Hayat bize kesitler sunuyor. İyisiyle kötüsüyle biz bu kesitler toplamıyla yaşıyoruz. Bir anı alıyoruz, başka bir an ile birleştiriyoruz. Zincirin halkaları birleştikçe ortaya bir ömür çıkıyor. Bazılarımız bu kesitleri görmezden gelerek yaşıyor. Bazıları küçük anlardan unutulmaz bir yaşamak sanatı biriktiriyor.
Gülsüm Uysal’ın Annemin Çiçekli Ceplerikitabını okurken, hayatın kesitleri gözümün önünden tek tek geçti. İlk kitabı ile öykü diyarında ben de varım diyen bir içtenlik ve yetkinlik var cümlelerinde Uysal’ın.
Hayatın anlık fotoğraflarından öyküler kurmak da bir sanattır. Gülsüm Uysal tam da bunu yapıyor. Bir dokunuş var, yakalıyor, öylece orada duruyor o detay. Öykü akmaya devam ediyor. Sizin aklınız hâlâ o dokunuşta. Öyküsünü belki de kendiniz tamamlıyorsunuz.
Kitapta bu tarza uygun çok örnek var. Madagaskar Dikeni bunlardan sadece biri. Bu çiçek bir anlık uğrayıp gidiyor yanımıza. Biz daha eczanede, kaybolmanın eşiğinde dönüp dururken çiçek kendinden bile habersiz bir öyküyü yaşıyor. Sonra her şey bitiyor. Son nokta geliyor ince bir dokunuşla; “Bazen bir ağacın kovuğunu oyar gibi kurcalasalar da kalbimi, hâlâ seni kimse bilmiyor.” (s.68)
Kelimelerle, akılla ve zamanla oynamayı seviyor Gülsüm Uysal. Bunu hep aynı ritimde yapıyor. Sizi bir durağanlığa teslim ediyor. Her şey duruyor sanki. Sessizliğin bile sesi çıkmıyor. Olaylar kendi ritminde işliyor. Bir erguvan ağacı ya da makas. Hiç fark etmez. Hayatın içinde yerini alan ne varsa onların tümü eşlik ediyor bize. Kafamız hep yapmak istediğimizde. Mesela bir ölünün ceplerinden ne çıkacağını merak ediyoruz, bir ismin insanı nerelere götürebileceğinin hesaplarını yapıyoruz. Hayat devam ediyor. Kuşlar uçuyor. Bu bile bir umut aslında. Yeter ki görülebilsin.
“Baba kuşlar uçuyor bak gördün mü? Baba kuşlar uçuyor baksana, baba bak kuşlar, baba baba…” (s.54)
Eşyanın da bir ruhu olduğunu görüyoruz bu öykülerde. İnsanlarla beraber eşyaların da kalbine dokunuyor Uysal. Hayatın insana değer katan parçaları diyebiliriz buna. Cansız olsalar da ruhları insana bir renk olan eşyalar bunlar. Evin halleri de diyebiliriz. Çünkü çoğu öykünün mekânı ev. Yerleri değişen eşyalar, uçamayan halılar, pike takımları, duvardaki tablolar, kulplu bir bardak, köşedeki sehpa ve daha fazlası. İnsanın çevresindeki eşyaları da onlarla birlikte can buluyor kendine.
“O buraya ait, biliyor. Kanepelerin düzeni, halının deseni, duvardaki tablolar, konsolun üzeri, neredeyse hepsi onun eseri. Ona ait olan, işine yarayan yaramayan bir sürü ıvır zıvırla dolu çekmeceleri, toz bezleri, kaybolan çoraplarının teki, hepsi bu kocaman evde.” (s.77)
Okuyucuyu şaşırtmayı çok iyi biliyor Uysal. Belki öyle bir amacı da yok. O, öyküsünü kurguluyor. Siz olup bitene kılıflar bulmaya çalışıyorsunuz. Sonuç, hiç de beklediğiniz gibi değil. “Sarı Kola” öyküsünde beklenen hiçbir şey sizin kafanızdaki gibi gerçekleşmiyor. Sarı kola yine anlık olarak uğrayıp kayboluyor öyküde. Siz yaşanmış bir durumun tam ortasında öylesine sessiz, yine bize ne oldu diyerek bir düğünde masada öylece duran sarı kolanın şaşkınlığını yaşıyorsunuz.
Kurguyu, olay örgüsünü, kahramanları durum öyküsünün rengine tam anlamıyla bürüyor Uysal. Durağanlığı ve hayatın bir kesitini tasarladığı öykülerinde bir kılcal damar gibi duran yaşamakla ölmek arasındaki çizgiyi bir nefeslik ömür mesabesinde veriyor. Bu sessizlikte en çok da ölümler ve yalnızlıklar kalıyor bize. Bir odada, farklı bir mekânda, evin bir köşesinde, yazarın elinin-gözünün değdiği ne varsa hepsinde hazırda bekleyen bir tenhalık var.
“Ama küçücük balkonumdan duyulan vapur seslerini, karşı komşumun meraklı hâllerini, ayağımdan kayıp duran yuvarlak paspası, bembeyaz havluları, salata kâsesini, duvardaki üçlü ayna setini kesinlikle özleyeceğim.” (s.28)
Gülsüm Uysal, kendi iç sesine bizi de davet ettiği öykülerine sağlam bir kurgu ve dil evreni oluşturmuş, bunu ilk kitabında yaparak hem kendi adına hem öykümüz adına umut veren bir başlangıç yapmıştır.
Aile hayatı, yalnızlıklar, anneler, babalar, eşyalar, hayaller ve umutlar ile kurulu hayatların toplu bir resmini sunan Gülsüm Uysal’ın annesinin çiçekli cepleri, kendisinin de öykülerden kurulu bir kalbi var.

0 Tartışmaları