BİR MODERN ZAMAN KAHRAMANI: DR. FATİH HASANEYN


Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu dünyasında Batı İttifakı ve Doğu Bloku’nun dışında kalan ülkeler 1960’ların başında Yugoslavya’nın öncülüğünde bir araya gelip Bağlantısızlar Hareketi’ni kurdu. Soğuk Savaş’ın ekonomileri, siyaseti hatta kültürü domine ettiği bir zamanda onlarca ülke için iyi bir açılımdı bu. Harekete katılan devletler arasında ticari anlaşmalar imzalanıyor, karşılıklı yatırımlar yapılıyor, kültürel hoşgörü sağlanıyordu; böylece kutupların etkisi kırılıyordu. Bu ülkeler arasında doğan etkileşim vatandaşları açısından da bazı fırsatlar sunmuştu. Sudanlı genç Fatih’i Yugoslavya’ya tıp okumaya götüren yabancı öğrenci kabul programı, böyle bir siyasi atmosferin küçük bir meyvesiydi. Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif, daha önce Mostar’da bulunan bir akrabasının gösterdiği fotoğraflardan görüp büyülendiği Balkan topraklarına, Belgrad’a ayak bastığında 17 yaşındaydı; yıl 1963’tü.

Bağlantısızlar Hareketi’ne epey kafa yoran, çokça yatırım yapan Başkan Tito, Sudanlı genç bir öğrencinin ileride Balkanlar’daki İslami hareketlerde, hatta Bosna-Hersek’in bağımsızlığını kazanmasında böyle kilit bir rol oynayacağını bilse ne düşünürdü acaba? Belki de öncü bilgiler gelmişti 1980’deki ölümünden önce. Zira dönem dönem yaşattığı ekonomik refaha karşın kurduğu istibdat ve istihbarat rejimi Müslümanlar (Boşnaklar) aleyhine tıkır tıkır çalışıyordu.

Balkan coğrafyasını gördükçe, tarihi öğrendikçe; Osmanlı İmparatorluğu bakiyesinin ve İslamiyet’in tedavülden kaldırılmaya çalışıldığına şahit oldukça içi yanıyordu Fatih’in. Yugoslavya’da Boşnakların, yalnızca Müslümanlıklarından sebep ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmesi, temel insan haklarından bile mahrum bırakılması ruhunda karşı koyamadığı bir kıvılcım çakıyordu. Müslüman görüyordu ama iki kişinin bir araya gelmesi tehlikeliydi; etraf cami doluydu ama birkaç saf ihtiyardan başka gelen giden yoktu; tekkesi medresesi eksik değildi ama görüp görebildiği Balkan Savaşları öncesinden kalma birkaç ilmihal, akaid kitaplarıydı. Ya da Tito rejiminin özellikle manipüle ettiği Kur’ân mealleri…

  Kendisi gibi yabancı öğrenci arkadaşlarıyla vaziyetten rahatsız olsalar da bizzat İslami faaliyetlerde bulunmaları onlar için de tehdit oluşturacaktı. Saraybosna’da, rejim tarafından Müslümanların başına atanmış şahısla tanışıp duygu ve düşüncelerini safça aktardıktan sonra şu yanıtı aldı: “Bu şehri hemen terk et ve karşıma bir daha çıkma!” Sonrasında temkinli davransa da ülkede hissiyatını paylaşacak birilerinin muhakkak olduğunu düşünüyor, arayışını sürdürüyordu. Yolu bir kütüphaneye düştüğünde oranın Boşnak müdürüyle tanıştığında yine kendini tutamadı. Fatih konuşurken müdür onun ağzını kapadı ve tenhaya çekti. Rahat rahat ağlamak istiyordu onu dinlerken. Sonrasında aldığı yanıtın duygusu farklı olsa da içeriği ne yazık ki benzerdi. Bu konuları konuşmanın bile çok tehlikeli olduğu, ısrar ederse başını belaya sokmasının kaçınılmaz olduğu…

Bu süreçte yolları çeşitli kişi ve gruplarla kesişse de kâh rejim korkusundan, kâh yabancı çekingenliğinden Dr. Fatih’in işbirliği teklifleri olumlu karşılanmamıştı. Adında İslam ya da Müslüman geçen resmî kuruluşlar zaten rejimin tahribat ve tahrifat araçlarıydı. Mladi Muslimani’yi (Genç Müslümanlar) duyuyordu ama yasaklı olduğu bilgisiyle birlikte. Arayışı doğru kişiyle karşılaşana kadar sürdü: Aliya İzetbegoviç. Başını belaya sokmaktan çekinmeyen bu iki adam arasında doğan muhabbet Aliya’nın hapsi, Bosna’nın bağımsızlık kararı, savaş ve sonrasındaki devlet olma süreçlerine hep damga vuracaktı.

İlk buluşma, casusların ve muhbirlerin dikkatlerinden kaçmak için Hamam Bar’da (Sırplar tarafından meyhaneye dönüştürülmüş bir Osmanlı hamamı) gerçekleşti. Kadeh şıkırtıları ve sarhoş nidaları arasında hangi eserleri yayımlamaları gerektiğini, nasıl bastıracaklarını ve yayacaklarını konuşuyorlardı. Aliya, kendisinden yirmi yaş küçük bu üniversite öğrencisine saygı duyuyor, onu ciddiyetle dinliyordu. Sebepsiz değildi kuşkusuz: Öncelikle bazı güven testlerinden geçmişti Fatih. Sonra, bölgede olduğu sürece Balkan dillerini, bazı eserleri bizzat tercüme edebilecek düzeyde öğrenmişti. Rejimin öğrenilmiş çaresizliklerinden beriydi, korkusuzdu, pratik zekâlıydı, iş bitiriciydi. Aliya’nın onu dizginlemesini gerektirecek kadar gözü karaydı. Her birinin basımı, yayını, dağıtımı türlü zorluğa gebe onlarca kitapta, derginde ve sair yayında emeği geçti. Bazı kitapları komünist kırmızısı kapaklarla bastırmak, bazı tek kitaplara 3, 5 gibi rakamlar vererek rejim polislerini olmayan diğer ciltleri aramaya yönlendirmek gibi kurnaz hamlelerin fikri Dr. Fatih’e aitti.

Lisans eğitimini bitirip uzmanlık tahsili için Viyana’ya gitme vakti gelmişti. Yugoslavya’dan ayrılırken içi rahattı, yüklendiği sorumlulukları fazlasıyla yerine getirmişti. Kur’ân meal ve tefsirlerinin eksiklerini gidermek, yenilerinin yazımı ve basımına kadar bir sürü iş halledilmişti. Aliya önderliğindeki Müslüman hareket olgunlaşıyordu. Zaten irtibatı koparmadılar, ihtiyaç duyulduğunda Dr. Fatih her daim hazır ve nazırdı.

1983 yılının başlarında, yaşamını Abu Dabi’de sürdürürken Dr. Fatih’in bir ziyaretçisi vardı: Aliya. Vaktiyle onun bir fikrini hayata geçirmenin zamanı geldiğini söylüyordu. Bosna davasını uluslararası zemine taşıyacak bir organizasyona acil ihtiyaç söz konusuydu. Tito ölmüştü, ülkedeki vaziyet Boşnaklar aleyhine sertleşmişti. İstikameti Viyana olarak belirlediler. Dünyaya ses duyurmak için doğru bir adresti, üstelik Dr. Fatih iyi biliyordu ülkeyi. Third World Relief Agency (Üçüncü Dünya Yardım Ajansı) kuruldu.   

Viyana dönüşü tutuklandı Aliya. Onunla birlikte on iki Boşnak aydın daha ağır bir yargılamayla karşı karşıyaydı. Müslüman Boşnak hareket, lider ve aydın kadrosu hapse atılarak bitirilmek isteniyordu Yugoslavya rejimi tarafından. Neler yapmamışlardı ki: İnançlarını özgürce yaşamak istemek, birtakım kitaplar yayımlamak, Boşnakların milli kimliğini temel insan hakları düzeyinde savunmak… Dr. Fatih bu gelişmeden sonra Abu Dabi’deki kurulu düzeniyle vedalaşıp kendini Ajans’a adadı. İlk iş Aliya ve arkadaşlarının başına gelenlerini dünyaya duyurmak, bu haksız yargılamaları uluslararası kamuoyunda gündem etmekti. Boşnak diasporasıyla, İslam dünyasıyla çeşitli temaslar kurulup maddi ve manevi destek organizasyonları başladı.

1984’ün başında, Yugoslavya rejiminin üst düzey yetkilileri olağanın dışında sayıda yeni yıl tebrik kartları almıştı. Dünyanın dört bir yanından, onlarca farklı ülkenin yetkililerince geldiği yazan binlerce kartpostalda ilginç mesajlar bulunuyordu. Aliya ve arkadaşlarının mahkemelerinin haksız ve hukuksuz olduğu, bu konu yeniden değerlendirilmezse Yugoslavya’yla olan ilişkilerin gözden geçirileceği şeklinde örtük tehditler içeren sayısız mektup… Bir ülkenin başka nedenden ötürü bir anlaşmayı iptal etmesi o günlere denk gelince rejim yöneticileri konuyu ciddiye alıp Aliya ve arkadaşlarının iddianameleri yeniden hazırlandı, mahkeme tekrarlandı ve cezalar hafifletildi. Bu başarı, Dr. Fatih ve ekibinin parlak ve pratik zekâsının eseriydi.

Aliya hapiste kaldığı beş sene boyunca fikirlerini ve Boşnakların geleceğini, Dr. Fatih’se Ajans’ı olgunlaştırmıştı. İç ve dış konjonktüre göre Yugoslavya’nın tek parça kalamayacağı aşikârdı. Boşnakların durumu bunun temel sebebi ve çıkış noktası değildi kuşkusuz. Nitekim 13 Mayıs 1990’da Zagreb’de oynanan Dinamo Zagreb – Kızılyıldız maçındaki olayların fitilini ateşlediği Sırp-Hırvat çatışmasıyla Yugoslavya’nın fiilî bölünmesi başlamıştı. Boşnakların siyasi partisi SDA’nın kuruluşu bu olaydan iki hafta sonra gerçekleşti. Dr. Fatih ve Ajans, partinin kuruluşunda maddi manevi olarak büyük destek göstermişti. Bağımsızlık referandumunda da, devletin ilan edilişinde de ve savaşta da…

Yalnızca askerî değil, tarım-hayvancılıktan lojistiğe, altyapıdan gıdaya, uluslararası ilişkilerden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda kuşatma altındaki Bosna-Hersek’in ihtiyaçlarının karşılanmasını organize ediyordu Ajans ve Dr. Fatih. İslam ülkeleri, dünya Boşnakları ve daha bir sürü kişi ve kurumların yardımları onda toplanıyor ve organize ediliyordu. Adeta bir baz istasyonuna dönüşmüştü. Milyar dolarlarla ifade edilen bütçe söz konusuydu.

Hiçbir başarı cezasız kalmazdı. 1994’te işlerin Boşnakların lehine dönmeye başladığı bir atmosferde Ajans’ın Viyana faaliyetlerine son verildi Avusturya devleti tarafından. Dr. Fatih ayrılmak durumundaydı ülkeden. İstikamet Türkiye, organizasyonun yeni merkezi İstanbul’du. İslam dünyasının tarihte nadir görülen bir şekilde birlik olmasına yakışan bir vakaydı şüphesiz bu. 1995’te Batı biraz cebren, biraz da hileyle Dayton Anlaşması’nı taraflara dayatınca savaş bitti. Devlet, belki de mümkün olandan daha ağırına razı edilerek kuruldu. Avrupa’nın ortasında tam bağımsız bir Müslüman devlet Batı için rahatsız ediciydi. Nitekim Türkiye’de de 28 Şubat ortamı hâkim olunca Dr. Fatih 1997’de Türkiye’den de ayrılmaya mecbur bırakıldı. Bir müddet Malezya’da yaşadı.

Bununla da kalmadı. Aliya devletin başında olduğu sürece Batı’nın Bosna-Hersek politikası, her türlü ilişkiyi asgari düzeyde tutmak, ekonomik olarak desteklememekti. Yorgun Aliya, milletinin önünü açmak için başkanlığı 2000 yılında bıraktı. Bunu takip eden gelişmelerden biri, Dr. Fatih’in Bosna-Hersek vatandaşlığını iptal edilmesi ve ülkeye girişinin yasaklanmasıydı. Çok sevdiği Bosna’sını bir daha göremedi. Türkiye’ye dönebildi fakat. Şartlar değişince kalan ömrünün önemli bir bölümünü İstanbul’da geçirdi. Tecrübelerini, fikirlerini, anılarını ve şahit olduklarını kaleme aldı. Son yılları sağlık sorunlarıyla geçti. 19 Ağustos 2024’te İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Cenaze namazı Eyüp Sultan’da kılınarak uğurlandı ve Bakanlar Kurulu kararıyla caminin haziresine defnedildi.

Her kesimden Müslümanı asgari müştereklerde buluşturabilen samimiyetiyle; şahsi inisiyatifini ortak hedeflere yöneltebilen yoldaşlığıyla; barışçıl, diplomatik, resmî her türlü imkândan yararlanabilen fakat savaş söz konusu olduğunda da sakınmayan tarzıyla modern zamanlar için örnek bir kahramandı.

Mekânı cennet, ruhu şâd olsun…

Türkçeye Çevrilen Eserleri:

Bosna Savaşı’na Tanıklığım (Şule Yayınları, 2023)

Bilinmeyen Aliya (Şule Yayınları, 2019)

Ey Sevgili Oğul (Şule Yayınları, 2019)

Drina Köprüsü (Şule Yayınları, 2018)

Endülüs’ün Kız Kardeşi (Şule Yayınları, 2018)

Foça’ya Giden Yol (Şule Yayınları, 2016)

Şeytan Adası Belene (Şule Yayınları, 2016)

Kendisiyle yapılan son söyleşi için tıklayınız:


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir