Akçabük’ten ötesi
Ne şapkası ne fesi
Nuh Nebi’nin yaşında
Türkeli’nin meşesi
(Türkeli Türküsü-Anonim)
Gerze’den Türkeli’ne doğru giderken yeşilliğe doyuyoruz. Birkaç yıl evvel ağır sel afetine maruz kalan Ayancık’ın dere yolu yaralarını sarmış. Yeni köprüler, bağlantı yolları yapılmış. Keskin virajlı gelişli gidişli daracık orman yollarından arabamızla geçerken aniden önümüze çıkan ağır vasıta araçların sürati nefesimizi kesiyor. Allah’tan şoförümüz tecrübeli ve dikkatli. Arka koltukta misafirimiz olan gazeteci Gülcan Tezcan yol boyu başıboş hayvanlara nazar ediyor. Bu coğrafyaya aşina olduğunu, Devrekânili olduğunu ve gerçek hayatın buralarda olduğunu üzerine basa basa vurguluyor. Şoförü uyanık tutup arabadakileri hareketlendirmek için Gülcan Hanım’a “Gerçek Hayat” buralarda diyorsun, halbuki biz “Gerçek Hayat’ın Fatih’te olduğunu ve hatta sizin de bir müddet orada çalıştığınızı biliyorduk” diye parça tesirli bir espri patlatınca şoför dikiz aynasına bakar gibi yan yan bana doğru bakarak arabanın havalandırmasını sonuna dek açıyor. Aklı sıra esprinin boğucu tesir ve kokusunu böyle izale etmeye çalışıyordu. Mesajı aldım. Ayancık’lı 15 Temmuz şehidi Ömer Can Açıkgöz’ün yol kenarındaki kabrinde yavaşlayarak şehidimize ve cümlesine Fatihalar gönderiyoruz.
Ayancık Güzelkent (Helaldı) yolu yayaların yürümesi için oldukça riskli bir yol. Bu yüzden arabaların oldukça dikkatli seyretmesi gerekiyor. Yerleşim yerleriyle yol arasında bir yaya şeridi ya da cep benzeri bir şey yok. Kulağını geçen arabalara kaptırmış, burun farkıyla gelip giden arabaların aynasından kurtulmuş çok insan var. Aniden önünüze bir öküz, bir inek ya da koyun sürüsü çıkabilir. Buna hazır olmanız için bir ayağınız sürekli frende olması gerekir. Çarşamba, Ayaz köy, Düz köy, Akçabük, Keş köy… tabelalarını hızla geçerek Güzelkent’e varıyoruz. Güzelkent oldukça şirin bir sahil kasabası. Bir zamanlar belde hüviyetinde belediye ile yönetilirken azalan nüfus sebebiyle köye dönüştürülmüş ve yönetimi muhtarlığa tevdi edilmiş. Şimdilerde Türkeli ilçesine bağlı bir mahalleye dönüştürülmüştür. Güzelkent Zonguldak, Kastamonu, Sinop hattında en uzun kumsala sahip, insanlarının büyük kısmının Almanya, Fransa, Avusturya gibi ülkelerde çalıştığı bir yerleşke. Burayı gezerken ilk dikkat çeken çok görkemli ve lüks konutların sahil boyunca sıralanmış olmasıdır. Denizi ile tanışmak, ama öyle çok fazla samimi olmamak lazımdır. Zira Güzelkent’te birçok aileden çoluk çocuğuna dair bir boğulma hikayesi dinleyebilirsiniz.
Güzelkent ile Türkeli arası arabayla yaklaşık 10 dakika. Türkeli halkı işinde gücünde bir halk. Hatta bu biraz da fazlaca böyle. Topluluk halinde ilçede dolaşan memleketin değişik yerlerinden ilk kez buraya gelmiş olan sanatçı, edebiyatçı, akademisyen ve bürokratın kim olduğunu, buraya niçin geldiklerini merak eden bir bakışa kolay kolay rastlayamıyorsunuz. Göz ucuyla bakıp geçiyorlar. Açık hava etkinliklerinde de “Burada ne oluyor?” ya da “Biraz sonra ne olacak?” şeklinde bir refleks ve izlenim yok. Gündem birçok Anadolu kasabasında olduğu gibi burada da oyun oynanan kahvehanelerde belirleniyor. Öyle derdini depreştirip deşmedikçe ekonomik sıkıntıdan bahseden bir Türkeli’liye de rastlamanız zor. Özellikle yaz aylarında ilçenin nüfusu on kat artıyor. Bu da esnafın yüzünü güldüren bir şey. Üç gün boyunca köyleri de içerisine alacak şekilde Türkeli’nin bütün okullarında, toplanılmaya ve konuşulmaya müsait salonlarında, etkinlik yapmaya uygun alanlarında eğitim ve kültür programları yapılacak. Bu olmaz denilenin olur hale getirilmesi, başarılması demek.
Açılış programı, öğrencilerin yazıp sahneledikleri aile temalı tiyatro oyunları ve ödül töreni, bütün öğretim kademelerinden öğrencilerin katıldığı şiir ve öykü yarışması ödül töreni gerçekten de kasaba imkân ve kalitesinin çok üzerinde niteliği haizdi. Bunu takdir edebilmek için o gün orada olmak lazımdı. Şunu bir kere daha gördük ki imkân verilip alaka gösterildiği zaman eğitimde büyükşehir-taşra farkı da ortadan kalkıyor. Hatta bu fark taşradaki okul ve öğrencilerin lehine gelişebiliyor. Erkekler kategorisi tiyatro yarışmasında birincilik ödülü alan Türkeli Mesleki Teknik Anadolu Lisesi bu konuda somut güzel bir örnektir. Türkeli Eğitim Kültür Günleri programı Türkiye’ye örnek olabilecek çok önemli unsurları bünyesinde taşıyor. Öncelikle bir şeyi yapma, önemseme isteğinin diğer bütün noktalardan önemli olduğunu gösteriyor bu üç günlük program. Yola çıkma isteğinin dayandığı temel niyet ve dinamik yapılacak işleri kolaylaştırıyor. Sözgelimi etkinliğin ilk günü Millî Eğitim Bakanlığı’nın önemli kademelerinden dört ismin konuşmacı olarak katıldığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Birinci Yılı Değerlendirme Paneli” bu konuda tüm memlekete örnek olacak nitelikteydi. Modaretörlüğünü Milli Eğitim Bakan Danışmanı yazar Erol Erdoğan’ın yaptığı panelde Talim Terbiye Başkan Yardımcısı M. Nezir Gül, Bartın İl Milli Eğitim Müdürü Ramazan Aşçı ve Sinop İl Milli Eğitim Müdürü Osman Cebeci maarif modelinin birinci yılını değerlendirdiler. Salon hıncahınç dolu ve dinleyicilerin büyük bir kısmı not alan, soran ve sorgulayan kişilerden oluşmaktaydı. Bunu sorular bölümünde daha iyi anlamıştık. Türkeli yerleşke ve ulaşım itibariyle belki Sinop merkeze uzaktı, fakat görünen oydu ki mutluluğa çok yakındı. Öğretmen profili dışarıdan buraya gelenlere bu intibaı veriyordu. Maarif modeli üzerine gerçekleştirilen bu toplantı panel kapsamının çok üzerinde bir tür mini Eğitim-Öğretim Zirvesi gibiydi.
Yazar-Öğrenci buluşmaları Talim Terbiye Başkan Yardımcısı M. Nezir Gül’ün Türkeli’nin liseli gençleri ve velileriyle bir araya geldiği derler eğitimine dair sıcak ve samimi sohbetle başladı, ardından Şule Kala, Gülcan Tezcan, Ali Ural, H.Salih Zengin, Erol Erdoğan ve Bestami Yazgan gibi şair ve yazarlarla devam etti. Bu buluşmaların en güzel yanı öğrencileri yazarlarla buluşturmak gibi görünse de daha da önemlisi yazarların öğrencilerle buluşma imkânını yakalayıp onlardaki cevheri keşfetme fırsatı bulabilmesidir. Bunun bir başka örneğini Türkeli Filistin Şiir Akşam’ında görüp bahtiyar olduk. Memleketimizin seçkin şairleri Türkeli Şehit Ömer Halis Demir Meydanı’nda Filistin şiirleri okuyup terör devleti İsrail’i telin ederken lise öğrencilerinin de yazdıkları şiirlerle şiir akşamına iştirak etmeleri bu anlamlı akşamı taçlandırmaya yetmişti. Türkelli’ye uzak ilçelerden şiir dinletisi için gelen ve kürsüde Filistin’e destek noktasında duygularını ifade eden genç insanları da söylemeden geçmeyelim.
Sadece eğitimci ve edebiyatçılar değil aynı zamanda Türkeli’nin ve Türkiye’nin yetiştirdiği önemli akademisyen ve yazarların yaptıkları söyleşiler programa ayrı bir renk kattı. Prof. Dr. Cevdet Yılmaz’ın Akçabük köyündeki ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yanı sıra velilere yörenin dünü, bugünü noktasında kültürel değişimini anlattığı açık hava söyleşisi ilgiyle dinlendi. Kütüphanelerden yararlanma, okuma ve kitap bilinci üzerine konuşmak üzere Türkeli Kütüphanesi’nde ortaokul öğrencileriyle bir araya gelen kendisi de o toprakların çocuğu olan Doç. Dr. Ahmet Altay’ın programı tek kelimeyle öğrenciler üzerinde unutulmayacak izler bırakacak nitelikteydi. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Muhammed Enes Kala “Düşünmenin İlkeleri ve Felsefe” konulu söyleşisiyle Türkeli ve Ayancık’ta liseli öğrencilere doyumsuz bir felsefe ziyafeti vermişti. Bir ilçeyi büyüten nüfusu değil nüfuzudur. Türkeli görünen tarafından çok görünmeyen yönüyle büyük potansiyelleri, insan kaynaklarını bünyesinde barındıran bir kasaba. Türkeli’nin çalışkan Belediye Başkanı Veysel Şahin Bey memlekete hizmet noktasında imkansıza inanmadığına şahit olduk. “Daha iyisini, daha büyüğünü ve kuşatıcı olanı da yaparız” inancının Başkan Bey’de kök salması yediden yetmişe bu ilçede yaşayan herkesin ümidini artırıyor. Düşünün büyük şehirlerin harcı olan Ahmet Muhip Dıranas’ın şiiri ve edebiyatımızdaki yerini anlatmak için Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Necati Tonga Kırıkkale’den kalkıp geliyor. Eminim Ahmet Muhip Dıranas da hayatta olsaydı bir program için Türkeli’ye koşa koşa gelirdi. Sevgili Necati Tonga memleket sevdalısı bir yazarımız. Sinop-Türkeli sahillerinde denizin iyot kokusunu derinden içine çeken tüm konuk yazarlarımıza bu kokunun iyi geleceğinden şüphem yok.
Bu sene “Türkeli Eğitim ve Kültür Günleri”nde ilk kez yapılan yazar-şairlerle köy buluşması aynı zamanda bir geleneği de başlatmış oldu. Akçabük köyünde ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yanı sıra köy halkı ile 677 yıllık meşe ağacının altında bir araya gelen şair ve yazarlar burada yedi asırlık ulu meşe ağacının masalını çocuklarla birlikte yazdılar. Son derece coşkulu geçen buluşmanın gerçek ev sahibi bir imparatorluk gibi hâlâ ayakta duran bu meşe ağacıydı. Ağacın altında toplananlar ağaca kendilerinden birer ikişer cümle kattılar. Herkes ama herkes konuştu, bir tek ulu meşe ağacı hariç. O sadece dinledi ve tarihin parşömenine notlar aldı. Sükutunda gizlenen anlamdan öyle anlaşılıyordu ki en büyük dileği çevresinde çember olan bu çocuk buketi hiç eksilmesin ve her sene burada meşeye dair anlatılmayanı anlatsınlar.
Gelecek senenin ulu meşe masalını şimdiden yazmaya var mısınız? Yere konan kuşları da unutmazsınız artık.











0 Tartışmaları