“Yazarlarımıza Beş Soru”nun yeni konuğu Fatma Çelebi Biçer. “Kesme Şeker”in yazarı, akademi günlerini paylaştı bizimle.
Atölyelere başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?
Atölyeye terapi amaçlı başlamıştım. Gireceğim farklı bir ortamın ruh halime iyi geleceğini düşünmüştüm. Nitekim öyle de oldu. Daha ilk derslerden itibaren atölyemizdeki samimi ortam, sınıf arkadaşlarım aile sıcaklığıyla karşıladı beni.
Kitap yazmak gibi bir niyetim de hayalim de yoktu. Hocamızın bundan haberi olmamasına rağmen daha ilk aylarda önüme koyduğu yazı reçetesi hem iyileşmeme hem de hayata yeniden tutunmama vesile oldu. Ve bu reçete o kadar isabetliymiş ki şu an düşündüğümde görüyorum; o bana çocuk edebiyatı yolunu açmasaydı hiçbir şekilde kendimi bu kadar güzel ifade edemez, bu kadar mutlu olamazdım. Buna hâlâ hayret ediyor ve hocamızın bizim için bir simyacı olduğunu düşünüyorum.
Ali Ural’ın talebesi olmak demek sizin için ne ifade ediyor?
Elbette büyük bahtiyarlık. Hocamız bize sadece edebiyatın inceliklerini değil, bunu vesile kılarak hayatı doğru okumayı, kendimizi doğru ifade etmeyi, iyiyi, kötüyü, erdemi, güncel hadiseler karşısında edebiyatla nasıl tepki vermemiz gerektiğini, kendimize, etrafımıza, Rabbimize karşı samimiyeti öğretiyor. Ali Ural’ın talebesi olmak demek her ders onun tuttuğu aynada kendimizi, yaratılanı, Yaratan’ı, hadiseleri daha detaylı, hayatın kılcal damarlarına girerek görebilmek demek.
Yazma disiplinini korumak için neler yapıyorsunuz?
Hocamız Ali Ural’ın çalışma azmi, bizler için ortaya koyduğu fedakârlık en büyük motivasyonum oldu. Nitekim hocamızın çok beğendiği ve akabinde bana bir yol çizdiği hikâyemi de bu sorumluluk duygusuyla yazmıştım. İstese sahip olduğu bilgi birikimi ve sanatçı kimliğiyle çok daha farklı yerlerde olabilirdi ama o bizi yetiştirmeyi tercih etti. Madem onun kıymetli vaktini alıyorum, o hâlde bunun karşılığında ben de gayret göstermeliyim diye düşünürüm. Tabii hocamızın bize sunduğu reçeteler var, onları elimden geldiğince uygulamaya çalışarak yazma disiplinimi korumaya çalışıyorum.
Ayrıca atölyelerimizdeki ders işleme metodumuzun öneminden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Özellikle okuduğumuz kitapları tetkik ederken her bir arkadaşımın bakışı, yorumu, benim fark edemediğim pek çok unsuru onların merceği sayesinde görmüş olmak, beni daha dikkatli bir okur olmaya, daha disiplinli okumalar yapmaya ve düşünmeye sevk etti. Tabii bu disiplin doğal olarak yazdığınız metinlere de yansıyor.
Kitabınızı yazarken motivasyonunuzu yitirdiğiniz zamanlarda size yeniden başlama gücü veren ne oldu?
Hocamızın bize verdiği emek ve güven duygusu en büyük itici gücüm oldu. O, “Olacak, yapacaksın,” demeseydi bitiremezdim. Bir de hocamız yön çizerken hep bir metnin kendimiz için değil, insanlık için olmasına dikkat eder ve bize de bunu tembih ederdi. Böyle kutsal bir niyetin parçası olabilmek benim için önemli bir motivasyon kaynağı.
Atölye arkadaşlarınıza ne söylemek istersiniz?
Hocalarına güvenmelerini ve sebat etmelerini. Ödev yapmadan sadece dersleri takip edip sınıfta bulunmanın bile insana çok şey katacağına inanıyorum.
Bir alanda kabiliyetli olmak elbette çok güzel bir lütuf. Ancak sebat olmayınca lütfun pek ehemmiyeti olmuyor. Onun için bence en önemlisi düzenli olarak dersleri takip etmek, yap denileni yapmak, yapma denileni yapmamak. Gerisi kolay.
Bir de hata yapmaktan korkmamalarını tavsiye ederim. Bazen şahit oluyorum, arkadaşlarımız yazdığı yazıyı beğenmedikleri için getirmiyorlar. Halbuki kötü sandığımız metinlerden hocamız öyle bir cümle buluyor ki, yepyeni bir kurgunun, hikâyenin, denemenin anahtarı olabiliyor. Bırakalım metnin iyiliğine kötülüğüne hocamız karar versin.

0 Tartışmaları