RIZA TEVFİK’İN YUNUS EMRE ŞİİRİ ÜZERİNE


“Bursa’ya girer girmez her şeyden ve herkesten evvel görmek istediğim Yunus Emre idi. O koca Türkmen şair-i sûfisini nice zamandan beri özlemiştim.” Rıza Tevfik Bölükbaşı

Yunus Emre’nin şair olarak hikâyesi kendiyle başlar ama kendiyle bitmez. Türk şiirinde kurduğu şiir mektebinden Yunus dilli, Yunus duyarlıklı pek çok şair yetişir. Bunlar, bir yandan Yunus tarzında şiirler söylerken bir yandan da kendileri için “pîr” bildikleri Yunus’a sevgi ve saygılarını, ona bağlılıklarını ifade etmek için ithaf şiirler de yazarlar. Bugün literatüre baktığımızda bu tarzda yazılmış pek çok şiirle karşılaşırız. Bunları şairlerin kendi eserlerinde yahut konu ile ilgili antolojilerde görmek mümkündür.

Türk şiirinde kök arayışı

Her gelenek gibi “Yunus Emre’ye Şiirler” geleneğinin de bir başlangıcı ve başlatıcısı şair vardır. Şu anki bilgilerimize göre bu süreç 1900’lerin ilk çeyreğinde başlamıştır. Bunun en önemli sebebi, Osmanlı’nın yıkılış sürecine girmesiyle birlikte başlayan milli kimlik arayışlarıdır. Bu arayışın en belirgin özelliği millî bir edebiyatın inşası idi. Dönemin şairleri için böyle bir inşa Divan şairleri ile olamazdı. Zira dilleri ve şiir anlayışları itibariyle çok farklı bir yerde durmaktaydılar. Bu bakımdan onlara örneklik oluşturamazlardı. Tekke ve Halk şiirinde ise pek çok nitelikli şair bulunmakla birlikte hem dili hem düşüncesi hem de şiirinin seviyesi bakımından tam manasıyla örnek olacak özellikte şair bulmak zordu.

İşte o dönemde bu tür arayışlar Osmanlı öncesine yöneldi. Aranan ismin bulunması gecikmedi. Bu isim yedi asır öncesinden dil, duygu ve düşünce itibariyle bugüne de seslenen, üstelik evrensel damarı nedeniyle dünyaya da sunulabilecek olan Yunus Emre idi. Kimlik arayışına dair bütün yolların Yunus’a çıkmasında elbette Fuat Köprülü’nün “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” adlı eserinin de büyük etkisi olduğu söylenmelidir. Yunus Emre, onun kitabıyla hem ilim hem edebiyat dünyasının gündeminin en önemli konusu haline geldi. Yunus Emre’ye ithaf şiirler geleneği de tam da bu noktada başladı.

Rıza Tevfik’in Yunus’a hayranlığı

Bu dönemde ilk ithaf şiirini kimin yazdığına gelince; bu isim tekke ve halk edebiyatı çalışmalarıyla da tanınan ve filozof namıyla da tanınan Rıza Tevfik oldu. Köprülü’nünki gibi bir kitap hacminde olmasa bile Yunus’a dair “Yunus Emre’ye Dair Biraz Daha Tafsilat”, “Yunus Emre’yi Ziyaret” başlıklı iki makale yazdı önce. Bunlardaki “Yunus’u Hurûfî, Batınî, Pozitivist” gösteren ifadeler bir yana bırakılacak olursa bu yazıların Yunus’a dair ilginin uyanmasında etkili olduğu söylenmelidir.

Ama Rıza Tevfik, Yunus’la sadece ilmî ve kültürel kaygılarla ilgili değildi. Her ne kadar “milletinden ve lisanından başka Türklükle alakası yok” dese de Yunus’a hayrandı ve onun şiiri gücünün ve etkisinin farkındaydı. Rıza Tevfik, Yunus Emre’yi dili itibariyle de önemli görmekteydi. Ona göre Yunus Emre “kurucu”, bir çığır açmış “öncü” bir şairdir. “Açmış olduğu Türkçe şiir çığırında bütün Türk şuarâ-yı sûfiyesi bu koca Türkmen’in cazibesine tutulmuş ve izinden ayrılmamıştır. Türkçe nefes söyleyenler, gerek tavr-ı ifadeyi, gerek tarz-ı tefekkürü Yunus’tan öğrenmişlerdir.” 

Rıza Tevfik’in kendisi de şairdir ve Yunus bu açıdan da onun için önem taşır. Dolayısıyla, diğer tekke ve halk şairleri gibi Yunus da şiiriyle onun gönlünü de besleyen önemli bir kaynaktır. Yazdığı çok sayıdaki sufiyane şiiri buna örnektir.

Rıza Tevfik içsel bir bağ içinde olduğu Yunus için bir şiir yazmayı istemiştir ama böyle bir duygu halinin bir şiiri doğurması için ilhamı şiire dönüştürecek bir sebep lazımdır. Çok geçmez ve yolunu Bursa’ya çevirir. Burada neden Yunus’un kabrinin bulunduğu yerler arasında geçen Sarıköy, Karaman, Aksaray gibi yerlere değil de Bursa’ya gittiği merak konusu olabilir. Rıza Tevfik, Yunus’u Sakarya nehri kıyısında yaşamış ve Tapduk Emre’ye mürit olmuş biri olarak kabul etmekle birlikte mezarının Bursa’da olduğuna inananlardandır. Oysa buradaki mezar, kadim Yunus’un değil onun takipçisi olan Âşık Yunus’a aittir.

Yazılan ilk Yunus şiiri

Rıza Tevfik, Bursa’ya gelir gelmez Âşık Yunus’un kabrini ziyaret eder. İşte bu ziyaret, beklenen şiirin doğuşuna da sebep olur. Gönlü Yunus’a dair duygularla dolu olduğu mezarını görür görmez duyguları şiire dönüşür ve “Yunus Emre’ye Armağan” adıyla da bilinen “Yunus’un Mezarında” başlıklı şiirini yazar.

YUNUS’UN MEZARINDA

Yüce dağlar ardından,

Deniz aşırı geldim.

Evliyalar yurdundan,

Selâm tapşuru geldim.

Ulu bir şara vardım.

Dosta armağanım var.

Erenlerin bağından.

Gülleri devşiru geldim.

Boz-bulanık bir çaydım,

Aşk iline başvurdum.

Çalkalanıp safa buldum,

Süzülüp duru geldim.

Yunus’un toprağına.

Vardım yüzüm sürmeye.

Sildim gönül pasını,

Yanuben aru geldim.

Cûşa geldim çağlarım,

Âşık oldum ağlarım.

Canda coşan esrarı.

Döküp taşuru geldim.

Rıza Tevfik Allah’tan,

Ayrılma ol dergâhtan.

Ben kurtuldum günahtan.

Eğriydim, doğru geldim.

20 Mayıs 1330 (1914) Bursa

Bu şiir gerek söyleyişi gerek duygu dünyası itibariyle elbette güzel bir şiirdir. Tasavvufi duyarlık çok zengindir. Yunus Emre’ye duyulan yoğun ve içten sevgiyi dile getirmektedir. Ama onu önemli kılan özelliği ise Millî Edebiyat döneminde Yunus Emre’ye ithaf edilen şiirlerin ilkini teşkil etmesidir.

İşte bu şiir, bu özelliğiyle bir gelenek oluşturur ve yeni Yunus Emre’ye ithaf şiirlerinin yazılmasında etkili olur.  Nitekim ondan hemen sonra Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve Necip Fazıl’ın da Yunus Emre şiirlerini görürüz. Daha sonra bu halkaya Halit Fahri Ozansoy, Hasan Ali Yücel, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halide Nusret Zorlutuna, Arif Nihat Asya, Behçet Kemal Çağlar, Coşkun Ertepınar, İbrahim Minnetoğlu, Rıza Ümit, Osman Atilla, Abbas Sayar, Nüzhet Erman, Bekir Sıtkı Erdoğan, N.Yıldırım Gençosmanoğlu, Mehmet Zeki Akdağ, Bahattin Karakoç gibi isimler eklenir.

Yunus şiirleri geleneğinin neresindeyiz?

Burada şunu da söylemeden geçemeyiz. Bu isimlerden büyük kısmi Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde Millî Edebiyat anlayışı ile şiir yazan şairlerdir. Modern şiir tarzına geçildiğinde ise bu geleneğin devam ettiğini söylemek zordur. Zira yeni Türk şiirinde bu dönemde kaybolan sadece şiirin ölçü, şekil gibi özellikleri değildir. Bir ruh kaybıdır söz konusu olan. O ruh kaybolunca da Yunus’a ithaf şiirler geleneği de birkaç örneğin dışında kesintiye uğramıştır.

Ancak şu durum, olumlu bir gelişme olarak görülmelidir. Yunus’a ithaf şiirlere artık pek rastlanmasa da Ziya Osman Saba, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Necip Fazıl, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cemal Süreyya, Sezai Karakoç, Ebubekir Eroğlu, İhsan Deniz, Ali Günvar, Hilmi Yavuz, Alaaddin Soykan, Süleyman Çobanoğlu, İsmail Karakurt…. gibi isimler Yunus duyarlığını modern şiire taşımaya gayret ederler. Hatta bunlar arasında Fazıl Hüsnü Dağlarca, Alaaddin Soykan, İsmail Karakurt gibi ithaf şiirler yazanlar da vardır. Halk şiirinde ise Yunus şiirleri yazma geleneği hep devam eder. Âşık Molla, Âşık Ali Çatak, Âşık Deryami, Âşık Şeref Taşlıova, Âşık Yoksul Derviş, Rabia Barış, Âşık Nurşah gibi ozanlar pîr bildikleri Yunus için şiirler yazarlar. Beklentimiz ise Rıza Tevfik’in şiiriyle başlayan bu geleneğin hem halk şiirinde hem de modern şiirde daha da canlanarak ve hız kazanarak devam etmesidir. Bu durum günümüz Türk şiirinin köklerden ve özellikle Yunus’tan beslenerek daha ileri bir noktaya gelmesi demek olacaktır.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Bir Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir