OCAĞA GİRİŞ


Emekli olmadan önce çalıştığım işte mesleğini kendine saklayanları gördüğüm gibi başkasına öğretme konusunda gönüllü olanlara da şahit oldum. Bir alanda tek uzman olmanın sağlayacağı avantajlardan vazgeçebilmek için bir derdi olmalı ustanın. Yalnız kendisinin kaldıramayacağı büyük bir yıkım görüp yüzlerce ustaya ihtiyaç olduğunu bilmeli. Bildiklerini cömertçe paylaşabilmeli talebeleriyle. Bu açıdan bakıldığında ilk koşulun bilmek ve cömertlik olduğunu söyleyebiliriz. Oysa bilmek ve öğretebilmek aynı şeyler değil. Sadece pedagojik formasyonla açıklayamayız bu durumu. Bildiklerini duru ve anlaşılır şekilde öğretebilmeli; öğretirken kendine ve ardından gelecek olanlara benzeyecek kopyalar değil, edebî açıdan yetkin ve birbirine benzemeyen yıldızlar savurmalı gökyüzüne. Bunun için önce öğrencisini tanıyabilmeli, neler yapabileceğini ve neye ihtiyacı olduğunu bilecek tecrübeye sahip olmalı. Ortak okuma, genel kurallar ve öznel ihtiyaçlardan oluşan bir eğitim modelinden bahsetmeye çalışacağız. Açıklaması güçtür. Aynı ocakta yetişen yüzden fazla yazar nasıl olur da birbirine benzemez?

Öznelliğin nasıl korunduğunu şöyle anlatıyor hocam: “Kişisel farklılıkları dikkate alarak verilecek eğitimler şablonu kırar ve her yazar adayını biricik yapar. Kar tanelerinin bile birbirine benzemediği bir dünyada yazarları var edecek ve yükseltecek olan özgünlükleridir. Bu yüzden talebelerimin yazdıkları ne benim yazdıklarıma benzer ne de yol arkadaşlarının yazdıklarına.” (Sf.370) Bu ocaktan yetişmiş yazarlar ve eserleri bir gün bağımsız bir araştırmaya konu olduğunda oldukça dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkacağını söyleyebiliriz. Şiirde, öyküde, romanda, denemede, çocuk kitaplarında hem ortak edebî hassasiyete sahip hem de özgün eserler ortaya çıkaracak bir eğitim modelini yürütmek nasıl mümkün olabilir. Teorik olarak kulağa hoş gelse de öznellik ve yetkinliği aynı seviyeye getirebilmek için tavizsiz ve tutarlı bir eğitim süreci gerekir. 

Dert olmadan heyecan olması, bir talebenin sabırla nakış nakış işlenmesi mümkün değildir. Yeni bir öğrenci güzel bir yazı getirdiğinde, bir talebe ilk defa Karabatak’a ayak bastığında heyecan duyabilmeli usta. Bu heyecanı hocamın gözlerinde gördüm defalarca. İlk defa güzel bir yazı, şiir görmüş gibi, talebesinden daha fazla heyecanlandığına şahit oldum. Hocamın gökyüzüne yeni bir yıldız savurmak için ne kadar istekli olduğunu bu heyecandan tanıyorum. Şimdi ise bu eğitim sürecinin bir sonraki aşamasına şahit oluyoruz. Yazarlığa Giriş. Yazımızın başlangıcında bilmek ve öğretme isteğinden bahsetmiştik. Birçok atölyede yılların birikimiyle ortaya çıkan derslerin bir eser içinde kayıt altına alınıp paylaşıldığını görmenin heyecanı içindeyiz. Sadece kendi tecrübelerini paylaşırken değil, yararlandığı kaynakları ve kendine ilham veren isimleri anarken de aynı cömertliğe şahit oluyoruz. Bu eserin yayımlanmasını bir ders kitabı olarak değil; yılların birikimini, edebî hassasiyeti yansıtan, bildiklerini talebeleriyle tevazuyla paylaşan bir rehber olarak bekliyordum.

