OKÇU DUASI


Ali Ural’ın Okçu Duası okurunu, “Attığın zaman sen atmadın fakat Allah attı” (Enfâl, 17) ayetiyle karşılar. Söz konusu epigrafla şair kelimelerin kaderini ilahî bir kaynağa teslim eder. Bu teslimiyet modern dünyanın gürültüsüne, hızına ve kibrine karşı vakur bir duruştur. 

Şairin oku sadağından çıkar çıkmaz ilk önce modernizmin parlak, aldatıcı yüzeyine saplanır. Modern toplumun kutsadığı ilerleme ve kontrol arzusu paradoksal bir şekilde kontrol kaybını ve karanlığı da beraberinde getirir. Ural bilim, güç, ilerleme gibi çağın kutsallarını ironik bir bakış açısıyla sorgular. Kitabın en sarsıcı şiirlerinden Edison ve Topal At ile Aynştayn’ın Mektubu bilimin vicdanla bağını kopardığında nasıl bir kıyım makinesine dönüştüğünü gösterir. Şair kutsanmış, estetize edilmiş bilimin görünmeyen karanlık yüzünü ifşa eder. 

Elektrik, bu dizelerde basit bir icat olmanın ötesine geçerek simgesel bir kimliğe bürünür. İlerlemenin vaat ettiği ışıltıyla insanlığın yaşadığı gerilemenin sancısı aynı metinde güçlü ve yüksek bir sesle dile getirilir. Abraham Lincoln köleliği kâğıt üzerinde kaldırmış olsa da modern köleliğin şekil değiştirerek sürüyor olması “kara kırık fincanların özgürlük rafına dizilmesi” imgesiyle anlatılır. Bu tarihsel göndermelerle yerel bir hikâye evrensel bir eleştiriye evrilir.

“Bilim sana canım feda, hayır arkadaşımın canı,” dizesi modern insanın fedakârlığı hep başkasından beklemesinin ve bedeli ötekine ödetmesinin sert bir itirafıdır. “Benim elektriğim senin elektriğini döver,” cümlesiyse her ne kadar gerçek bir kavgayı hatırlatsa da okura bu çatışma üzerinden bugünün güç savaşlarına dair yeni bir okuma alanı açar.

Şiirdeki “Acımasın halk, kulvarda koşmayana yer yok,” ifadesi o günün hikâyesinden taşarak bugün yarışa hızlı bir şekilde devam eden insanı anlatır. Bu trajik yarışta herkesin birbirini ezerek koştuğu o kulvar neresidir? Peki, geride kalmak bir kayıp mıdır? Şair bir yandan okuru düşündürürken bir yandan da cevabı vermiştir aslında. Ve finaldeki o can alıcı soru: “Anne, cennete girecek mi Edison? Tanrı’ya telgraf çekerek sorabilir bunu?” Bu dize teknolojik ilerlemelere rağmen Edison’un bile cevapsız kaldığı bir sınırın varlığına işaret eder. Güç ve hızla kurulan günümüz dünyasında o büyük boşluğu dolduracak bir alet henüz icat edilmemiştir.

Aynştayn’ın Mektubu, bilimin soğuk kesinliğiyle onun yol açtığı yıkım arasındaki mesafeye işaret eder. Şiirdeki itiraz geçmişle sınırlı kalmaz, bugüne de taşınır. “Bay Roosevelt, yalayıp yut satırlarımı,” dizesi zamandan ve mekândan bağımsız bir meydan okuma, aynı zamanda özgün bir ironidir. Aslında geçmişe meydan okunmaz, şimdiye okunur. Şair de vahşileşerek devam eden sisteme, savunucularına meydan okumuştur. Bu yüzden metnin sesi de, etkisi de yüksektir. 

Einstein’ın o meşhur denklemi şiirde masum bir matematik formülü olarak ele alınmaz. Atomun insana dil çıkardığı, maddenin kontrolsüz halinin yaratacağı bir tehdide dönüşür. Şiirde yinelenen, “Eee eşittir,” dizesi bilimsel bir kesinlikten ziyade alaycı bir sesleniştir. Ayrıca bilimin o iddialı kesinliğine karşı, “Eee, sonuç ne oldu peki?” diyen ironik bir ifadedir. 

Şairin “İlikleyin ceketinizin düğmesini” uyarısı formülün soğuk yüzüne karşı gösterilen mecburi ve sahte saygıyla inceden inceye alay eder. Saramago’nun Körlük’üne yapılan gönderme boşuna değildir. Teknik ilerleme bir aydınlığa sebep olsa bile hakikati göstermeye yetmemiş, insanlığı gördüğünü sandığı yerde derin bir vicdan körlüğüne sürüklemiştir. Şiirin finalindeki “Eee eşittir kutsal denklem” dizesi işte bu yeni kutsala ve ondan beklenen mutlak itaate karşı yapılmış ironik bir itirazdır.

Ali Ural eserinde geçmişin katmanlarını bugünün aynasında yoklayarak geniş bir kültürel coğrafyayı kuşatır. Oku, bilimin koridorlarından geçip Çanakkale sırtlarına, oradan da Rim ile Gazze’nin enkazına uzanır. Öfkesi, dünyanın sessizliğinedir. Özellikle Lifeguard şiirinde can kurtarma iddiasıyla göstermelik yardım yapanları ve yaşanan can pazarını kulesinden çekirdek çitleyerek izleyenleri resmeder. 

Ural bu zorlu yürüyüşte yalnız değildir, sırtını dayadığı dağın ve devraldığı mirasın farkındadır. Ekmek ve Şiir’de Necip Fazıl’a, Karakoç Rüyası’nda Sezai Karakoç’a selam verir. “Şiiri anlamak için ekmek, ekmeği anlamak için şiir” dizesi şiiri entelektüel bir lüks olmaktan çıkarıp hayatın en temel gıdasına dönüştürür. “Önce ekmekler bozulmadı hayır önce şairler bozuldu” tespiti toplumsal çürümeye dair önemli bir teşhistir. Bu silsile Mevlana’dan Ahmet Yesevi’ye uzanan manevi bir inşadır. Şehirler taşla değil, hu sesleriyle, gönül mimarisiyle kurulur. Kuyumcu Selahaddin’in örsünde dövülen sadece altın değil, insanın ham ruhudur.

Okçu Duası’nda, Ural’ın önceki eserlerinde görüldüğü gibi, şiirlerin sıralanışı, bölümlerin isimlendirilmesi ve görsellerle kurulan ilişki bütünlüklü bir anlam inşa eder. Şair, kitabı gerilmiş bir yay ve bir kemankeşin atış anındaki disiplinine göre kurgulamış, şiirlerin üst başlıklarını buna göre vermiştir. 

Modernliğe yöneltilen sorular, bilimsel ilerlemenin etik boşlukları, tarihsel figürlerle yapılan hesaplaşmaların olduğu şiirler Kavsi Pençesi başlığı altında toplanmıştır. Ardından gelen Bilek Siperi, Rim ve Lifeguard Gazze’ye odaklanan şiirlerden oluşur. Bilek nabzın attığı, hayatın hissedildiği yer olduğundan şair bu seçimle Gazze’yi insanlığın ve ümmetin nabzı olarak niteler. Siper ise kirişin sert darbelerine maruz kalan bu coğrafyanın nabzını koruma direncidir. Söz, maneviyatın ve geleneğin dergâhına taşındığında Kalp Sadağı devreye girer. Burada oklar doğrudan kalpten çekilir. Hastalık ve hüzün temalı şiirlerin olduğu son kısma Yay Kanadı başlığı verilmiştir. Nasıl ki yay kanatları esnediğinde oku fırlatabilirse şair de acziyetini, hüznünü kabul ettiğinde oku menzile ulaştırabilir.

Okçu Duası şairin duasıdır, kuşkusuz bir hedefi vardır. Şair yalnızca bir farkındalık sunup kenara çekilmez. Tarihsel arka planı dikkate alarak yayını geriye doğru gerip okunu bugüne ve geleceğe fırlatır. Bir bakıma -kitabın ismine ve duasına yaraşır bir şekilde- onu maksadına doğru yola çıkarır. Dışarıda savaşlar, yıkımlar sürerken ok dönüp dolaşıp insanın kendisine yönelir. 

  • Kahramanmaraşta doğdu. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı üniversitenin sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Evli...


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir