“Yunus Emre’yi anlamanın yolu Risâletü’n-Nushiyye’yi okumaktan geçer.”
Yusuf YILDIRIM
Yunus Emre’nin şiirlerinin toplandığı Divan’ın dışında bir de Risâlet’ün Nushiye adlı bir mesnevisi bulunmaktadır. Ne yazık ki bu eserin önemi yakın zamana kadar anlaşılmamış, eser hep Divan’ın gerisinde kalmıştır. Oysa Divan nasıl Yunus Emre’nin şairlik gücünü gösteriyorsa bu kitap da fikir dünyasının zenginliğini göstermektedir.
Yazılma Hikâyesi

Eserin bir hikâyesi vardır. Menkıbelerden hareketle söyleyecek olursak büyük şair, Tapduk Emre dergâhında tasavvuf eğitimini tamamlamış, bunun üzerine kendisine şiir söyleme izni verilerek Anadolu insanını şiirler aracılığıyla aydınlatması için muhtelif yerlere gönderilmiştir. Tebliğ amaçlı uzun seyahatlerden sonra dergâha döndüğünde, şeyhi, ona kendi dergâhını kurarak dervişler yetiştirmesi görevini vermiştir. Menkıbede bu olay şöyle anlatılır:
“Tapduk Emre ve Yunus birlikte nice zamanlar geçirdiler. Şeyhi onun artık tamamen olgunlaşıp irşada ehil hale geldiğini anlayınca bir gün, “Yunus, sana filan yeri yurtluk verdik. Git dergâhını kur ve halkı irşat et. Şu da icazetnamen,” dedi. Doğduğu topraklara, Sarıköy’e dönerek bir dergâh kurdu, derviş yetiştirmeye başladı. Bu eğitim faaliyeti bir kitaba ihtiyaç hissettirmiş ve Risâlet’ün Nushiyye bu sebeple yazılmıştır.
Eserin Muhtevası

Giriş bölümünün dışında beş bölümden oluşmaktadır. En başta Hz. Adem’in yaratılışı ele alınırken onu takip eden mensur bölümde akıl konusu anlatılır. Bunu Akıl ve Ruh Destanı, Kibir Destanı, Öfke Destanı, Sabır Destanı, Haset ve Cimrilik Destanı, İftira ve Gıybet destanları takip eder.
Bu ara başlıklar bize eserin bir ahlak kitabı olduğunu düşündürür. Ama giriş bölümü dikkate alındığında, daha geniş manada incelenmesinin zorunlu olduğu fark edilir. Eser insan merkezlidir. Onun hangi unsurlardan yaratıldığı, bu unsurlarla şahsiyetindeki iyi ve kötü özelliklerin nasıl oluştuğu, iyilik ve kötülük ordularının insanın gönlünü ele geçirme mücadeleleri anlatılır. Bir var olma hikâyesinden, dünya hayatında, aklın rehberliğiyle insanın kendini inşa edişinden bahsedilir. Elbette kesretten vahdete, cehaletten bilgiye, kibirden tevazuya, acelecilikten sabra, bencillikten diğerkâmlığa geçişin inşasıdır bu. Kısacası insanın hakikat manasında tekrar yapılandırılmasıdır. Modern kavramlarla söyleyecek olursak bu hikâye bir kişisel gelişim hikâyesidir, bilinen anlamda kişisel gelişimden farklı olarak metafizik gelişimin hikâyesi.
Risâlet’ün Nushiyye bu yönüyle dervişler için yazılmış görünse de herkese hitap eder. Çünkü insan sadece etten, kemikten, kandan ibaret değildir. İnsanı insan yapan metafizik tarafıdır. Akıl, gönül, can, nefs şeklinde ifade edebileceğimiz özellikleri mevcuttur. Kişi kendini inşa etmek ve geliştirmek için önce bu özelliklerini bilmek durumundadır. Eser bu yönüyle hepimiz için bir kılavuz niteliğindedir.
Anlam ve Biçim Özellikleri
Risâlet’ün Nushiyye her şeyden evvel anlam dünyası bakımından önem taşır. Zira Yunus Emre kimilerince mektep medrese görmemiş ümmi bir şair, garip bir derviş olarak değerlendirilir. Ümmilik, dervişlik elbette olumsuz nitelikler değildir fakat bunlar Yunus’un gerçekliğini yansıtmaz. M. Fuat Köprülü’nün ifade ettiği gibi medrese tahsili görmüş, esaslı bir kültüre sahip, Kur’an’a Sünnet’e bağlı, tasavvuf ve diğer ilimler konusunda kendini yetiştirmiş eğitimli bir şairdir o. Tasavvuf dünyasındaki yeri başlangıç itibariyle dervişliktir ancak manevi eğitiminden sonra mürşitlik makamıdır. Hem dervişlere hem de diğer insanlara rehber olmuştur. Bu kitapla Yunus Emre’nin sade, kendi halinde, münzevi ve ümmi bir derviş değil; ilmi eğitim almış, çağının bilgilerine vâkıf, dolayısıyla tefekkür ve bilgi anlamında mürşit vasfı taşıyan biri olduğunu görürüz.

Eserin bir başka özelliği aklı ve bilgiyi önemsemesidir. Zira tasavvuf sevgiye dayalı, önceliği gönül olan ve aklı dışarıda bırakan bir anlayıştır. Yunus Emre bu eserde akla ve bilgiye de en az sevgi kadar önem verir. İnsanı bir bütün olarak kavraması hem kalbi hem zihni değerli bulmasının bir işaretidir. Böylece akılla sevgi, duygularla fikirler bir senteze ulaştırılır. Dolayısıyla bu eser Yunus Emre’nin bilgelik ve tefekkür yönünü ortaya koyması bakımından kıymetlidir.
Kitabın giriş bölümünde belirtildiği gibi biçim olarak mesnevi tarzında yazılmıştır. Nüshalara göre değişmekle birlikte beyit sayısı ortalama 500-600 civarındadır. Diğer özelliği yazılış tarihinin belli olmasıdır. Sonlara doğru yer alan, “Söze tarih yedi yüz yediydi / Yunus canı bu yolda fidiydi,” beytinden anlaşılacağı üzere H.707, M.1307 tarihinde, yani Yunus’un vefatından 13 yıl önce kaleme alınmıştır. Tasavvuf şairimizin Divan’ı gibi bu eserinin de birden fazla nüshası bulunur. Aralarında en sağlamı Fatih ve Karaman nüshalarıdır. Cumhuriyet döneminde Burhan Toprak, Osman Horata, Umay Günay, Erdoğan Boz ve Mustafa Özçelik tarafından yeni harflerle neşredilmiş, Yusuf Yıldırım tarafından eserin hacimli bir şerhi yapılmıştır.

0 Tartışmaları