Birçok eserde ithaflara şahit olabiliriz. Dostuna, hocasına, kendini yetiştirenlere… Kendi yetiştirdiklerine, talebelerine ithaf edilmiş bir kitap Yazarlığa Giriş. Alt başlıkları; İrade, Disiplin, Derinlik. Her bir alt başlık yılların birikimiyle yüzlerce öğrenciye aktarılan temel ölçülere işaret ediyor. Üç başlık arasında iradenin ilk olarak tercih edilmesi hocamın talebeleri için tanıdık gelecektir. Öğrencilerine en sık sorduğu sorulardan biri “Ne kadar istiyorsun?” olmuştu her zaman. Çünkü “İstemek ve heves etmek ayrı şeylerdir.” (Sf.368) Bir hevesle yola çıkanlar başka bir hevesin peşine düşüp ayrılacaktır kervandan. Yazmayı hayatına renk katacak bir hobi olarak değil, yaşamının merkezine koyarak dert edinenleri aramaktadır A. Ali Ural.

Başlıklar arasında gezmeyi, hocamızın derste sıkça söylediği sözleri dinlemeye benzetebiliriz. Sadece atölyeye katılan öğrenciler için değil, yazmaya hevesli olan herkes için -hatta sadece iyi okur olmak isteyenler için de- sürekli başucunda durması gereken bir eser Yazarlığa Giriş. Eserde yer alan başlıklardaki sıralamaya dikkat ettiğimizde A. Ali Ural’ın eğitim modeline ve edebiyata bakışına dair izleri sürebiliriz. Yazma ihtiyacı ile başlayan bu sıralama kelime, cümle, paragraf ile devam ederek ilhama vurgu yapar. Gelen ilhama değil, gidilen ilhama! Çünkü Ali Ural, duvar ustası devamlılığıyla bina inşa edecek yeni ustalar yetiştirmek ister. Duvar ustası kadar sabrı olmayan ilham bekleyedursun, yıldızlar gökyüzüne savrulmaya devam etmektedir. Bir akşam hislenerek yazanlar değil tekrar tekrar yazmaya sabrı olanlar, yazının hakkını verenler kalıcı eserler ortaya koyacaktır.

Gürül gürül akan bu nehirde karşıya geçmek isteyenlere başka neler söylemektedir A. Ali Ural. Sayfaların arasında gezindikçe her taşın gereken yere bizim için konulduğunu görüyoruz: 

Kaçınmamız Gereken Taşlar; tasannu, tenafür, klişe, melodram, teatral olmak, didaktik anlatım, kelime oyunları, sıfatlara bel bağlama, propaganda ve daha fazlası… 

Karşı Kıyıya Güvenle Götürecek Taşlar; samimiyet, doz, tereddüt, sorunsal, merkez, bütünlük, dönüştürmek, inandırıcı olmak, damıtmak, arındırmak, seçmek, susmak, bütünlük, derinlik, yalın anlatım, ezber bozmak ve daha fazlası… 

Girişte yaptığı ithafta, “Yüksek edebiyata talip olan ve talebinin arkasında duran talebelerime…” diyen A. Ali Ural, gerçekle hayal arasında sanatın bize ne söyleyebileceği, güçlü bir metnin temel dayanakları ve yüksek edebiyata giden yolda beklediklerini bir kitapla talebelerinin başucuna bırakmıştır. Artık sıra örülecek duvarlarda, yıkılacak duvarlarda.

Eser boyunca yazıya giden yol haritasını adım adım gösteren A. Ali Ural, son bölümde püf noktasını da talebelerine ödül olarak koymuştur. “Lezzet meraktadır mesela. Denge kurguda, püf noktası sorunsaldadır.” (Sf.370) Biz de yazımızın sorunsalını şu şekilde belirleyerek sonlandırmak istiyoruz. Yazarlığa Giriş bize yazı yolunda önemli ipuçları sunar ama burada yer verilen ölçüleri talebelere aktarmak ve onlardan özgün eserler çıkarmak ustalık eseridir.

Önceden her kalemi aldığımızda hocamızın sözleri kulaklarımızda çınlarken, artık Yazarlığa Giriş’ten sözler gelecek aklımıza. Çünkü biliyoruz ki A. Ali Ural’ın öğrencisi olmak demek hep giriş heyecanıyla süren uzun bir yolculuk demektir.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir