Aşırılıklar Tangosu


Dinamitin mucidi Alfred Nobel adına her yıl verilen barış ödülleri bu sene de sahiplerini
buldu. Edebiyat alanında kendisine layık görülen 24 ayar altın kaplamalı yeşil altın madalya ve bir
diplomayla birlikte 11 milyon İsveç kronunu Macar Laszlo Kraszhnahorkai aldı. Komite ödülün,
“Kıyametvari bir dehşetin ortasında bile sanatın gücünü yeniden teyit eden etkileyici ve vizyoner bir
külliyat” ortaya koyduğu için Kraszhnahorkai’ye verildiğini açıkladı. Ayrıca resmi sayfalarında ona
dair, “Kafka’dan Thomas Bernhard’a uzanan Orta Avrupa geleneğinde bir epik yazardır. Absürtlük ve
grotesk aşırılıklarla karakterize edilir. Ancak daha fazla yeteneği vardır ve tefekkürlü, incelikle
ayarlanmış bir üslup benimseyerek Doğu’ya yönelir,” ifadesi kullanıldı.

Nobel’in kendi fikir ve ideolojilerine hizmet eden kişilere dağıtıldığını, dolayısıyla prestijli bir
edebiyat ödülü olmaktan çıktığını artık anlamış bulunuyoruz. Hatta aşırılıklar ne kadar fazlaysa o
kadar iyi isminde barış sözcüğü geçen bu kurum için. Dr. Mustafa Merter’in Hekaton’la Son Tango
adlı kitabında bahsettiği gibi, günümüzde insanı yozlaştırmada kullanılan en önemli araç medyadır.
Kötülüğü alkışlaması sebebiyle Nobel Vakfı da aynı davanın yandaşı, bütünün parçalarından
biriyse İsveç Akademisi’nin kendilerinden olmayan edebiyatçılara kucak açmayacağı bellidir. Başka
bir deyişle Nobel kıyametin çağırıcısı, 2025’in “winner’ı” Yahudi yazar Laszlo Kraszhnahorkai
“kıyametin çağdaş ustası” dır, kimi çevrelerin adlandırdığı gibi. Kalemiyle dünyayı güzelleştirmeye
çalışanlar körlerin ve sağırların birbirini ağırladığı bu sofraya hiçbir zaman davet edilmeyecektir.

Krasznahorkai’nin yaşam öyküsüne ve eserlerine göz atalım. 1954’te Macaristan’ın Romanya
sınırına yakın Gyula kentinde doğdu. József Attila Üniversitesi’nde hukuk okudu, okurken bir
yayınevinde çalıştı. 1978–1983 yılları arasında ELTE Üniversitesi’nde Macarca dil ve edebiyat eğitimi
aldı. Edebi kariyeri boyunca yedi roman yazmıştır. Bir distopya romanı olan ilk yapıtı Şeytan
Tangosu’nu 1985 yılında yayınlandı ve adı bu eserle duyuldu. Aynı zamanda yazarın en bilinen
eseridir. Nobel komitesi romanın, komünizmin çöküşü öncesinde Macar kırsalında terk edilmiş bir
çiftlikte yaşayan yoksul bir topluluğu güçlü ve sembolik bir dille anlattığını belirtmiştir. Sürekli yağan
yağmurun altında, çamurlu sokaklarda, kaos ve belirsizliğin hâkim olduğu hayatların umutsuzlukla
savruluşları konu edilir. Karamsar evrenler, yıkım teması, nihilizme varan bir bakış açısı hâkimdir.
Yine Macar bir yönetmen olan Bela Tarr kitabı beyazperdeye uyarlamış (1994) ve sinema tarihinin en
uzun filmlerinden biri (7,5 saat) ortaya çıkmış. (Satantango) Film, yavaş sinemanın etkileyici bir
örneğidir.

1986 yılında yazarın Af Koşulları adlı öyküsü basıldı. Sovyet Bloku’nun çöküş döneminde
Almanya, ABD, İspanya, Yunanistan, Japonya gibi farklı yerlerde yaşayan romancı Moğolistan ve
Çin’de geçen günlerini Urga Mahpusu (1992) ve Gökyüzünün Altında Yıkım ve Keder (2004) adlı
kitaplarına taşıdı. Sonraki kitaplarında Uzakdoğu felsefesinin izlerine rastlanır.

