Azerbaycan milli marşının şairi olarak bilinen Ahmed Cevad 1892 yılında Şamhor ilçesi yakınında bulunan Seyfeli köyünde Molla Muhammed Ali’nin oğlu olarak dünyaya gözlerini açmıştır. Babasının ilim meclislerinde bulunan ve onun rahlesinde yetişen Ahmed Cevad ilk muallimi olan babasını 6 yaşında kaybetmiştir. Bu tarihten sonra molla olan dedesiyle yaşamını sürdüren Ahmed babasından aldığı eğitime devam ederek 7 yaşında Kur’an’ı hıfzetmiştir. Babasının vefatından sonra annesiyle beraber üvey abilerinin yanına Gence’ye taşınan küçük Ahmed’in medrese hayatı da burada başlamıştır.
Ahmed’in çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği bu coğrafya, Azerbaycan tarihinde kahramanlık şehri olarak bilinen Gence, Cevad’ın dini ve milli kişiliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Birçok yabancı dil öğrenmiş, dönemin önde gelen isimlerinden dersler almış ve ilk şiirlerini burada kaleme almıştır. Türkiye’den gelen öğretmenlerin de bulunduğu bu mektep Ahmed Cevad’ın Türkiye’ye duyduğu ilginin de artmasına sebep olmuştur. 1912’de Balkan Savaşı’nın başladığını duyunca Kafkas Gönüllüleri Birliğine katılarak Türk ve İslam dünyasının birliğini sağlayacak yegâne güç olarak gördüğü Osmanlı ordusu saflarında Bulgarlara karşı savaşmıştır. Savaş sonrasında tekrar Gence’ye öğretmenlik yapmak üzere dönen şair Cevad’ın fikirleri de Ziya Gökalp ve Türkiye’ye geldiği zaman bizzat tanıştığı Mehmet Emin Yurdakul gibi isimlerden etkilenmiştir. Osmanlı’nın 1914’te Birinci Cihan Harbi’ne girmesi Ahmed Cevad’ın coşkun ruhunu harekete geçirmiş ve sonradan ünlü bestekâr Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenerek kulaklara kazınan “Çırpınırdın Karadeniz” şiirini kaleme almıştır. Savaş sırasında şair, hem fiili hem de edebi bir mücadele vermiş bir taraftan şiirleriyle orduya moral verirken diğer taraftan Bakü Müslüman Cemiyeti Hayriyye’nin yardım faaliyetlerine katılmış; topladığı yardımları Anadolu’da Trabzon, Rize, Kars, Ardahan Erzurum gibi şehirlere ulaştırmış; buralarda rastladığı yetim çocukları Gence’ye getirerek varlıklı ailelerin himayesinde yetişmelerine yardımcı olmuştur. Eşi Şükriye Hanımla da Batum’da tanışmıştır.
Türkiye’de milli mücadele dönemi yaşanırken Azerbaycan toprakları da işgal edilmiş, 1917’de Lenin Ermeni çeteleriyle işbirliğine girerek Azerbaycan topraklarını bolşevikleştirmek için harekete geçmiştir. Osmanlı ordusu Nuri Paşa kumandasındaki Kafkas İslam ordusunu Azerbaycan’a yardıma göndermiş, şair Ahmed Cevad bizzat Nuri Paşayı Gence’de karşılayarak mücadele hareketini başlatmıştır. 1918’de Bakü Rus işgalinden temizlenmiş, 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Milli Şurası resmen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve cumhuriyetin milli marşı şair Ahmed Cevad tarafından keleme alınmıştır.
Fakat bu hürriyet uzun sürmemiş, 1920’de Kızıl Ordu Azerbaycan’ı işgal ederek cumhuriyeti yıkmış ve yerine Bolşevik yönetimini getirmiştir. Bu baskı ortamında yazdığı kitaplardan ve savunduğu Türk-İslam birliği düşüncesinden dolayı Ahmed Cevad KGB’nin hedefi olmuş, ilki 1923’te olmak üzere defalarca tutuklanıp birkaç ay sonra delil yetersizliğinden bırakılmıştır. Bu dönemde Cevad’ın şiirlerinde rastladığımız vatan, hürriyet, bayrak, din, ezan gibi kavramlar form değiştirerek örtülü bir şekilde şiirde yerini korumaya devam etmiş; sembol olarak kullanılan dağ, taş, gökyüzü gibi tabiat kavramları Cevad’ın şiirlerinde daha görünür hale gelmiştir. Şairin Göygöl şiiri bu dönemde yazılmış ve içinde ay ve yıldız sembolleri geçtiği için şairin tutuklanmasına sebep olmuş önemli şiirlerindendir. Şiirinin ana konuları vatan, din, ezan, bayrak, istiklal olmakla beraber özel hayatında yaşadığı sarsıcı olayları da şiirine konu edinmiştir. Özellikle 1936 yılında kızı Elmas’ın vefatı üzerine yazdığı Kızım İçin ve Sesli Kız şiirleri buna örnek gösterilebilir. Ahmed Cevad’ın son şiiri olan Susmaram ise Rus baskısından dolayı kâğıda dökmediği ve bir arkadaşına ezberleterek zamanımıza taşıdığı şiirlerdendir. Bu şiir şairin ölümünden 68 yıl sonra ortaya çıkmış ve şairin sesini yıllar sonrasına taşımıştır.
“…
Nə qədər ki, hakimlik var, məhkumluq var, mən varam!
Zülmə qarşı üsyankaram, əzilsəm də SUSMARAM!!!”
1937 yılında Türk ajanlığı ve vatan hainliği suçuyla Cevad’ın evine baskın yapılmış, bütün evrak, şiir ve yazma eserlere el konulmuştur. Eşi Şükriye Hanım, içinde Cevad’ın birçok şiirinin bulunduğu defteri gizleyerek şiirlerin bugüne ulaşmasını sağlamıştır. Ahmed Cevad tutukluyken maruz kaldığı ağır işkencelere dayanamayarak 13 Aralık 1937’de şehit düşmüştür. Stalin yönetimi şairin tutukluluk esnasında yaşanan bu ölümü perdelemek için hakkında idam kararı çıkarmış ve ölü bedenine iki kurşun sıkılmıştır.
Eşi Şükriye Hanım ise Ahmed Cevad’dan boşanmayı reddetmesi üzerine Bolşevikler tarafından baskı görmüş, çocukları yetimhanelere dağıtılmış, kendisi Kazakistan’a sürgün edilip sekiz sene esir hayatı yaşamıştır.
Ahmed Cevad’ın ilk şiir kitabı 1916 yılında yayımlanan Koşma kitabıdır. Üç sene sonra Dalga ve 1928 senesinde İstanbul’da yayımlanan İstiklal Uğruna isimli kitapları şairin hayattayken basılan kitaplarıdır. Puşkin, Rubala ve Shakespeare’nin bazı şiirlerinin yanı sıra Gürcü şair Şota Rustaveli’nin Pelenk Derisi Giymiş Pehlivan şiirini Azerbaycan Türkçesine çevirmiştir.
Azerbaycan’ın istiklal mücadelesinde önemli rol oynayan Mehmed Emin Resulzade’ye atıfla Ahmed Cevad Azerbaycan edebiyatında “Şiirin Resulzadesi” olarak nam salmıştır. Milli ve dini değerleri savunma yolunda hem silahıyla mücadele etmiş hem de kalemiyle yaşanan tarihsel süreci şair sorumluluğu ile bugünün insanına ulaştırmayı başarmıştır.
Mekânı cennet olsun.
KURAPATKİN’E[1]
Kimdir bizim minarede ezanları susduranlar
“Doğru yola sapma” deyip kanlı irin kusduranlar
Kimler bele kara perde çekdi bizim minbere
“Karı!” diye hitap etti Türkistan’da yiğitlere?
Tekmeleyip Türkistan’ın eğilmeyen başlarını
Kimler çaldı babaların eski mezar taşlarını?
Kimdir, gazete, kerpiçle müzeleri dolduranlar
Özümüzü hayvan sayıp yurdumuza od[2] vuranlar?
Hansı[3] kanun elleriyle, hansı yasa, hansı yazı
Söğütlerin yerlerine dikti Sibir akasyası
Hiçbir tarih göstermezken Türk’ün hain olduğunu
Kimdir çalan Türk ırzını, Türk elinin var yoğunu?
Senin kimi[4] gölgesinden korkanlar
Senin kimi düşünenler, duyanlar
Unut, eski günü unut!
Bak gökteki kara bulut
Mazlumların ahıdır!
“Din” söyledik; Kur’anların tebdiline yeltendiniz
“Dil” söyledik, fikrimize mezar oldu Karadeniz
Zengin idik, kurt oldunuz, yurdumuza saldırdınız
Güzellerin göğsündeki altınları çaldırdınız
Adlarını değiştirip memleketin, ilin, ayın
Siz “şapkasız” sade Türk’ü mekteplere bırakmayın
Hor akarak ecdadın âdetini sevenlere
Zehir verdiz can yerine, size “can” söyleyenlere
Elinizden rahip olup itikâfa çıkanlara
Söyleyin ki başka şeyler düşünürsen, haydi ora!
Sonra bizi Avrupa’da vahşi diye yazın, bozun
Bunun doğru olduğuna inandın mı senin özün
Senin kimi birçok mirasyediler
Bize daha neler… neler ettiler
Unut, eski günü unut!
Bak gökteki kara bulut
Mazlumların ahıdır!
Bu ellerin torpağına, taşına
Çöken, ölmüş yiğitlerin yasıdır
Duman değil, bu dağların başına
Konan, mazlumların ahı, vahıdır
Vatan harap oldu, siz onda baykuş
Of benim güzelim kimlere uymuş
Sibirya’da kazmaların köşesi
Mazlumların kemiğiyle doludur
Senin kimi “eskilerin” pişesi
Gitdiği yol azgınların yoludur
Hoş her vakit gece itmez[5] tan atar[6]
Bilmez miydin seni bir gün kan tutar
Söyleyiniz hansı yurdun balası[7]
Elinizden ölüm camı içmedi
Gösteriniz hansı mülkün havası
Sizin üçün saflığında geçedi
Senin yavrun beşiğinde gülümser
Erenlerin yurdunda ancak yel eser
Unut eski günü unut
Bak gökteki kara bulut
Mazlumların ahıdır!
Bir Katolik kilisesi kadar lal
Türkistan’ın celladına nefretim
Senin kimi azgınlara bir melal
Gelmez mi hiç? Ben o güne hasretim
Türkistan’dan başka birçok yerler var
Size lanet edir dargın ovalar
Unut eski günü unut
Bak gökteki kara bulut
Mazlumların ahıdır!
Derde düşmüş insanoğlu yolunda
Ey hürriyet derman senin elinde
Asılmaya mahkum olan kardaşı
Kurtaracak ferman senin elinde
Yad ellerde yürek ver hak kuluna
Güneşler saç zavallının yoluna
[1] Türkistan’ı işgal faaliyetlerinde önemli rol oynayan Rus general
[2] ateş
[3] hangi
[4] gibi
[5] kaybolmaz
[6] İtiraf eder
[7] bebeği

0 Tartışmaları