1
Refik Halid Karay’ın romanları yer yer popüler roman özelliklerini taşısa da tam olarak popüler roman örneği değillerdir, daha ziyade melodramla lirizm arasında bir yerdedirler. Romanları, ilk bakışta aktüel hayatın, modanın yansıtıldığı bir geçit töreni gibi olmasıyla yüzeyde popüler roman özelliği taşısalar da nitelikli üslupları dolayısıyla popüler roman tanımlamasına tam oturmazlar. Çünkü romanlarındaki tasvirlerin güzelliği yer yer bir betimleme olmaktan taşarak karakterlerin psikolojisine kadar sarkar, ruh tahlili yapmadan karakterlerinin psikolojisini verir Refik Halid; böylece yalnız yüzeyde bir hikâye anlatmış olmanın ötesine geçer, o popülerin altında yatan sebepler zincirini ve modayı yapan şeyleri gözler önüne serer.
Bir nevi popüler roman yazarak popüleri vurur. Yazdığı popüler romanlarla popüler roman türünü çözümler, onun eleştirisini yapar. Don Kişot’ un şövalye romanslarını eleştiren bir şövalye romanı olması gibidir Refik Halid’in romanlarının popüler romanlar karşısındaki konumu.
2
Onda bireyin hikâyesi bir sessizlikle verilir. Arka planda dünya, hayat ve o karakterin dışındaki her şey bir uğultuyladır. O kişinin karakteri daha iyi betimlensin diye öyle bir süre flu kalır her şey, o sessizlikle kalır ve onun vücudunun çizgileri dışında hemen gürültü başlar. Aynen böyle bir hisle yaratır karakterlerini Refik Halid. Sizi o tuhaf müziğine yakınlaştırır ve garip hisleriyle kardeş kılar; onun penceresinden bakarsınız hayata ve dünya yabancılaşır.
Karakterleri hep renklidir, rengârenk bir yemek kadar canlıdırlar; hatta o kadar renklidirler ki ışıldamaktan derinleşmeye vakit bulamamış gibidirler. Biz zaten o karakterlerin varlıklarına inanmışızdır, psikolojilerini birkaç tasvirle bize verebilmiştir yazar, daha fazla tafsilata lüzum duymayız. Bu ilk başta bir eksiklik gibi gelse de yazarın üslubunun bir parçasıdır. Onun anlatım odağında psikoloji yoktur, sosyoloji vardır; karakterin derinlerine inmeye uğraşmaz, yüzeyini tarif eder ve siz o karakterin derinlerine dair birçok şeyi yalınca sezersiniz.
Onda rengin ve kokunun çeşitliliği ayrı bir imparatorluk gibidir. İnsan da onda bir renktir yahut bir kokudur, toplum kokuların ve renklerin mezcolduğu bir büyük renk bir büyük kokudur. Hepsi ahenkle bir araya gelerek müzik olabilmiş seslerin insanı sakinleştiren sessizliğini taşırlar, gürültüden uzakta musıkîden bir âlemi yaşar onun kelimeleri, tiril tiril, ötede kendi anlamlarını yaşarlar.
3
“Bir yazarın her şeye hakkı vardır ama sıkıcı olmaya hakkı yoktur,” sözünün merceğinden bakacak olursak Refik Halid asla okurunu sıkmaz, dikkatini diri tutmayı iyi bilir. Bunu yalnızca yüzeysel bir sürükleyicilik anlamında değil, yüzey düzleminde derinliği sezdirebilme yeteneğiyle, gözlem gücünün eşyaya nüfuz eden özgünlüğüyle yapar. Onda kurgu, olay örgüsünden ziyade dil üzerinden yürütülür gibidir. Yani kurgu kelimelerin getirdiği anlam dünyasında değil de bizzat kelime düzleminde-boyutunda gerçekleşir. Bu farklı bir yöndür. Görünüşte savruk, düzensizdir metinleri, bilhassa romanları; üzerine çok çalışılmamış izlenimi verirler, çalakalem yazılmış hissi. Oysa öyle değildir, kelimelerin boyutunda gezinen bir yazar anlamın boyutuna geçtiğinde sözün büyüsünü tatmıştır zaten. Artık onda kalan ne gibi tortular varsa onlar kurguyu yaparlar. O yüzden asıl vereceğini üslubunda, dili kullanımında, tasvirlerinde veren Refik Halid için kurgu geri planda kalmış görünür. Asıl vereceğini verdikten sonra sebep-sonuç zincirine dönmek, kelimelerin güzel ahenginden kopup kurgunun zincirine -daha matematiksel bir alana- girmek belki onu sıkar.
O yüzden sıkılmamak için daha rahat, daha savruk yazar, kılı kırk yarmaz; bu da üslubuna bir doğallık, kendiliğindenlik verir. Bu bazen yapaylık gibi gelebilir. Çünkü yazarın yazarken samimi olması direkt olarak metninin de samimi olması sonucunu doğurmaz. Bir yazı kelimelerle yazıldığı için, samimi duygu ve düşünceler kelime kalıplarına doğru dökülmelidir, yoksa bir uygunsuzluk ahenksizlik hissedilir ve okurda o zaman “burada yapay samimi olmayan bir şeyler var hissi oluşur.”
Bu sebeple bir yazarın malzemesi olan kelimeleri iyi tanıması, hangi kelimenin hangi duygu ve düşüncenin sesi/karşılığı olabileceğini ve hangi sırayla bu sözlerin cümle ve sayfa içinde dizileceğini bilmesi gerekir. Nitekim bunu çok iyi bilen Refik Halid’in sanatsal bir kaygı gütmeden yazdığını söylediği romanlarında bu “yapaylık” yer yer sezilir, bu yazarlığın bu teknik yönlerini bilmediğinden değildir; bir nevi okurla hoşbeş etmek, hatta bazen gevezelik etmek zevkini yazarak çıkarmak isteyen bir yazar olduğu içindir. Onun kurgusunun kendine has bir savruk düzeni vardır, özellikle romanlarında metnin odağı dağılır gibi olur ayrıntılarda ve sonra birden toparlanır; bu onun bir tercihi, yöntemidir.
Refik Halid Karay daha çok hikâyeleriyle ön plana çıkarılan, yazarlığının diğer yönleri hikâyeciliğine göre gölgede bırakılan bir yazardır. Oysa o edebiyatın birçok türünde nitelikli, özgün eserler vermiştir. Genellikle romanlarına “popüler roman” denilip geçilmiş, özenli ve dikkatli bir incelemeye tabi tutulmamışlardır. O her eserinde kendisidir. Elbette her romanı Gurbet Hikâyeleri ve Memleket Hikâyeleri kitaplarındaki edebi seviyeye yaklaşmaz fakat örneğin “Anahtar”, “Sürgün”, “Nilgün”, “Yezidin Kızı”, “2000 Yılın Sevgilisi” gibi bazı romanları gayet nitelikli romanlardır.
Son yıllarda Tuncay Birkan’ın yaptığı çalışmalar sonucu Refik Halid’in gazete ve dergi köşelerinde kalmış yazıları belirli temaların çerçevesinde toplanıp başlıklandırılmış, böylelikle ortaya Memleket Yazıları üst başlıklı tam on sekiz kitap (İnkılap Yayınlarından) çıkmıştır. Bu açıdan Refik Halid’in denemecilik yönü de ayrıca incelenmeye değerdir.

0 Tartışmaları