insanlık eğitimini talep edenler ve insanlığını keşfetmek çabasını kendi bireyselliklerinde hayata katmak isteyen öğrencileri hep birlikte iyilikolsun eylemlerini insan olmanın renkleri olarak insanlık gökkuşağına katıveriyorlardı. Onlar istiyorlardı ki öğrencileri ve insanlar, aklı bulup bilgiyi elde eden, irfânı kazanan ve hikmete eren bireyler olsunlar!

Örnek: Altı Şubat sonrasında Anadolu insanının kardeşlerine medyada yer aldığının kat kat fazlası destek çabalarıdır. Toplumda insanların birbirlerine anlattıkları iyilikolsun örneklerini kim nasıl kaydeder bilinmez! Ama gönüllere işleyen bir misal Ankara/Çıkrıkçılar Yokuşu hayırhah esnafının iyilikolsun hizmetleridir. Onlar “Çarşı”da mevcut bütün battaniyeleri toparlayıp hemen deprem bölgesine iletmiş, halktan hayırlı insanların battaniye satın alıp göndermek isteyenleri bu imkândan mahrum kalmıştır. Bu durum birçok kalem destek malzeme için de geçerli olmuştur.

VII. Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli Bize Nasıl Söylüyor?

Somuncu Koca Hazretleri, öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri ve öğrencilerinin Anadolu Mayası’nın ilkelerini eylemleriyle nasıl söylediklerini ne yapıp-etmelidir de bugüne bıraktıklarını görebilelim ve kendi tarihimizde biz de yapalım!

Onların iyilikolsun eylemlerinin ana özelliği yukarıda takdim olunan çerçevede formülle ifade edilirse: her insan tekinin kendi iç ve dış dünyasını + içinde yaşadığı toplumu= bu ahlakla imar etmesi= sağlıklı, huzurlu birey-toplum. Aslında tarih boyunca peygamberler (Cümlesine selâm olsun.), onların çağrısına katılan iyi insanlar, yani cümle örnek-önder insanlar kendi tarihlerinde bu formül ile dünyalarını inşa ve imar etmişlerdir. Bu, insanın bura’da/dünya hayatından ora’ya/ahirete dönük yüzüdür.

Ne ile iç dünyalarını inşa ve imar etmişlerdir?

1-İman-ibadet-ahlak: Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye.

İç dünyalarını nasıl inşa ve imar etmişlerdir?

2-Kendi bireyselliklerinde ve ne emekler harcayarak ve içlerine inerek iç âlemlerini arındırmışlar ve iyi insanlarla bir “çevre” sahibi olarak iç dünyalarını inşa ve imar etmişlerdir.

3-Bu süreçte daima kendileriyle meşgul olmuşlar, hiçbir kimseyle rekabet etmemişlerdir.

4-Bu içe inmek yolculuğunda yoldaşları/arkadaşları ile bir “çevre”ye maliktirler. Nefes aldıkları bu ortamda birbirlerine, Hz. Muhammed’in (as) sahabileri, Hz. Musa’nın (as) Harun’u, Hz. İsa’nın (as) havarileri gibi, refîk, şefîk ve yâr-ı sadık hukuku ile muamelede bulunmuşlardır.

Ne ile dış dünyalarını inşa ve imar etmişlerdir?

Onlar aynı zamanda dış dünyalarını inşa ve imar etmiş bahtiyarlar olarak bilinmektedirler. Bu ise insanın dünyaya dönük yüzüdür.

-Öncelikle ve kesinlikle bilginin bütünlüğü ile ilim tahsili görerek dış dünya-iç dünya dengesini kurabilmenin sahih temellerini keşfetmişler, çok emekle ilim ışığıyla içlerini ve dışlarını aydınlatarak âlimlik/bilgelik mertebesine erişmişlerdir. Aslında onların eğitim-öğretim süreci “yaşam boyu öğrenmek ve yapmak”tır. Onların yaşam boyu eğitim-öğretimi ile kemâl yolunda yürümek şu formülle gösterilebilir: ilim+eylem(pratik ve aksiyon)=âlimlik (kemâl yolunda yürümeye azmetmek).

5-Geçim/maîşet temininde hem meşru (yasal) hem helâl bir yol tutmuşlardır. Çünkü iyi insan olmak’da (kemâl) işin başı helâl lokma yemek ve yedirmektir. Dolayısıyla alnının teriyle ve elinin emeğiyle üretmek-kazanç temin etmek esastır. Bu sebeple her bir âlimin bir mesleği vardır ve kültürümüzde bu durum onların adlarında dahi tezahür etmiştir. Meselâ: Ferîddüdîn-i Attâr (ilaç, koku tüccarı); Hayreddîn-i Nessâc (dokumacı); Ebû Bekr-i Varrâk (kâğıt tüccarı); Haddâd (demirci); Seyyid Emîr Külâl (çömlekçi).[21]

Yunus Emre Hz. bu durumu şöyle ifade etmiştir:

Dürüş (çalış, kazan, gayret et), kazan, ye, yedir;

Bir gönül ele getir!

Somuncu Koca Hz., Hacı Bayram-ı Veli Hz. ve öğrencileri, dönemin ticaret ve geçim şartlarına uygun, getirisi olan, aynı zamanda insan inşasına imkân verecek mali desteği sağlayacak helâl lokma yolu olarak zirai üreticiliği seçmişlerdi. Buğday ziraatıyla meşgul olmuşlardı. Ne zahmetlerle ürettikleri buğdayı satarak değil, aksine üretime devam ederek bir mamul madde olsun için kendi değirmenlerinde öğütüp un yapmışlardı. Ardından yine üretmeye devam etmişler ve kendi fırınlarında somun/ekmek çıkarmışlardı. Acaba Anadolu mayasıyla pişen insan ile bu sürecin nasıl bir alakası bulunuyor? Hep birlikte düşünmeli!

Onlar kendilerini inşa edip insanlıklarını keşfedip yaşarken aynı zamanda kendileriyle hayatı paylaşan öğrencileriyle eğitim-öğretim faaliyetlerini aksatmadan yürütmüşlerdi. Somuncu Koca Hz., Hacı Bayram-ı Veli Hz. bu faaliyetle birlikte dikkat çeken önemli bir eğitim faaliyeti daha gerçekleştirmişlerdir. Öğrencilerinin dış dünyalarını inşa için dönemin toplum şartlarında gerekli ve yararlı bir meslek edinmelerini sağlamışlardır: Meslekî eğitim (âhiyân-ı rûm).

Öğrencilerine iş-güç/meslek sahibi, kendi ayakları üzerinde duran, kimseye muhtaç olmayan ve çalışıp üreten, aile kuran, hayatın içinde bireyler olarak yaşamalarını hedef göstermişlerdir. Bu yaklaşımlarıyla, öğrencilerine karakterlerini/benlerini inşa ederken fıtrattaki iç-dış bütünlüğüne ve dengesine özen göstermeleri gerektiğini mesleki eğitime/ahilik ile de vermişlerdir.

Neden böyle bir eğitim yöntemiyle insan inşa yolu seçmişlerdi?

-Zamanın sosyokültürel ve iktisadi şartlarını ve

-zamanın değerlerini gözetiyorlar da onun için.

-En önemlisi de kendi tarih ve coğrafya koşullarında insanın özüne/fıtratına/yaratılışına uygun olan yöntemi uyguluyorlar.

Bütün bu emek bize şunu söylüyor: “İnsan olmak için çok çaba harcayacaksın, insanlık donanımı elde etmek için çok gayret edeceksin. Aynı somun gibi!”

Anadolu Mayası’nda bu çabanın bir adı var: Kırk fırın ekmek yemek.[22]

Bu süreci anlatan bir manzume Hacı Bayram-ı Veli Hz.nin öğrencisi Balıkesirli Lütfullah Efendi’nin (v.1490) mezar taşındadır:      

Kimine mülk verir kimine velilik verir Hz. Allah

Burada yatan veli İsfendiyaroğlu neslinden Şeyh Lutfullah

Karesi’de doğup ilmi irfanı orada yapmıştı tamam

Büyüklerin dileğiyle Ankara’ya gidip yaptı bir hamam

Faziletli, duygulu, işbilir, cömert bir zattı; açıktı eli

Kendisini Ankara’da tanımıştı Hacı Bayram-ı Veli

Hacı Bayram’la beraber geldiler Karesi’ye

Hacı Bayram kendisini kemâle erdirirsin diye

Hacı Bayram’ın Balıkesir’de vekili oldu

Bu mâna gülü burada açtı, burada soldu

Halifelik devri rastlar 1404 ile 1421 yılına

Allah ne isterse onu ikram eder kuluna

VIII. Somuncu Koca Hz. ve Hacı Bayram-ı Veli Hz. Söylediklerini Eylemleriyle Nasıl Görünür Kılıyor?

Soruyu bir de şöyle sormalı: İnsanları daha temiz, daha onurlu, daha müreffeh ve daha mutlu-huzurlu bir hayat eriştirmek mefkûresi Anadolu Mayası’nı Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli iç ve dış dünyalarında örnek kişiliklerinde sürdürmeleri, yani salih amel/iyilik eylemi kılmaları nasıl gerçekleşmekteydi?

Onlar söz-eylem bütünlüğünü, “ed-Dunyâ mezra’atu’l-âhira / Dünya âhiretin tarlasıdır.” hikmetine muvafık olarak iç-dış âleme ilişkin yüksek ilmi birikimlerini iki kanaldan hayata aktarıyorlardı:

1-İnsani örneklik: Birey olarak hayatlarındaki yüksek ahlaki kişilikleri ile uyumlu sözleri, yani vaaz ve nasihatleriyle,

2-İlmî yetkinlik: Medresedeki ve dergâhtaki dersleriyle.

3-Pratikte kurumlaşmak: Ahilik.

Onların “bilgi”yi bu şekilde “yaşam boyu eğitim-öğretim” yaklaşımıyla paylaşımında üç ilke dikkat çekmektedir:

1- Doğru dinî bilgiyi uygun içerikle (Uygun müfredat/program’la.) iletmeleri,

2- Doğru dinî bilgiyi talep eden halka anlayacağı dil/üslup kullanmaları,

3-Türkçe hitap-vaaz edip Türkçe ders vermeleri. (Dönemin bilim dili olan Arapça ve Farsçayı biliyor olmalarına rağmen.)

İnsan hazinemiz örnek-önder kişiler olarak Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli bu eğitim-öğretim yaklaşımını hayata katmakla kendilerine özgü ilim-irfan-hikmet’i vazetmiş olmaktadırlar.Burada işaret edilmesi gereken çok önemli hususlar ise şöyledir:

1. Hayatı daha anlamlı, daha aydınlık ve daha mesut yapmanın çarelerini ve pratiklerini düşünmek, yapmak-yaptırmak.

2. Toplumun tecahülüne uğrayan insan topluluklarını (Fakirleri, köylüleri, işçileri.) cehaletten ve sefaletten kurtarmak.

3. Öğrencilerini özgür bireyler olarak inşa etmek, öğrenci-hoca ilgisinde sevginin yoğunluğuyla yaşanan bir varoluşsal durumu benimsemek ve daima “saklantılık” üzere yaşamayı tercih etmek.

Saklantılık ne demektir?

– Hayatın içinde yaşamak ama asla zuhur göstermemek, şöhret ve onun nimetleri peşinde olmamak,

– Bireysel ve toplum içindeki yaşamında maddi ve manevi özgürlüğüne özellikle özen göstermek,

– Daima insan olmaya çabalamak, yani kemâl yolunda yürüme azmini sürekli canlı ve yüksek tutmaya gayret etmek.

Onların ilim-eylem bütünlüğüne ilişkin söz konusu uygulamalarına bu vesileyle bilhassa dikkat etmek lazımdır. Çünkü sözü değil, yapmayı/eylemi (pratik ve aksiyon) esas alan bir eğitim-öğretim yaklaşımı ile insanlaşmak yolunu (tarikat) benimsemişlerdi.

Söylediklerini yapmakta diğer yolları ise şunlardır:

1- İmece usulü (Bugün Orta Asya’da cardımdaşuu deniyor.) ile üretim,

2- Ekmek/gıda ikramı: Kendi üretimleri “un”dan ekmek yaparak ve “Müminler! Somun!”[23] nidasıyla ikram ederek.

3- Çorba ikramı: Elbette kendi üretimleri buğday mahsullerinden yapılmış.

Neden böyle bir ifade kullanmışlar?