İkinci romanının yayınlanma tarihi 1989’dur. Direnişin Melankolisi, zamanımızın, sistemin
bozukluğuna karşı mücadelede güçsüz insanını ve çürümeyi kabullenişini işler. Bir taşra kasabasına
gelen sirkin düzeni değiştirmesinin, sosyal çöküşü başlatmasının anlatıldığı eserde alegorik
çağrışımlar bulunmaktadır. Romanda geçen sirk ve dev balina harici bir müdahaleyi, dış güçleri ifade
eder. Kıyamet güldürüsü olarak nitelendirilen kitap 2000 yılında Karanlık Armoniler adıyla
beyazperdeye uyarlanmıştır.

Apokaliptik edebiyatın Macar temsilcisinin üçüncü kitabı Savaş ve Savaş (1999) yalnız ve
takıntılı bir arşivcinin eski bir el yazmasını keşfetmesi, bunu kayıt altına almak için -türlü
maceralardan sonra- New York’a gelmesini anlatır. El yazmasında özgürlük, savaşlar ve ülkelerin
çöküş nedenlerine dair bilgiler vardır. Hikâye içinde hikâye, kitap içinde kitap (Çerçeveleme Tekniği) kullanılmıştır. Bölümlerin her birinde farklı bir zaman ve mekân karşılar okuru. Dinlendirici ve
rahatlatıcı değil, rahatsız edici ve sorgulatan derin bir romandır.

Yazarın, Kuzey Dağı, Güney Gölü, Batı Yolu, Doğu Deresi, (2002) isimli bir novellasıyla
birlikte pek çok kısa öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda bir senarist olup yakın arkadaşı Macar
yönetmen Belà Tarr ile birlikte çalışmaktadır.

Seibo Orada, Aşağıdaydı (2008) adlı yapıtı insanın ölümsüzlük arayışı ve sanatın kutsallığı
üzerinedir. Bir Buda heykelinin restorasyon süreci ve etrafında gelişen yan öyküler tematik bir
bütünlük içinde verilir. 2015 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü’nü kazanmıştır. Ülkemizde
kitapları Can Yayınları tarafından basılmış olan Krasznahorkai’nin edebiyat kariyeri ödüllerle dolu.
Mikes Kelemen Kör Ödülü (1987, Hollanda), Jòzsef Attila (1987, Macaristan), Dery Tibor Ödülü
(1992, Macaristan), Bestenliste Ödülü (1993, Almanya), Krúdy Gyula Ödülü (1993, Macaristan),
Màrai Sandor Ödülü (1998, Macaristan), Soros Vakfı Ödülü (2003), Kossuth Ödülü (2004,
Macaristan), Yazarlar Birliği Ödülü (2009, Macaristan), Spycher Ödülü (2010, İsviçre), Brücke
Berlin Ödülü (2010, Almanya), Prima Primissima Ödülü (2012, Macaristan), Vilenica Ödülü (2014,
Slovenya), Man Booker Uluslararası Ödülü (2015, İngiltere), Nobel Edebiyat ve Barış Ödülü (2025,
İsviçre)

Uzun ve karmaşık cümlelerden oluşan bir dili vardır. Sadece virgüller kullanarak bir paragrafı
sayfalarca devam ettirir ve bu özelliğiyle okunması zor bir yazar olarak görülür. Fakat bu kolaycılığa
kaçmamak ve bir tür sınırları zorlamak değil midir?

Genellikle ürpertici Orta Avrupa köylerinde ve karanlık mekânlarda yaşayan, siyasi kaos
ortamında felaket bekleyen karakterler üzerinden hikâyelerini anlatan yazar röportajlarında Kafka’dan
ilham aldığını dile getirmiş, kitaplarında metaforlu cümlelerle insanın hayat karşısındaki çaresizliğini
aktarmıştır. Apokaliptik edebiyatın unsurlarını barındıran romanları okurda ümitsizlikte debelenme,
edilgenliği benimseme, kıyamete alışma gibi durumları yaratması muhtemel eserlerin sahibi
Krasznahorkai başarılı bir kalem. Çalışkanlığı da cabası. Fakat akıllı okurlara sadece zekâ oyunları
veya kurguda stratejik hamleler yetmiyor. İnsan olmanın gerektirdiği bir duyarlılığı ve bunun hayata
yansımasını da görmek istiyorlar. Bir yazarın güçsüzün yanında durma cesaretine şahit olmaları
kitaplarını okudukları kişileri sahici kılıyor onlar için. Krasznahorkai’nin, yıllardır devam eden
soykırımlara, Doğu Türkistan’da ve Filistin’de yaşanan acılara dair tek kelimesine
rastlayamayışımızdan bahsediyoruz. Ne de olsa dünya üzerindeki bir insanlık dramı romanlardaki
trajedilerden daha gerçektir. Ve Nobel Vakfı her zaman uyguladığı çifte standardı yine göstererek,
vahşet karşısında susanları onurlandırmıştır.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir