FİLİSTİN EDEBİYATI ve ŞİİRİ 


Füze sizden taş bizden

Kılıç sizden kan bizden

Ateş sizden can bizden

Saatlerinizi de alın vaktimizden

ve defolun![1]

Filistin edebiyatını anlamak için Filistin tarihine dair bilgi sahibi olmak gerekir. Filistin edebiyatının ortaya çıkışı ve gelişimi 19. yy.da Osmanlı devletinin buradan ayrılmasıyla ortaya çıkan Filistin sorunuyla başlar. Zeytinin, limonun, portakalın toprağı olan Filistin, asırlar boyu pek çok kavmin yaşadığı yerlerden biri olmuştur. Hz. Davud’un, Hz. Süleyman’ın, Hz. Yusuf’un, Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed’in hatırasının olduğu peygamberler diyarıdır Filistin yurdu.

            Adını, M.Ö. onikinci yüzyılda Kavimler göçüyle gelen Filist’lerden alan Filistin, tarih boyunca konumu itibariyle türlü savaşlara maruz kalmış Akdeniz kıyı şeridi, Şeria Nehri ve Suriye ile Mısır arasında kalan bölgedir. Tabiat güzelliği-zenginliği ve stratejik konumu, buna ilaveten üç dinin kutsalı olarak kabul edilmesi sebebiyle günümüze dek çatışmalara sahne olmuş topraklardır.

            Yaklaşık dört yüzyıl Osmanlı idaresinde bulunmuş Filistinin kaderi, devletin gücünü kaybetmesi sonucu değişmeye başlar. 19. yy sonlarında Rusya’da anti-semitizmin ortaya çıkması ve  Rusya yahudilerinin Filistin topraklarına gelmek istemeleri ve Osmanlı devletinin zayıflamış olması bu topraklarda kurulacak olan Yahudi devletine zemin hazırlamıştır. İsrailoğulları, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği ve daha sonradan yıkılan Süleyman (Salamon) tapınağını yeniden inşa etmeyi ümit ederek bu topraklarda kendilerine ait bir devlet kurmayı amaçlar. Bu hedef doğrultusunda Filistin Araplarının toprakları kanlı işgallerle gasp edilir ve Arap nüfusunu uzaklaştırma politikası uygulamaya geçirilir. Kutsal kitaplarında Yehova’nın İbrahim’e; Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları senin milletine veriyorum, demesinden hareketle “Vaad edilmiş topraklar” olan bu bölgenin büyük Yahudi devletine ait olduğu öne sürülür ve işgal faaliyetleri günümüze dek acımasızca devam eder. Bununla beraber farklı ülkelerde yaşayan Yahudi nüfus, Filistin topraklarına yerleştirilerek Filistin’i yahudileştirme çalışmaları hızlandırılır. Askeri güç bakımından Yahudilerle boy ölçüşemeyecek olan Filistinli Araplar direnmekten vazgeçmezler. Bu durum Yahudi terörünün artmasına ve köy baskınlarına neden olur. Yapılan  katliamlarsa Filistinlileri göçe zorlar.[2]

            1948 yılında İngiliz manda yönetiminin sona ermesinden kısa süre önce Tel Aviv’de toplanan Yahudi Ulusal Konseyi, Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan eder. Bunun üzerine Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak kuvvetlerinin Filistin’e girmesiyle Birinci Arap-İsrail Savaşı başlamış olur. Neticede pek çok Filistinli yurtlarını terk ederek mülteci konumuna düşer ve İsrail’in yıpratma politikaları sert bir şekilde varlığını sürdürür.[3]

            Siyasi karışıklar sonucu Filistin’de edebi hayatın diğer Arap ülkelerine göre oldukça geç gelişme gösterdiği söylenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Süveyş kanalının açılması, siyasal değişimler, Mısır başta olmak üzere diğer Arap ülkelerinin Avrupayla ilişkilerini artırması, ilahi dinlerin merkezi olan Filistinde misyonerlik çalışmalarının başlamasına ve edebi açıdan hareketliliğe neden olur.[4] Bölgede söz sahibi olmak isteyen Rusya, Fransa, İngiltere, İtalya, ABD ve Almanya gibi ülkeler kiliseler, manastırlar, yetimhaneler, hastaneler ve misyoner okulları açar. Ana dil Arapça dışında pek çok yabancı dilde eğitim yapılmaya başlanır. Bu sayede farklı ülkelerin edebi eserleriyle, tercüme faaliyetleriyle canlanmaya başlar Filistin edebiyatı. İbranice dini eserlerin basımı için 1830’da Yahudi Nesim Bak tarafından Filistin’e matbaanın gelişi ve bunu takip eden diğer din ve mezheplerin kendi matbaalarını kurması sonucu edebi hayat bundan nasibini alır. Özellikle bilim ve edebiyat ağırlıklı yayınlar tercih eden Rusların kurduğu Suriye yetimhanesinin matbaası dikkat çeker. Filistin hikâyeciliğinin öncüsü olarak kabul edilen Ḫalîl Beydes’in en-Nefâisu’l-‘Aṣriyye adlı dergisi de bu matbaada basılır. Matbaanın yaygınlaşması gazetecilik ve dergiciliğin önünü açar. İlk gazete 1904 yılında Arapça ve Türkçe olarak basılan el-Ḳudsu’ş-Şerîf’tir. İlk dergi ise ünlü yazar ve çevirmen Ḫalîl Beydes’in Hayfa’da 1908 yılında çıkardığı en-Nefâis adlı dergidir.

            İnsanların fikirlerini geliştirdikleri, düşüncelerini özgürce ifade ettikleri pek çok dernek, topluluk ve klüp kurulur ve bu topluluklar Filistin’de edebi hayatın gelişmesine büyük katkıda bulunur. Hayfa’da Tevfîḳ Zeybek, Refîḳ et-Temîmî, Ḳaysar el- Ḫûrî, Edîb el-Cûdi‘, Yûsuf el-Ḫatib, Abdurrahman Ramazân ve Cemîl el-Baḥrî tarafından 1922 yılında kurulan Ḥalḳatu’l-Edeb (Edebiyat Halkası/حلق ة الأدب) adlı dernek Arap Dilini güçlendirme, hitabet sanatını geliştirme, öğretimi destekleme, edebî eserleri yayınlama, Hayfa halkının edebî zevkini geliştirme, edebiyat şenlikleri ve konferanslar düzenleme ve telif eser yazımına teşvik etmek gibi pek çok misyon üstlenir.

            Filistin modern hikayeciliğinin öncü ismi Halil Beydes’ten sonra Mahmud Seyfuddîn el-Îrânî, Necatî Sıdḳî, ‘Ârif el-‘Azzûnî, Necva Ḳa‘vâr (1920- 2015), Esma Ṭûbî, Abdulhamîd Yasin, Cemâl el-Ḥuseynî ve Cebra İbrâhîm Cebra, İsḥaḳ Mûsâ el-Ḥuseynî (1904-1990) ve Ahmed Şâkir el-Kermî (1895- 1927) ve Semîra ‘Azzâm edebiyatın gelişiminde rol alan isimler olmuşlardır.

            Bu dönem hikâyelerinin bir kısmında kötülük ve zulümden uzak bir dünya ya da adaletin, sevginin, iyiliğin hükmettiği ideal bir şehir gibi romantik konular işlenirken, bir kısmında da aile ilişkileri, ekonomik durum, ilim ve cehalet gibi toplumsal hayatı ilgilendiren sorunların ele alındığı görülür. Öte taraftan Siyonizm ve mandacılığa karşı Filistin halkının direnişi, yaşadıkları zorluk ve acıları gerçekçi bir bakış açısıyla işleyen hikâyelere rastlanır.

            Daha sonraları Filistin için ciddi bir dönüm noktası olan ve İsrail devletinin kurulmasıyla binlerce Filistinlinin evlerini, topraklarını terk etmek zorunda kaldığı 1948 yılından başlayıp Araplar için yenilgi ile sonuçlanan Altı gün savaşlarının yapıldığı 1967 yılına kadar süren dönem gelir.

            1948’de yaşanan Nekbe’nin ardından hayatta kalan, içinde yazar ve şairlerin de bulunduğu binlerce Filistinli göç etmek mecburiyetinde kalır. Topraklarından zorla uzaklaştırılmalarıyla kültürel hayat durma noktasına gelir. Siyonist rejim, Filistin kültürüne ve geçmişine dair her şeyi ortadan kaldırıp ediplerin göçmesi nedeniyle basım-yayım çalışmalarını da sekteye uğratır. Şehir merkezlerinde yaşayan halkın göçe zorlanması, kırsal kesimde yaşayan Filistinlilerin bu topraklarda kalmaya devam etmesi edebiyatın uzaktan gelişmesine yol açmışsa da direniş, mültecilerin sıkıntıları, yurt hasreti gibi konularla Filistin şiirinin parlak bir noktaya ulaşmasını sağlar. Çekilen zorluklara ve yokluk ortamına rağmen yine hikaye ve roman yazarları yetişmeye devam eder. Bunlar arasında Ḥanna İbrâhîm (d. 1927), Emîl Ḥabîbî (d. 1921), Selîm Ḫûrî (1934-1991), Zeki Dervîş (d. 1944), Ferec Nûr Selmân (d. 1936), Muḥammed ‘Alî Ṭaha (d. 1941), Maḥmûd ‘Abbâsî (d. 1935), Tevfîḳ Fayyâḍ (d. 1939), Musṭafa Marrâr (d. 1830), ‘Ataullah Manṣûr (d. 1934), Muḥammed Naffâ‘ (d. 1939) gibi isimleri saymak mümkündür. Fakat şunu da ifade etmek gerekir ki Emîl Ṭûma (1919-1985) gibi pek çok eleştirmen bu yazarları Filistin davasından uzak, siyasi olayları ele almayan ve zaman zaman neredeyse İsrail’in Filistinlilere yaptıklarını hoş gören, hatta yaptıklarını aklamaya kadar götüren bir eğilim içinde olmaları nedeniyle Filistin edebiyatı açısından dikkate almazlar ve sert bir dille eleştirir. Diğer taraftan diasporada yaşayan, siyasi kimliği ve sanat ürünleri açısından Filistin edebiyatına imzasını atmış bir diğer isim ise Ġassân Kenefânî’dir. Öykü, roman ve makale alanında yer etmiş Gassan Kenefâni sünni müslüman olmasına rağmen babasının isteğiyle misyoner okulu  Medresetu’l-Ferîr’de eğitim görür. 1948 Arap-İsrail savaşına kadar Yafa şehrinde yaşar ve sonra mülteci olarak Lübnan’ın Sayda şehrine oradan da Suriye’ye yerleşir. Şam’da zor koşullar altında okurken bir yandan gazetede baskı düzeltme işinde çalışır. Bu dönemde Filistin’le ilgili programlara katılır ve ilk deneme yazılarını yazar. Daha sonra elde ettiği nüfuz ile Kuveyt’te yaşamaya başlar ve Ebu’l Izz müstear adıyla köşe yazıları yazar. El-Ḳamîṣu’l-Mesrûk (Çalıntı Gömlek) adlı kısa öyküyle edebiyat alanında ilk ödülünü alır. Kuveyt’te öğretmenlik yaptığı sırada Filistinli mülteci çocukların hayatlarına daha yakından tanık olur ve çeşitli konularda çektikleri sıkıntıları hikâyelerinde işler. Arap Ulusal Hareketinin Filistin kanadı 1967 yılında Filistin Halk Kurtuluş cephesi olur ve Kenefâni örgütün sözcülüğünü üstlenir. Bu dönemde kendini Marksist-Leninist olarak tanımlar. Politik, tarihi ve kültürel pek çok yazı kaleme alır. 1972’de aracına yerleştirilen bombanın patlamasıyla genç yaşta hayata veda eder. Eserlerinde mültecilik konusunu derinden işleyen Kenefâni, profesyonel ordu ve teçhizat karşısında acziyet yaşayan halkın çaresizliğini anlatır:

            Eski tüfekler adamların kaba ellerinde kanlı destanlar gibi önümüzden geçip gidiyordu. Uzaktan gelen bomba sesleriyse süregelen çatışmayı, pencereden sessizce ölüm sahasına bakarken, orada kocalarını kaybeden anneleri ve babalarını yitiren çocukları haber veriyordu.

            Öykülerinde işgale karşı direnen, vatan ve toprak için küçük yaşlarda mücadele eden insanları anlatır Kenefâni. Arḍu’l-Burtuḳâli’l-Ḥazîn (Hüzünlü Portakal Diyarı) adlı koleksiyonunda bulunan Varaḳa mine’r-Remle (Remle’den Mektup) adlı öyküde bir Filistinlinin, dokuz yaşındayken yaşadığı şehir olan Remle’nin Yahudiler tarafından işgal edilmesiyle başından geçen olayları hatırlamasını konu edinir.

            Necva Ḳa‘vâr Faraḥ, Emru’l-İḥtiyâreyn (İki Seçim Arasında) adlı öyküsünde de topraklarından ayrılarak mülteci durumuna düşen Filistinli bir köylü ve ailesini işler. Tıpkı toprağından koparılan bir çiçek gibi solarak ölmek insanların kaderi olur.

            Vatan sevgisinin her tür tutkudan üstün tutulması ve bir bakıma kutsanması, pek çok hikâyede ele alınır. el-Îrânî Metâ Yentehi’l-leyl (Gece Ne Zaman Bitecek) adlı koleksiyonunda bulunan İḍrıb Rasâs (Ateş Et) adlı öyküsünde vatana, toprağa olan aşk ve bağlılığı bu defa da Ürdünlü bir gencin gözüyle anlatır.

            Filistin toplumunda vatanı, toprağı her şeyin üstünde tutan ve bu uğurda  türlü mücadele veren insanların yanında, kişisel çıkarları doğrultusunda ihanet içinde olan Filistinliler de anlatılmıştır. El-Îrânî’nin Maʻa’n-Nâs adlı hikâye koleksiyonunda bulunan el-Arḍ eṭ-Ṭayyibe (Verimli Topraklar) adlı hikâyesinde, Yafa’da yaşayan çiftçi Hacı Davud’un kısıtlı koşullar altında toprağına, vatanına sahip çıkmaya çalışırken diğer yandan bir kısım insanın çıkarları uğruna vatana ihanet edebiliyor olmaları ele alınır.

            Vatan ve toprak sevgisi ile vatana ihanet edenleri ele alan bir başka hikâye de yine Kenefânî’ye ait er-Racul el-lezi Lem Yemut (Ölmeyen Adam) adlı hikayedir. Filistin’de toprağını Yahudilere satan bir adam ile bu satışa karşı olan bir kadının adamı arazi satışından vazgeçirmek için gösterdiği, ancak sonuçta işe yaramayan çaba ele alınır.

            Filistin hikayeciliği Arap edebiyat tarihi bakımından değindiği konularla dünya edebiyatına da ışık tutar, iltica sorunu karşısında dağılan aile yapılarından ve sosyal değişimlerden bahseden. Semîra ‘Azzâm’ın Zaġârîd (Zılgıtlar) adlı öyküsü işgal sonrası  hayatta kalmak için çırpınan aileleri ele alır. Kenefânî’ye ait Ab’ad mine’l-hudûd (Sınırların Ötesinde) adlı öyküsünde de Filistinli bir mültecinin kendi topraklarında yaşadığı sefil hayatın anlamsızlığını fark ederek isyan etmesi ele alınır.

            1948-1967 dönemi Filistin hikâyeciliğinde kadının yeri ve kadın sorunları işlenmeye başlanır. Semîra ‘Azzâm’ın Va Ḳıṣaṣ Uḫrâ (Ve Diğer Hikâyeler) adlı hikâye koleksiyonunda bulunan Aṭfâl’u’l- Aḫarîn (Başkalarının Çocukları) adlı hikâyede, çocukları olmayan bir çiftin yaşadığı iç devinimler ele alınır. Gelenek, görenek baskısı sonucu çocuğu olmadığı için üzerine kuma gelen kadınların hikayesine yer verilir.

            Filistin hikayeciliği, 1948’den bu yana yaşanan gerçeklerin kayda alındığı bir mecra olarak kaşımıza çıkmaktadır.[5] Bir nevi arşiv kaynağı olarak görebileceğimiz hikayelerde mücadele ruhunu diri tutmak başta olmak üzere göç sebebiyle yaşanan sıkıntılar, sürgün, mülteci olmak, yokluk, kadın, kadın-erkek ilişkileri, sistem eleştirisi, insan yaşamının gerektirdiği en temel haklar ve aşk gibi konular ele alınmıştır. Bireyin vicdani hesaplaşmaları, ihanet, adalet duygusunun zayıflaması, bireysel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması Filistin hikayelerinde yer eder. Anlatma, gösterme, montaj, geriye dönüş, iç çözümleme gibi tekniklerin kullanılması Filistin hikayeciğinin önemini artırır.

            Filistin edebiyatı için direniş edebiyatı ifadesi 1948 Nekbe ve 1967 Nekse  yenilgilerinden sonra ortaya çıkar. Süreç içerisinde savaş edebiyatı, cihat edebiyatı, vatan edebiyatı ve mücadele edebiyatı gibi isimlerle anılır. Direniş edebiyatı Gassan Kenefânî tarafından bir terim olarak kullanır. Kültürel kuşatma, Filistinli yazarları eser vermeye teşvik eder. Eserlerde Filistin halkının yaşadığı zorluklar yanında haklı mücadelelerini dünyaya duyurma amacı taşır. Arap milliyetçiliğini uyandırmak, farklı din-mezhepler olmasına rağmen tek bir amaç doğrultusunda birleşerek direniş göstermek hikaye, nesir, şiir, tiyatro ve gazete makalelerinde öne çıkan başlıca konular arasında yer alır. Filistin direniş edebiyatının gayesi Nekbe ve Nekse olaylarının ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak böylece insanların Filistin davasını tanımasına imkan sunmak ve işgale karşı bir çıkış yolu aramaktır. Filistin halkının yaşadığı sürgünün muhakkak bir gün vatana dönüşle son bulacağı ümidiyle eserlerde şüphe, gözyaşı, yas ve ümitsizliğe yer verilmez.

            1950 yılından sonra Arap edebiyatında Filistin şiiri, mukavemet şiirleriyle farklı bir boyut kazanmıştır. Semih el-Kasım, Mahmut Derviş, Tevfik Zeyyad, Raşit Hüseyin, Ahmet Hüseyin, Emil Habibi, Murid el- Bergûsi, Radva Aşur, İlyas Huri ve Gassan el-Kenefânî gibi isimler Filistin şiirini dünyaya tanıtırlar. Şiirlerde hitap üslubu ön plandadır. Direniş edebiyatında yazarlar farklı türlerde eserler kaleme alsa da şiirlerin önüne geçilemez. Yazılan her şiir İsraili hedef alan bir kurşun gibi görülür.

            Ülkemizde ve dünyada Filistin meselesi veya şiiri anıldığında ilk akla gelen isimlerden Mahmut Derviş’tir. 1941 yılında Filistin’de Akka’nın el- Birve köyünde dünyaya geldiğinde Filistin manda yönetimi altında bulunur. Siyonist çeteler tarafından el-Birve köyü de göçe zorlanır ve Derviş ailesi Lübnan’a sığınır. Bir yıl sonra gizlice el-Birve köyüne döndüklerinde oranın tamamen yıkıldığını ve Yahudi yerleşimcilerin olduğunu görürler. Böylece kendi yurtlarında da mülteci konuma düşen pek çok Filistinli gibi onlar da kimlik kartı için İsrail yargısı ve bürokrasisiyle uğraşmak zorunda kalırlar. Derviş, 1961 yılında maruz kaldıkları baskılar ve dramatik koşulların etkisiyle gençlik döneminde siyasetle ilgilenir. Yahudi ve Arapların aynı çatı altında faaliyet gösterdikleri İsrail Kominist Partisi’ne (Rakah) üye olur. Böylece partinin yayın organlarında çalışmaya başlar fakat çok defa göz altına alınır ve tutuklanır. Sıkı yönetim kurallarını çiğnediği ve şiir yazdığı gerekçesiyle ev hapsine tabi tutulur. İsrail sınırları içinde öğrenim görmesi mümkün olmaz Moskova’ya geçer. Orada da aradığını bulmayan Derviş Kahire’ye gider ve Filistin Kurtuluş Örgütüne üye olur. 1993’te imzalanan Oslo anlatlaşmasının adil olmadığını ve Filistinlilere zarar verdiğini düşünerek FKÖ üyeliğinden ayrılır. Amman ve Ramallah arasında gidip gelse de ömrünün çoğu kısmını Ramallah’ta geçirir. 2008 Teksas’ta geçirdiği kalp ameliyatı sonucu hayatını kaybeder.

            Derviş, modern şairlerden Suriyeli Nizar Kabbani ve Muhammet el-Mağût, Mısırlı Salah Abdussabûr, Iraklı şairlerden Bedr Şakir es-Seyyab ve Abdulvehhap el-Bayati’den etkilenir. İsrail tarafından bir tehdit olarak görülen Derviş’in direniş şiirlerinde kimlik kaybı, toprak, tarih, yabancılık duygusu, sürgün, yalnızlık, dostluk, ölüm, aşk ve kadın konular dikkat çeker. Kaydet Arabım (Kimlik Kartı) şiiri bütün Arap dünyasında yankılanır ve bir manifestoya dönüşür:

Kaydet!

Arabım

Kartımın numarası elli bin

Çocuklarımın sayısı sekiz

Dokuzuncusu da yolda yaz sonunda burda!

Kızıyor musun?

Kaydet!

Arabım

Taş ocağında çalışıyorum emekçi yoldaşlarımla

Çocuklarımın sayısı sekiz

Ekmeklerini taştan çıkarıyorum

giysilerini ve defterlerini!

Sadaka dilenecek değilim kapında

Konağının girişi önünde küçük düşürecek değilim kendimi!

Kızıyor musun?

Kaydet!

Arabım

Adım var yalnız, yoktur soyadım

Öfkeden köpürerek yaşayan en sabırlı insanıyım bu diyarın

Zamanın doğuşundan

yılların başlamasından

selvilerden, zeytinlerden

otların yeşermesinden

daha eskiye uzanır köklerim!

Karabasan süren bir ailedendir babam soylu efendilerden değil

Ve dedem bir çiftçiydi

ne nesebi vardı ne de şeceresi!

Kitap okumaktan evvel

güneşin yükselişiydi bana öğrettiği

 Evim bir korucu kulübesi dallardan ve kamışlardan

 Rahatlatıyor mu seni bu durumum?

Adım var yalnız, yoktur soyadım

Kaydet!

Arabım

Saç rengi: Kömür karası

Gözler: Kahverengi

Ayırıcı niteliklerim: Başımda kefiye üstünde bir siyah çember

Ayalarım adeta sert bir kaya

tırmalar kim dokunsa

Adresim:

Sokakları adsız

unutulmuş bir köydenim, silahsız

Taş ocağındadır, tarladadır tüm erkekleri

 Kızıyor musun?

Kaydet!

Arabım

Sen yağmaladın bağlarını atalarımın

 Benim ve tüm çocuklarımın sürdüğü toprağı sen yağmaladın

Bana ve torunlarıma

hiç bir şey bırakmadın

şu kayalıklardan başka!

 Söylendiğine göre hükümetiniz

 bunları da alacakmış, öyle mi?

Madem öyle!

Kaydet!

Kaydet ilk sayfanın ta en başına

Nefret etmem insanlardan

Hiç kimseye saldırmam!

Ama aç kalınca

toprağımı gaspedeni çiğ çiğ yerim!

Kolla kendini, kork benim açlığımdan.

 “Kan Çiçekleri” şiirinde İsrail’in katliamlarından birini anlatır:

Buldular göğsünde bir gül kandili.

 Ve bir ay, bir ay ve o uzanırken ölü olarak üzerinde taşın,

Buldular cebinde birkaç kuruş,

Buldular kibrit kutusu ve seyahat izin belgesi

Ve körpe bileğinde nakışlar.

Öptü onu anası,

Bir yıl ağıt yaktı anası.

Bir yıl sonra diken bitti nazarlarında

Ve çöktü karanlık.

Kardeşi büyüdüğünde,

İş arar oldu şehrin pazarlarında.

 Hapsettiler onu,

Seyahat izin belgesi taşımıyordu.

Caddede küflü kasalar taşır dururdu

Ve başka kasalar.

Ah! Ülkemin çocukları.

Böyle öldü ay!

            Deviş’in, “Celile de kuşlar ölüyor”, “Biz kaybettik aşk da kazanmadı”, “Kanatsız kuşlar”, “Tüfek ışığında yazı yazmak”, “O bir şarkıdır” ve “Daha az gül” gibi eserleri mevcuttur.

            Murid el-Berğusi de tıpkı Mahmut Derviş gibi eserlerinde hayat, ölüm, sürgün, gurbet, yalnızlık, vatan hasreti ve özgürlük konularına temas eder. Bu yüzden realist bir tutumla sembolik anlatıma başvurur. Şiirinde ironik bir dil kullanan el-Berğusi en çok özgürlüğü arzulamıştır.

HİÇBİR SIKINTIM YOK

Ellerim kelepçesiz.

Dilim de susturulmadı henüz

Şu ana kadar aleyhime bir hüküm de çıkarılmadı

 İşimden de kovulmadım

İzin veriliyor hapisteki yakınlarımı

Ve bazı ülkelerdeki mezarlarını ziyaret etmeme

Hiçbir sıkıntım yok.

            Suriyeli yazar Nizar Kabbânî daha çok kadınların şairi olarak anılmış olsa da 1948 Nekbe’den sonra siyasi-sosyal değişiklikleri ele alarak eleştirel dili şiirlerine yansıtır. Arap toplumunun içinde bulunduğu uyuşukluğu, kaderciliği ve tembelliği işler. “Ekmek, haşhaş ve ay” adlı şiiri ilk siyasi şiirdir:

Ay doğunca doğuda

Ve dalınca uykuya beyaz çatılar

Çiçek öbekleri altında…

Terk eder insanlar dükkânları ve yürürler gurup grup

Buluşmak için ayla…

Ekmek taşırlar, gramofon taşırlar dağların tepesine

Bir de uyuşturucu levazımatı,

Hayal satıp hayal alırlar

Ve ölürler – ay ortaya çıkınca-

Bir ışık kursu ne yapar

Benim ülkeme,

Peygamberler ülkesine

Sıradan insanların,

Tütün çiğneyenlerin, uyuşturucu tacirlerinin ülkesine?

Ay ne yapar ki bize

Kaybedelim azametimizi,

Yaşayalım gökyüzünden yardım dilemek için

Ne var ki gökyüzünde

Tembeller için.. Güçsüzler için…

…

Ekmeği ancak düşünde gören milyonlar,

Geceleri öksürükten yapılmış evlerde oturan

İlâcın nasıl bir şey olduğunu hiç bilmeyen milyonlar,

 Işığın altında dönüşüverirler ölüye.

            Sonuç olarak, peygamberler diyarı üç dinin de mukaddesi kabul edilen Kudüsün yer aldığı Filistin toprakları Siyonizmin işgali altında kanıyla, canıyla, taşıyla, şiiriyle direnmeye devam etmektedir.

Ve ant içerim ki,

bir mendil işleyeceğim yarına kadar,

gözlerine sunduğum şiirlerle süslü

ve bir cümleyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:

“Bir Filistin vardı,

bir Filistin gene var!”

Mahmut Derviş


[1] Derviş, Mahmut (2008). Biz kaybettik aşk da kazanmadı. (Çev: Lütfullah Göktaş). Kitabevi, İstanbul.

[2] M. LUTFULLAH KARAMAN, “FİLİSTİN”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/filistin (28.10.2023).

[3] Öner, Ali (2012). Çatışmalar ve görüşmeler sarmalında Filistin-İsrail. Mana Yayınları, İstanbul.

[4] Gökkaya, Şirin (2020). Filistin edebiyatında kısa hikâye (1948-1967). Yayımlanmamış doktora tezi.

[5] Can, Muhammed Berat (2019). Filistin Direniş Edebiyatı.SOCIAL SCIENCES STUDIES JOURNAL (SSSJournal)


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir