John Steinbeck’in “Cennetin Doğusu” ile Herman Hesse’nin “Demian” romanları çok farklı konuları işlemekle beraber temel aldıkları arketip ortaktır: Habil ile Kabil hikâyesi… Ve onun yeniden kurgulanma/formatlanma çabası…
Cennetin Doğusu romanı, Hz. Âdem ve oğullarının hikâyesinin, Amerikan iç savaşı sonrası ABD’nin yeniden inşa yıllarına denk düşen bir zamanda yaşamış iki ailenin -Hamilton ve Trask aileleri- hikâyesi üzerinden yeniden yorumlanmasına dayanır. Aynı zamanda ABD’nin bir “dünya cenneti” kurma iddiası da kitabın adında yer alan “Eden(Cennet)” imgesinin farklı bir yüzünü yansıtmaktadır, romanda ABD’nin bu “yapay cennet” hayalinin bir anlamda yapısökümü yapılmaktadır.
Demian romanın merkezindeyse, kitaba adını veren -insanları anlama konusunda bir nevi telepatik sezisi olan- Demian karakterinin Habil ile Kabil hikâyesini farklı bir şekilde anlatışı vardır. Esasen romanın anlatıcısı Demian değildir, o anlatılandır, onu arkadaşının gözünden dinler, tanırız. Anlatıcının adı Sinclair’dır ve aslında Demian’la da çok sıkı fıkı bir dostlukları yoktur, buna rağmen Demian onda köklü bir etki bırakmıştır. Sinclair, bilhassa ailesinden öğrendiği dini anlatıların hiç ummadığı farklı yorumlarını Demian’dan dinlemesiyle öğrencilik yıllarında düşünce hayatında fırtınalar yaşamıştır. Ve özellikle onu en çok etkileyen (Hristiyan anlatısındaki versiyonuyla) Habil ile Kabil hikâyesi -ve onun Demian tarafından yapılan bir nevi aşırı yorum1u- olmuştur.
Her iki romanın da ortak noktası Habil ile Kabil hikâyesinde, Kabil ile empati yapma, hatta onun tarafını tutma girişimidir. İnsan soyunun Kabil’den geldiğini ve insanın alnında bunun “izini” taşıdığı iddiasını temel alan bu düşünce bir nevi Kabil üzerinden -insanın Cennet’ten çıkarılışı temasını “original sin/ilk günah” şeklinde imgeleştirip her insanın doğarken bu ilk günahla doğduğu inancına bir ek2 getirerek- bu izi “second sin / ikinci günah” olarak köklendirmektir. Bu aynı zamanda Batı medeniyetinin günah çıkarmak için kendine aradığı bir başka dayanaktır, bir başka muhayyel köktür -mitoloji, Antik Yunan medeniyetinin ululanması vb. gibi- belki de.
Bu bakımdan kendi hakkı olarak gördüğü şeylere uzanmak için her yolu meşru gören Batı medeniyetinin fiillerinin gerisinde bu bakış açısının bir meşruiyet sağlayıcı kök olarak durduğu söylenebilir. Habil’in erdemini güçsüzlük, pasiflik sayan Batı, dünyaya hükmetmek -ne olursa olsun ve ne yolla olursa olsun hükmetmek- adına Kabil’in yolundan gitmeyi tercih ederek bu ikinci günahı bir arketip olarak üstlenmiştir diyebiliriz.
Bu arka planların dışında gerek Cennetin Doğusu gerek Demian gayet nitelikli eserlerdir. Ancak her ne kadar Hesse’nin bir gençlik anlatısına koşut insanoğlunun hikâyesini anlattığı Demian sempati duyulası bir eser ise de biz Steinbeck’in romanını eşine az rastlanır bir modern epik3 destan oluşuyla bir adım önde saymaktayız.
Velhasılıkelam her iki romanı da bahsini ettiğimiz arka planı dikkate alarak Habil ile Kabil hikâyesinin İslâm’daki asıl hâli ile esas metni (İncil) tahrif olmuş (yorumları, esas metni yerine geçmiş) Hristiyan anlatıdaki farkları dikkate alarak okumak ufuk açıcı olacaktır kanaatindeyiz.

0 Tartışmaları