Somuncu Koca Hz.’nin Bursa’da iken ekmek ikramında söylediği ve Hacı Bayram-ı Veli Hz.nin Ankara’da “hocasının izini sürerek” uyguladığı “Müminler! Somun!” çağrısı ile insanlara buğday çorbası ve ekmek ikramının çağrışımları geniş bir anlam küreye sahiptir. Bu sebeple bu çağrının içerdiği anlamları mütalaa etmek müstakil bir çalışmanın konusu olmalıdır.

 IX. Sonuç: Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli’nin Bize Söyledikleriyle Ben/Biz Ne Yapalım?

Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli’nin Anadolu mayasını kendi tarihlerinde tecdit ile yaşadıkları hayat, bugün de bizi karmaşık alanlarıyla içine almış vaziyettedir. “Altı Şubat”ın başımıza getirdiği ile “Görün artık!” dediği geniş hayat, önümüzdeki bin başlı bir muamma gibi dursa da onu çözmek fırsatlarımız vardır. Şayet milletimize memleketin kutsal Anadolu Mayası değerlerini bildirip taşına toprağına sinen atalarımızın nefesini, fikrini çağdaş pratiğe, aksiyona tercüme edersek kendimizi bulacağız; hakiki şahsiyete kavuşacağız. Çünkü insan hazinemizin somut olmayan kültürel mirası bizlere bu imkânı verecek niteliktedir.

Tecditin nasıllığını ve neden lazım geldiğini “Altı Şubat”ta ayağa kalkmış Türk Milleti’nin sayısız insani destek çabalarında, akla gelmedik pratiklerinde/aksiyonlarında görülmüştür. Böylece yaşadığımız tarih ve coğrafyada, birey ve toplum ahlakı dünyamızı tecdit ile yeniden inşa edebileceğimizi bildik-gördük-yaşadık.

Şimdi somut olmayan kültürel mirasımızın gerçeklerini Altı Şubat deneyimi üzerine bilginin bütünlüğü-disiplinlerarası işbirliği analiz ve sentezle güncelleyebilir, ulaşılan bilimsel somut reçeteleri bilgi işlemeciliği (design thinking) ile hayatın alanlarında farklı pratikler, aksiyonlar hâlinde yaşam sahnesine görünür kılabiliriz. Bizi biz yapan bu köklerimizdeki yüksek insanlığı yüksek ahlak yapıp-etmeleriyle özgün nitelikte hayatın alanlarında güncel yaşama aktarabiliriz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi, “Ağaç güneşte serpilir; fakat toprağın derinliklerindeki kökü ile beslenir.”

Altı Şubat ile memleket sahnesinde yaşadığımız Anadolu mayalı “ben”ini keşfetmiş “birey”lerin yapmak (eylem/amel) gücünü bulabildiği “biz” bilinci, cümlemizi aktif insanlık tecrübesini daim kılmaya çağırmaktadır. Ruh-vicdan-beden yapımızda sağlam ve sağlıklı durmak için bu davete icabet etmek ve sürdürülebilir kılmak zorundayız.

 Nasıl?

Bu soruyu sormak gerekliydi; çünkü iki insan hazinemiz Somuncu Koca Hz. ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hz.’nin “yüksek insan olmak” yolunda iyilikolsun için Anadolu mayası ile “yaşamak” mirası yukarıda teorik-pratik çerçevede takdim olunmaya çalışılmıştı. Doğal olarak zihin, bu aktif/pratik/aksiyoner insanlık tecrübesinin sürdürülebilirliğini sorgulayacaktır. Aşağıda, Milletimizin bugününü mümkün olan en uygun koşullarda Anadolu mayasının tecditi ile yaşamasını, yarınını da bugününden daha iyi düzeyde inşa etmesini sağlayacak, bir gün meyve vereceğini bildiğimiz, ümitvar olmamızı gerektiren somut çalışmalar takdim olunmaktadır.[24]

Düşünen okul-öğrenen toplum ikileminin en temel mihenk taşlarından birisinin öğretmen olduğu herkesin bildiği basit bir gerçektir. Mesele bu basit gerçeği bilmek değil, bilmenin de ötesinde bu düşüncenin gereklerini eyleme dönüştürmektir. Nasıl ki duman, ateşin çocuğuysa eylem de düşüncenin özü, beynin sevimli çocuğudur.[25]

Ayşe Sıdıka Hanım (1872-1903)

A. Hacı Bayram-ı Veli’nin Nasihatnamesi’nden Seçilen Öğütlerle Değerlerimizi Keşfedelim Çalışmaları Uygulama Örnekleri:

Tarihte her Anadolu evladının evinde Mushaf-ı Şerif, Mevlid-i Şerif, Ahmediye-Muhammediye, Hz. Ali’nin Cenkleri kitapları vardı. Bu kitapların arasında veya onların boş sayfalarında veya keşküllerde nasihatnamelerin de bulunduğu bilinmektedir. Bu bakış açısına göre bugünümüzü inşa eden örnek-önder şahsiyetlerimiz, insan hazinemiz âlimlerin ve Somuncu Koca Hz. ve öğrencisi Hacı Bayram-ı Veli Hz.ninnasihatnameleri manevi/somut olmayan kültürel mirasımızın bir parçasıdır. Onların sadece tarihte değil, bugün de faydası, tesiri devam eden fikrinde zengin ve inandırıcı nasihatnameleri bizleri müşterek çabamız olarak “iyi insan olmak” hayaline ortak olmaya çağırmağa devam ediyor; “yüksek insan olmak hâlini”, kendi tarihimizde bir adım öteye taşımağa davet ediyor. Nasihatleriyle icat ettikleri bu davet, bizi biz yapan değerlerimizi aktif bir insanlık tecrübesi olarak daim kılmak çağrısıdır. Bu da Anadolu Mayası’dır ve millet olarak bizlerin ruhsal ve bedensel sağlam durmamızı sağlar.

Birinci Uygulama: Aksaraylının Değerleri Projesi

2016 Sonbahar-2017 Yaz arasında çalışılan bu projede emeklerini gönülden veren, sadece iyilikolsun için koşan kıymetli ilim-kültür iyilikolsun insanlarımıza müteşekkirim. Gayretlerini ve desteklerini hayırla anmaktayım.[26]

Makalede amaçlanan hedefin gerçekleşmesi ve örnek teşkil edip izlenmesi için yollar açılması dileğiyle aşağıda projenin metninden bazı kısımlar mütalaaya takdim olunmaktadır.

Projenin Mahiyeti ve Amacı:

Ortak değerleri, geçmişi ve gelecek tasavvurunu paylaşan insanlarımız olduğundan millet vasfını kazanmışızdır. Bu sebepledir ki sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için bir araya gelen bir topluluk değiliz.

Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi her biri kendi başına bir millet olmak niteliği taşıyan fertler bireysel özelliklerini ve değerlerini muhafaza ederek diğer fertlerle işbirliği yapabilir. Böylelikle yeni, ortak bir manevi varlık alanı oluşur ve millet ortaya çıkar. Bu anlamda Türk milletinin mayası, Kelime-i Tevhîd’in bir tecellisi olarak “cümle varlığın birliği ve kardeşliğidir”. Anadolu insanı binlerce yıllık tarihin derinliklerinden süzülerek gelen engin feraseti ile her zaman iyinin ve doğrunun yönünü gösteren kutup yıldızının ışığını görmeyi başarmıştır. Anadolu insanının dünya görüşü, akıl, ilim, irfan, ahlak ve güven üzerine kuruludur. Milletimizin ortak şuurunu oluşturan, bizi hayata, birbirimize bağlayan değerleri; yani bizi biz yapan değerleri korumak ve geliştirmek hepimizin, özellikle resmî ve gayr-i resmî kurumlarımızın ortak vazifesi olduğu bilinen husustur.

Diğer yandan Kelime-i Tevhîd temelli mayasının gereği Allah’a inanan insanlar, Allah’ın evreni yaratışındaki hikmete uygun davranmakla mükelleftir. Yüce Allah evreni ve evrendeki bütün varlıkları yaratmış, her bir varlığa kendi doğasını vermiş ve onları tabiatında olanı açığa çıkarmaya müteveccih ve kabiliyetli kılmıştır (hidayet etmiştir). Bahar gelince ağaçların çiçek açması, toprak ve su ile buluşan tohumun çatlayıp başak vermesi ilahî yasanın (sünnetullah) bir gereğidir. Benzer biçimde insanın iyiliği, fiziksel, zihinsel, duygusal açıdan sahip olduğu yetenekleri açığa çıkarmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilahî yaratılış planına uygun olan; toplumda iyiyi, doğruyu, güzeli inkişaf ettirmek; her bir bireyin doğuştan getirdiği özellik ve yeteneklerini kullanmasına imkân sağlamaktır.

Hâl böyle iken, “Bizden adam olmaz”, “Bu ülkede yaşanmaz”, “Burası Türkiye! (?)” tarzındaki olumsuz bakışı ve onu öne çıkaran ifadeler asla kabul edilemez, milletimizin karakterini ifade edemez. Çünkü bu ifadeler neredeyse bütün ahlaki ve insani değerlerimizi, en tehlikelisi de “mayamızı” yok saymaktadır. Bu söylemlerin hem bireysel hem de toplumsal hayatta büyük özgüven kayıplarına sebep olduğu görülmektedir. Bununla birlikte yazılı ve görsel medyada sürekli olumsuz haberlere maruz kalan insanımızın moral ve motivasyonunun sürekli olumsuz etki altında bırakılması sebebiyle bireysel ve toplumsal hayatta önemli kırılmalar yaşanabildiği izlenmektedir.

“Aksaraylının Değerleri Projesi”, işte böyle bir toplumsal vasat içerisinde, ülkemizin güzel şehri Aksaray’da yaşayan insanlarımızın;

  • Ahlaki ve estetik değerler konusundaki farkındalığını güçlendirmeyi,
  • Mutlu bir sosyal hayatın oluşmasında bireylerin rolünü vurgulamayı,
  • Ve en nihayetinde ben-merkezli bir anlayış yerine biz-merkezli mayamız gereği ötekinin haklarını gözeten dünya görüşümüzü toplumun değişik kesimlerine maletmeyi amaçlayan bir insani-ahlaki sosyal sorumluluk projesi olarak ortaya çıkmıştır.

Proje Kapsamında Tasarlanan Faaliyetler:

  1. Aksaraylının Değerlerini Anlatan Metin ve Görseller Hazırlamak
  2. LİSE ÖĞRENCİLERİ “Aksaraylıyım! Şehrimi seviyorum!” BİLGİSAYAR OYUNU YAZILIM YARIŞMASI
  3. Aksaray Üniversitesi Aksaraylının Değerleri Öğrenci Kulübü
  4. Aksaray’ın Değerlerini Tanıtma Hareketi:
  5. Öğretmenlerimizle Aksaray Sohbetleri:
  6. Aksaray Belediyesi – Aksaray Üniversitesi işbirliği ve öncülüğünde Aksaraylının Değerlerini hayatın alanlarında (Doğum, düğün, askere gönderme, cenaze, komşuluk, akrabalık, iyi gün-kötü gün yardımlaşmaları vb.) tespit çalışmaları.
  7. Aksaray’ın İnsanlarını ve Değerlerini konu edinen ve hayatın alanlarında anlatan Kısa Film ve Çizgi Film için hazırlıklar yapılması…

İkinci Uygulama: Hacı Bayram-ı Veli’nin Nasihatleriyle Değerlerimizi Keşfedelim Resim Yarışması[27]

Ankara’da yapılmakta olan Hacı Bayram-ı Veli Uluslararası Sempozyumu’nun Dördüncüsünde, Sempozyum etkinlikleri çerçevesinde Beştepe Şehitleri İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri arasında 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı Bahar Döneminde gerçekleştirilen çalışmadır.

Değerli Okul Yöneticileri, değerli Rehberlik-Resim-Din Kültürü ve Ahlak dersleri öğretmenleriyle danışarak, tartışarak çalışılmıştır. Yarışmanın öğrenme kazanımı, “Somut olmayan kültürel mirasımızın insan hazinesinden Hacı Bayram-ı Veli’nin öğütlerindeki mesajları seçilen sözlerle resimleştirmek,” şeklinde tanımlanmıştır.

Değerli öğretmenlerimizin tespitleriyle sıralamaya giren değerli öğrencilerimize ödülleri Sempozyum açılış toplantısında takdim edilmiş ve “nasihati resimleyen” çalışmaları konferans salonu girişinde sergilenmiştir.

Üçüncü Uygulama: İyilikOlsun Resim Yarışması: Çocukların Hayali İyilikolsun[28]

İyilikOlsunresmi bu çalışmayı Ankara Kent Konseyi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ile birlikte 23 Nisan 2021 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Yarışmanın öğrenme kazanımı, “Kent kültürünü merkeze alarak çocuklara iyiliği öğretmek ve onların yaratıcılığını iyilikle buluşturmak,” olarak tanımlanmıştır. Ayrıntılı bilgi ve görseller https://www.iyilikolsun.com/projects-8 bağlantısından, iyilikolsunresmi instagram sayfasından incelenebilir.

B. Çıkrıkçılar Yokuşunda İnsanlar Var

Çıkrıkçılar Yokuşu’nda esnaf-tezgâhtar-müşteri ilişkilerini yaşama formları ve oluşmuş gelenek açısından araştırarak Anadolu Mayası’nın bu örnekliğini ortaya çıkaran ve böylelikle “Çıkrıkçılar Yokuşu’nu oluşturan ruh”u kaydeden görsel ve basılı pratikler içeren bir çalışmaydı (Yıl: 2015).

Dua: İlgili kişinin vaadine sadakatteki noksanlığını tedavi edecek yed-i âli himmeti ile icra olunması niyaz olunur.

C. Çocuklar İçin Kültürel Miras Çalışmaları Çalıştayı:

Somuncu Koca ve Hacı Bayram-ı Veli’nin bize söyledikleriyle ne yapılabileceği hakkında bir özgün örnek VEKAM/Koç Üniversitesi Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 14-15 Kasım 2019 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen Çocuklar İçin Kültürel Miras Çalışmaları Çalıştayı’dır.

Çalıştaya sunulan bildiriler Çiğdem Maner ve Özlem Dengiz Uğur tarafından yayına hazırlanmış ve aynı başlık altında 2020 yılında VEKAM Yayınları arasında okuyucuya sunulmuştur.[29]

“Çocuklar İçin Kültürel Miras Çalışmaları Çalıştayı, belirli periyotlarla farklı konuları ele alan bir çalıştaylar dizisi olarak planlanmıştır. Birinci çalıştay 14-15 Kasım 2019’da VEKAM’ın Ankara Bağ Evi’nde gerçekleşmiştir. Kültürel miras konusunda hem Türkiye’den hem de dünyadan örnekler sunularak, Türkiye’de bu konuda çalışanlar için yeni fikirlerin oluşması ve sürdürülebilir kültürel miras eğitiminin desteklenmesi hedeflenmiştir. Hem sunum hem de atölyelerden oluşan çalıştayda sunum yapan araştırmacıların düzenlediği atölyeler (Atölyeler: Değişim, Dönüşüm: Evler, Yaşamlar; Şiir ve Şuur: Dizelerle Kültürel Miras, Tarımsal Kültür Mirası Bağlamında Bağ Evi, Dün Bakmak, Bugünü Anlamak, geleceği tasarlamak, Müzelere Yönelik Çocuk Kitabı geliştirme: VEKAM Bağ Evi Örneği, Midas’a Mektup: Ankara’nın İlk Sakinleri, Frigler.), farklı platformlarda yürütülen kültürel miras çalışmalarının çeşitliliğinin ve zenginliğinin, sunumların temalarıyla paralel içeriklerle deneyimlenmesini sağlamıştır.”[30]

D. Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2 Mart 2023 günü Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı Kanun Teklifi’ni görüşerek kabul etmiştir. Yasanın “Genel Gerekçesi” ve “Teklif’in İçeriği”nin makalede ifade olunan hususlara, verilen örneklerin yepyenileriyle icat edilerek yapılabileceğine muvafık bulunduğu değerlendirildiğinden aşağıda mütalaaya sunulmuştur.

“Kanun Teklifi’nin Genel Gerekçesi” şöyledir:

Eşsiz kültürel ve doğal güzellikleri bir arada barındıran, tarihî süreç içerisinde insanlığın gelişimine tanıklık eden Türkiye; arkeoloji çalışmalarında ve kültürel mirasa ev sahipliği yapma anlamında önemli bir merkezdir. Bu çerçevede Türkiye’de, arkeoloji ve kültürel mirasa yönelik bilimsel araştırmaların himaye edilmesi ve geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Arkeolojik keşifler sadece yer altında kalmış insanlığa ait birikimin gün yüzüne çıkarılması değil, insanlık tarihinin yeniden yorumlanması anlamına da gelmektedir. Türk arkeolojisinin dünyaya açılabilmesi, kültürel ve tarihî bağlarının olduğu coğrafyalarla yakınlaşabilmesi, dünya arkeoloji çalışmalarına da katkı ve yön verebilmesi ile edilgen değil, etken bir arkeoloji ve kültürel miras aktörüne dönüşmesi millî menfaatler bakımından da önemlidir. Anayasanın 63 üncü maddesine göre Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu çerçevede, Kültür ve Turizm Bakanlığı ülkemizde kültür varlıklarının arkeolojik araştırma ve kazılarla açığa çıkarılmasını sağlamakla ve kültürel mirasın korunması ile görevlidir. Bu görevlerin yerine getirilmesinde “vakıf” statüsünün sahip olduğu iletişim ve hareket kabiliyeti gibi avantajlarla destek sağlanması, arkeoloji ve kültürel miras alanlarının ülke sınırlarını aşan niteliğini karşılar biçimde gerçekleştirilebilmesi için Kanun Teklifimizle Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı kurulmaktadır.

“Kanun Teklifi’nin İçeriği”nden bir kısım şöyledir:

Yurt içinde ve yurt dışında Türk ve İslam arkeolojisi ve ilgili bilim alanlarında bilimsel çalışmalar yapmak, başta Türk ve İslam arkeolojisi ve kültürel mirası olmak üzere antropoloji, sanat tarihi, tarih, epigrafi, nümistmatik gibi tüm ilgili alanlarda yurt içinde ve yurt dışında tarihi çağlar boyunca var olmuş kültürlerin ve sanatların Türk bilim insanları ve öğrenciler tarafından her yönüyle çalışılmasını teşvik etmesi ve bu alanlarda yapılan bilimsel çalışmaları desteklemesi, görev alanına giren bilim dallarında uluslararası düzeyde iş birliklerini teşvik etmesi ve ortak çalışmaları desteklemesi, yurt dışında arkeolojik kazı, araştırma ve incelemeler yapması ve bu kazılar kapsamındaki eserlerin restorasyonu ve konservasyonu hususunda çalışmalarda bulunması, faaliyet ve amaçlarına uygun yayınların hazırlanması, basılması ve dağıtılmasına yönelik çalışmalar yapması, arkeoloji ve bağlantılı bilim alanlarında arşiv çalışmaları yapması, veri tabanı geliştirmesi, kütüphane ve özel müzeler açması, faaliyet alanları çerçevesinde arkeolojik kazı, araştırma, restorasyon ve konservasyon çalışmalarında bulunan kişilere proje bazlı teşvik, destek, hibe ve burs sağlaması; kongre, sempozyum, konferans, sergi, çalışma gezisi gibi bilimsel, kültürel ve sanatsal etkinlikler gerçekleştirmesi ve desteklemesi, arkeoloji ve kültürel miras alanlarında alınması gereken tedbirleri ve ulusal politika önerilerini raporlayarak ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşması… [31]

Anadolu mayasının tespiti ve tecdidi maksadıyla bilginin bütünlüğü ile disiplinlerarası işbirliği çalışmalarına Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı’nın bir imkân sağlayabileceği, yol açabileceğine Vakfın tanıtımı açısından verilen bu iki metnin içeriği umudumuz olsun!..

Uygulamalara makalenin fehvâsı açısından bakılınca muvaffak olunan nedir?

  1. Çocuklarımızın/gençlerimizin somut olmayan kültürel mirasımız nasihatnameler konusundaki farkındalıkları ve gönülden sahiplenmeleri, bizi biz yapan değerler bir de bu açıdan keşfedilmiş oldu.
  2. Onların bu mirası aktarmağa gönüllü olmalarının yolu/yolları gösterilmiş oldu.
  3. Nasihatnamelerin yeni kuşaklara hitap edecek şekilde güncellenmesi, yeniden inşa olunması ve canlandırılması, sürdürülebilir bir yapıya eriştirilmesi amacıyla bilginin bütünlüğü ile disiplinlerarası işbirliğiyle bir etkinlik/pratik icat edildi.
  4. Pek muhtaç bulunduğumuz şeylerden biri, kurumlararası, kurumiçi işbirliği sağlandı.

Uygulamaların öğrenme çıktıları nedir?

Çocuklarımız/gençlerimiz;

  • Somut olmayan kültürel mirasımızın güncellenmesiyle (Bu örnekte Nasihatnameler’den öğütlerin resimle işlenmesiyle.) aklından vicdanına ve oradan ruhuna (Bu çalışmada renkli kalemlerle kâğıda çizgilerle.) yansıyan iyilik sesini duyan kullanışlı ve kalıcı yetenekler kazanmış güçlü bireyler olabilmek.
  • Böyle bir eğitimle güncel değişime uyum sağlayarak topluma iyilikolsun katkılarında bulunabilmek.
  • Yüksek ahlaki yetkinliğini çağdaş bilimsel donanımla destekleyip topluma değerli bireyler olarak katılmak.
  • Tanımlanmış veya tanımlanmamış iyiliklerle, iyilikolsun için ülkemizi ve evreni imar ederek cennet bahçesine çevirecek davranışlarda bulunabileceğini fark etmek.
  • İnsanlarımızın iyilikolsun için bir araya gelebileceğini bilmek.
  • İyilikolsun için kurumlararası ve kurumiçi işbirliğinin gönülden yürütebilmek.
  • Nihayetinde Anadolu mayalı insanlık maharetini tecdit ile “altı varoluş boyutundan”[32] yaşama katmak.

Dua:

“Altı Şubat”ta, bu tanımlanan öğrenme çıktıları bilfiil yaşandı, yaşanıyor: Helal olsun Milletimize! Ve yaşansın… Arkası gelsin… Daim olsun… Anadolu Mayası’nı tecdit eyleyivere ve iyilikolsun için ayakta kalıvere Türkiye!

Kaynakça

  • Aday, Erdal, “Kuruluş Diyarında Somuncu Baba”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.352-368.
  • Akkuş, Mehmet, “Somuncu Baba Gibi İlim ve İrfan Erelerinin Temel Vasıfları”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.56-59.
  • Altınok, Baki Yaşa, Hacı Bayram Veli Bayramilik-Melamilik, Ahi Yay, Ankara 2012, ss. 95.
  • Aynî, Mehmet Ali, Hacı Bayram-ı Veli, Haz. H. Rahmi Yananlı, Büyüyen Ay, İstanbul 2015.
  • Bilgiseven, Âmiran Kurtkan Bilgiseven, İslâmiyet’in Kültürel Özellikleri ve İslâmî Kavramlar, Filiz Kitabevi, İstanbul1989.
  • Cebecioğlu, Ethem, Hacı Bayram-ı Veli ve Tasavvuf Anlayışı, Muradiye Kültür Vakfı Yay., Ankara 1994, s.224.
  • Cihan, Ahmet Kamil, “Somuncu baba’nın Ahlak Görüşü”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.224-231.
  • Çeçen, Mehmet Korkut, “Yusuf Hakiki Baba Divanı’na Göre Somuncu Baba”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss. 377-382.
  • Doğan, Süleyman, “Somuncu Baba’nın Eğitim Metodu”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.172-188.
  • Erdoğan, Abdülkerim, Ankara’nın Manevi Mimarı Hacı Bayram-ı Veli, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yay., Ankara 2015, s. 72.
  • Fığlalı, Ethem Ruhi ve M. Aydın, Milli Bütünlüğümüz ve Hacı Bektâş Velî, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1999 2. b.
  • Galwsah, Ahmed, İslâmın Mânevî Cephesi, terc. E. İhsanoğlu, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1977.
  • Güneş, Mustafa, “Menâkıb-I Akşemseddin’de Hacı bayram-I Veli ve Somuncu Baba”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.269-279.
  • Güngör, Harun ve Abdurrahman Küçük, Milli Bütünlüğümüzün Kaynakları Asya’dan Anadolu’ya Taşınanlar, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1997.
  • Kaplan, Mehmet, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, MEB Yayınları, Ankara 2001.
  • Özköse, Kadir, “Somuncu Baba’nın Hacı Bayrâm-ı Velî’ye Tesiri”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.205-223.
  • Serinsu, Ahmet Nedim, “Hayreddin-i Tokadî ve Muhammed Muhyiddîn-i Hâkî”, Bolu’nun Değerleri, AİBÜ İlahiyat Fakültesi yayınları, Bolu 2015.
  • Subaşı, İlyas, “Somuncu baba’nın Yetiştiği Ortam”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.73-78.
  • Tatçı, Mustafa ve Ayşe Örnek, “İbrahim Has’ın Tezkiresinde Somuncu Baba İle İlgili YeniBilgiler”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.241-254.
  • Ulu, Mahmut, Somuncu Baba Şeyh Hamîd-I Velî Hayatı ve Eserleri, Aksaray Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2016 5.b.
  • Yoloğlu, Güllü, “Tanımak Ve Tanıtmak İstediğim Somuncu Baba”, Somuncu Baba ve Kültür Çevresi Aksaray 2011 Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı, Editör: Ali Çavuşoğlu, Aksaray Belediyesi Yayınları, Ankara 2012, ss.69-72.

*Şekil ve muhteva bakımından yeniden telif edilen bu makalenin çekirdeği III. Hacı Bayram-ı Veli Uluslararası Sempozyumu (2018)’de sunulan bildiridir.

[1] Peygamberler, mutasavvıflar, filozoflar, ilim insanları, düşünürlerin işlevleri bu bağlamda değerlendirilmelidir.

[2] “İngilizcede Living Human Treasures (LHT) ve Fransızcada Trésors Humains Vivants (THV) olarak ifade edilen ve Türkiye’de Yaşayan İnsan Hazineleri (YİH) olarak adlandırılan bu ulusal sistem UNESCO bünyesinde Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal Sistemlerini Kurma Yönergesi ile yürütülmektedir. Bu yönergeyi benimseyen her taraf devlet kendi ulusal sistemini oluşturmakta ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Türkiye’de Yaşayan İnsan Hazineleri (YİH) Türkiye Ulusal Envanteri hazırlama çalışmaları ile Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal Sistemi çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından, içerisinde çeşitli üniversitelerden katılan akademisyenlerin bulunduğu ve Araştırma ve Eğitim Genel Müdürünün başkanlık ettiği ‘Uzmanlar Komisyonu’nun danışmanlığında yürütülmeye başlanmıştır.” Pınar Kasapoğlu Akyol, “Türkiye’nin Yaşayan İnsan Hazineleri Programı”, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Geleceği Türkiye Deneyimi, s.83-84, 86-87.

[3] Doğru anlaşılmak maksadıyla bu terimin hangi anlam içeriğiyle kullanıldığı açıklanmalıdır. Müceddit: “Yeniden kuvvet ve hayat veren.” [Şemseddin Sami(1850-1904), Kâmûs-ı Türkî, Haz. Mertol Tulum, Tercüman Yayınları, İstanbul tarihsiz.] Yani mücedditlik, tarihin ve coğrafyanın koşullarına uygun sosyokültürel ortama ihtiyaca dönük yeniden kuvvet ve hayat vermek için düşünüp-tasarlayıp inşa eden, yaratıcı ve boletkili ilim insanı olmak durumudur.

Tecdit: “Upgrade/et-tahsîn” yani iyileştirmek, geliştirmek manası taşır. Mesela bkz. Ahterî Mustafa Muslihuddin el-Karahisârî (v.968/1560-61), Ahterî-yi Kebir (TDK Yayınları, Ankara 2017)’de bu kelimeye şu anlamı vermiştir: “Yeni etmek, yenilik.” Mehmed Salâhî’nin (v.1910) Kâmus-ı Osmânî’nin (YEK Yayınları, İstanbul 2019) verdiği anlam şöyledir: “Yenilemek, yenilenmek. Tecdîd-i libâs, tecdîd-i esvâb, tecdîd-i keyf.” Reform kelimesine Kâmûs-ı Türkî’de Şemseddin Sami’nin verdiği anlam, “Daha iyi duruma getirmek gayesiyle yapılan değişiklik. eşanl. ıslahat.”tır. Buna göre tecdit terimi reform anlamında kullanılmamıştır.

[4] Bkz. ve krş. M. Öcal Oğuz (ed.), Ankara’nın Somut Olmayan Kültürel Mirası, Ankara 2012.

[5] Eviliyâ Çelebi Seyhatnâme’de böyle kaydetmiştir. Nakleden: Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ, II.433.

[6] Neden soru?: Soru sorarak meseleyi incelemenin ve takdim etmenin tercihi hakkında bir izah: Sevgili Peygamberimiz (sav) talim-terbiyesinde buyurmuşlardır ki: “Gelir-gideri idareli kullanmak geçinmekte dirliğin/yaşamanın yarısıdır, insanlara sevgi-saygı göstermek aklın yarısıdır, güzel/iyi soru ilmin yarısıdır.” (el-Kastallânî (v.823h.), el-Mevâhibu’l-Ledunniye, II.42.)

İlmî çalışmalar, sorularımız ve sorunlarımızın çözümünde anahtarlar imal etme gayretleri olup -gün içinde netice alınamasa bile- gelecek zamanların kapılarının açılmasında pay sahibidir. Dikilen ağaçların bugün olmasa da bir gün meyve vereceğini bilmek bu çabaları, “iyi soruları” anlamlı kılmaktadır. İbn Rüşd’ün (ö.595/1198) bu bağlamdaki sözünü burada anmalıdır: Öyle görünüyor ki, bizler henüz aydınlatılmasını istediğimiz birçok soruda gerçeği bulmak imkânına sahip değiliz. Bununla beraber biz bugün ulaşabildiğimizi ortaya koymaktan kaçınamayız. Ama, gelecekte ortaya çıkacak yeni koşullar, bugün bize nasip olmayan çözümlere ulaşmayı sağlayabilir.

Aynştayn (1879-1955) “Düşünmeyi soru sormak olarak tanımlamıştır.”: Eğer bir önlem almazsan on dakika içerisinde dünya yok olacak deseler, dokuz dakikayı hangi doğru soruyu sormam gerektiğine ayırırım. (Nakleden: Dilara Demirbulak, “Bütün Düşünceler Zaten Eleştirel Değilmi”, Eleştirel Düşün, ed. Hülya Kılıç, Yeditepe Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2019, s.108.)

[7] Meydan Larousse, VII.370 ve 779; Yaşar Çağbayır, Büyük Türkçe Sözlük, Ötüken Yayınları, İstanbul 2017, V.3365. Ayrıca koca kelimesi için bkz. ve krş.: sozluk.gov.tr ve https://www.lexiqamus.com

[8] Bilgi ve dua: Bilginin bütünlüğü ile ilim tahsili meselesi Şule Yayınları arasında neşredilecek olan (İnşallah) Bilginin Bütünlüğü -İlim Tahsiline Giriş- kitabında müzakere olunmaktadır.

[9] Bu tanımlamanın isabetli olmadığı meselesi ayrı müzakere konusudur.

[10] Cahil, “cehl ile muttasıf olan, her şeyden bîhaber yahud hiçbir şeyi bilmez olan.” Mehmed Salâhî, a.g.e.  

[11] Sefîne-i Evliyâ, Haz. M. Akkuş-A. Yılmaz, İstanbul 2006, II.429 vd.

[12] “Ankara, belki çok kimse inanmayacak ama, Osmanlı Devleti dönemi boyunca Anadolu’nun en büyük endüstri kenti olmuştur. Öte yandan, endüstriyel üretimin çapı, her zaman İstanbul’unkinden kat kat büyük olmuştur. Bunun başlıca nedeni, İstanbul’un tamamen kendi ihtiyaçlarına yönelik üretim yapmasına karşılık, Ankara’nın dünya piyasasına yönelik çok büyük çaplı endüstriyel bir üretime sahip olmasıdır.” Mehmet Ali Kılıçbay, Kent Tarihi: Eski Ankara’da Endüstri”, Yolculuk Dergisi, s.12-13.

[13] Hüseyin Vassaf, a.g.e., a.y.

[14] Nakleden: Nihat Azamat, “Hacı Bayram-ı Velî”, DİA, XIV.442.

[15] A.g.e., II.434 vd.

[16] İsmailErünsal, Ekrem Hakkı Ayverdi Hâtıra Kitabı, s.302’den nakleden Nihat Azamat, a.g.m.

[17] Menkıbenin bazı nakillerinde Sultan Murad II Han’ın Hacı Bayram Veli Hz.ni Edirne’ye çağırdığı, çağırış şekli, vazifeli saray çavuşuna izafe edilen ifadeler Devlet-i Aliyye’nin ulemâ ile münasebeti ahlakı hakkında bilinenlere muhaliftir. Ayrıca hem selatîn-i Âl-i Osmânı hem ulemâ-yı kirâmı rencide edici mahiyettedir. Hak-hukuk, had-hudud bilen ehl-i insâfın bu hususa vâkıf bulundukları takdir edilecektir.

[18] Nihat Azamat, a.g.m.

[19] M. Es’ad Coşan, “Ahmed-i Yesevî Hazretleri”, İstanbul 1996, s. 13 vd; s. 28.

[20] Krş. Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 2006, s.102.

[21] Bkz. ve krş. M. Es’ad Coşan 1996, a.g.m.

[22] Sorular: Neden kırk fırın? Neden ekmek? Neden ekmek yemek?

[23] Soru: Neden böyle bir ifade kullanmışlar? Somuncu Koca Hazretleri ateşsiz fırında ekmek pişirmiş. Ekmek kültürümüzde büyük nimettir, sofranın baş nimetidir. Ekmek insandan kinayedir, aslında pişen insandır; çünkü insan bedeni ekmekle ayakta durur. Dolayısıyla insan yetiştirmek/insan inşa etmek en büyük nimettir. Bugün insan pişiren ateşsiz fırın mekteplerdir. Yani mektep bilim sofrasıdır. Hoca/muallim/öğretmen ve öğrenci/talip bu sofranın en büyük nimetidir. Mekteplerimizin inşa ettiği insana, karşılıklı etkileşimle Anadolu mayası kıvam vermek, insan niteliğini yüksek ahlak değerleri alanında yeniden var etmek bugün nasıl olacak?!

[24]Ayrıca anılan çerçevede icat olunmuş “MezunDost”; “Kırgızistan’da Aile ve Gençlik Merkezleri”; “Kırgızistan’da Mezunlarımızla Din Eğitiminin Geliştirilmesi” ve benzeri çalışmalara rical-i himmetin elinin değmesi duası yapılıp durulmaktadır.

[25] Dilara Demirbulak, a.g.m., a.y.

[26] İyilikolsun insanları: Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sami Yıldız, Dr. A. Ali Ural, Prof. Dr. Yüksel Özden, Prof. Dr. Engin Erdem, Prof. Dr. İhsan Çapçıoğlu, Dr. Dr. Bilal Aytaç, Dr. Hilmi Can Turan, Dr. Öğr. Üyesi M. Bilgehan Aytaç, Güven Kemerkaya, Mustafa Doğan.

[27] Çalışma, kıymetli ilim insanı meslektaşlarım Dr. Öğr. Gör. Dr. Fatma Çapçıoğlu ve Prof. Dr. İhsan Çapçıoğlu’nun destekleriyle gerçekleştirilmişti. Ayrıca Sempozyumu tertip eden Kalem Vakfı yetkilileri ve Prof. Dr. Vahit Göktaş destek verdiler. Cümle hayır sahiplerinin bu iyilikolsun emeklerini teşekkür ve saygı ile anmalıdır.

[28] Çalışma, kıymetli ilim insanı Prof. Dr. Bülent Çaplı ve kıymetli evlatları Berke Çaplı ve Burak Çaplı ile kıymetli AÜİF öğrencilerimiz-öğrenci arkadaşlar elbirliği ile gerçekleştirilmişti. İyilikolsun emeklerini ve çabalarını saygı ve teşekkürle anmalıdır.

[29] Mütalaa önerisi: Bu makalede “insanımızı ayağa kaldırmak” çağrısının genç kuşaklarla nasıl eylemli kılınabileceği hakkında takdirle karşılanması gereken somut çalışmalar örnekliğinden icatçı aksiyoner fikirler edinmek mümkündür.

[30] Çocuklar (0-18) İçin Kültürel Miras Çalışmaları Çalıştayı (Ankara 2020, s.8.) Önsöz’den.

[31] https://www5.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss393.pdf

[32] Mütalaa önerisi: Kavramlaştırma Cennetmekân Hocamız Doğan Cüceloğlu’na aittir. Memleketimizde “mış gibi yaşam” yerine “gerçek yaşam” için ömür harcadığı bu hususu eserlerinden ayrıca mütalaa etmek isabetli olacaktır.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir