“Çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi,[1]”
Özel, münacaat şiirinde okuruna böyle der. İnsan, avucunda kırgın aksini seyredendir. Bin hâl bu akiste gizlidir. Bin hâle yazgılıdır insan. Âlem, bu hâlleri seyreylemektir. Hâl ki sirâyet edendir. Yola da, yolcuya da. Rüzgârını da ardına kat ve gel.
Hümeyra Yabar, Şule Yayınlarından, Aralık 2025’te yayınlanan eseri Sınırsız Güzel Gün’de bize insanın başına gelen bu hâlleri anlatıyor. Hem psikolog hem de yazar olan Hümeyra Yabar, psikolojinin meselelerini edebiyatın zarif limanlarında ağırlıyor.
Hümeyra Yabar, bir göl çizer ki Narkisos’un adımlarını takip eden yanımız kendine bakabilsin. Bir ev, bir kapı inşa eder ki okuruna, orada okurun yorgun adımları dinlensin. Algımızın çektiği fotoğrafların değişen çözünürlük ayarlarını gösterir. “Algılarımız dünyayı başımıza yıkacak güçtedir. Hayır, yıkılmaz dünya düşünceyle. Fakat yıkılan her şey düşünce ile inşa edilebilir,”[2] diyerek düşüncenin kuvvetine işaret eder. Umuda çağırır. İnsanın ve hâlin adımladığı yol umuda ne çok muhtaçtır. Yaslanacağımız umut dikey düzlemdedir,” Bütün eksiklerden münezzeh olanın şefkatiyle korunuyor gemimiz,”[3] derken tesellinin kaynağını gösterir.
Kendimizi görmeye geldiğimiz bu dünyada dostlar nasıl kanımızdansa, düşmanlar da öyle kanımızdandır. Düşmanı çoğu zaman öteki zannederiz. Başka biri. Yakın ilişkilerde görürüz ki düşman öteki değildir, ilişkide ortaya çıkan gölgemizdir. Bu sefer de başka bir yanılgı başlar. İnsan gölgesini düşman zanneder. Öfkesini, korkusunu, utancını. Oysa oradadır görülmesi gereken. Gözün de kalbi vardır ve orada atar. Gölge düşman değilse nedir sorusunun cevabını bize verecektir Hümeyra Yabar. “Gölge, çözülmesi gereken bir sorun ya da alt edilmesi gereken bir düşman değildir. Bir bahçedir o, insan ruhuna gizlenmiş,”[4] Madem bir bahçe, sulayabiliriz kuruduysa, çapalayabiliriz havalansın diye. Ağaçlar dikip serinliğinde söyleşebiliriz. Kuşlar da gelir sesimize.
İnsan gerçeği görmeye tahammül edebilir mi? Onu gördüğünde kabul edebilir mi? Bazen gerçeğini gördüğünde bile insan kendine yakıştıramayabilir. Hümeyra Yabar, insanın gerçeğin ağırlığını üzerinden atmak için kullandığı savunma mekanizmalarına kaçış haritası diyor. Bu sefer kaçan adımların şahitliğine çağırıyor okurunu. Kaçarak hangi menzildir varılan? Kaçakların sultan olduğu bir belde var mı? Hangi kalp gerçeğinden bihaberdir? Kaça kaça vardığımız beldede, “Avucunda lekeli kalbi yıkıyor,”[5] aynı insan.
Hümeyra Yabar, savunma mekanizmaları kadar teknik bir konuyu bile edebiyat beldesinde ağırlayıp kalbimizin takip edebileceği bir menzile sokuyor. Dilinin zarafeti ve metnindeki şiirle. Konuyu anlamak için alandan biri olmamız gerekmiyor, sadece kendi kalbimizi elimize alıp nehre inmemiz, gereken.
Kaçış ilmeğini metne ören yazar, “Dünya cennetin kendisi değil,”[6]diyecek. Kaç acıdan geçmiş, kaç yaş almış olursak olalım insanın o acı karşısında değişmez acemiliği. Cenneti özleyen kalbimize söylemeliyiz şefkatle. Dünya cennetin kendisi değil. Bunu kabul etmek bizi daha az incitecek.
Bir metni işlemek, bir halı tezgâhında ilmek kesmekten farklı değildir. Desenin belirginleşmesi için sıkı çalışmak, ilmek kaçırmamak gerekir. Yeni bir ilmek işleniyor metne: Mükemmeliyetçilik. Hümeyra Yabar, mükemmeliyetçilik için en gözde kusurumuz diyor. Metnin içine birçok kıymetli soru bırakıyor bakışımızı düzeltmek için. “Sahi kendinizi en son ne zaman yeterli hissettiniz?”[7] Hırsla, daha veya en derken doymak bilmek bir iştahla bu soruya bir cevap vermek mümkün mü? Bir kurdele takacağız yakamıza. Kanlı bir kurdele bu. Eksikleri kendimize yakıştıramayarak, kanattığımız. Belki de mükemmeli itidal üzerine olmak olarak tanımladığımızda mükemmel talip olunabilecek bir hâle gelecektir bizim için.
Hümeyra Yabar’ın metnini güçlü kılan psikolojinin akademik bilgilerini mutfağında özenle pişirmesi. Öğretme kaygısı taşımadan zarafetle bizi iç sorguya yöneltmesi. Okurunu rahat bir terapi koltuğuna alıp insan ve hâllerine şefkatle yarenlik etmesi. Metnin akademik değerinden taviz vermeden edebi lezzeti kaybetmemesi. Bir yarenliktir insana gereken. Bir şahitlik. Eser okuruna bu yarenliği ve şahitliği verir.
Eserin okuruna mesafesi okurun kendini görebileceği, kendi deneyimi ile esere dâhil olabileceği bir yerdedir. Eser hiyerarşi kurmaz. Bilginin kalbe inmesine izin verir. Psikoloji de edebiyat da insana ve hâllerine bakar. Birbirini besleyen iki nehir gibidir hakikat denizinde birleşecek olan.
İnsanın sınırsız güzel bir günü vardır. Hepimizin dünyada bir ömür de desek konaklayacağımız sınırsız bir güzel günümüz vardır. Bu günün içinde kayıplara, yaslara, yalnızlıklara, insanlık yıldızının parladığı anlara [8]yer vardır. Kemal Ural’ın dediği gibi küçük şey yoktur.
Bir günün var insan. Bu günün içinde birçok elbise giyineceksin. Hâlleri bir bir giyineceksin üzerine. Kimim diyeceksin? “İnsanın aslında kim olduğu ıstıraba verdiği cevaptadır,”[9] Yanında kimseyi bulamadığın zamanlar olacak. “Bir dürüstlük makamıdır yalnızlık,” [10]Bazen de anonim bir kimliğin altına saklanan düşmanların olacak. Yüzü, sesi, rengi olmayan. Sinsi bir boşlukla savaşmak zorunda kalacaksın. Dijital bir dünyada yaşıyorsun artık. Düşman mert değil.
Bir nehir hızlı aktığı gibi durulup derinleşecek ve yaşlılık durağına da erişecektir. “Nasıl hatırlanmak istiyorsak öyle yaşayacağımız günler başlamıştır ,”[11]Ebedi bir yurt için doğan kalbimiz fani ile huzur bulmaz. İnsan kendini dünyadan gitmeye yakın hissettiğinde de dileği hatırlanmak olacaktır. Hatırlanmaktan daha büyük ümit var mıdır insan için? Bizden evvel kaybettiklerimiz de olacaktır. Yazgı kimin için nasıl işleyecek bilmeden yaşarız. Kayıplarla baş ederek devam etmek de gerekecektir. Kendi yatağımızda akmaya. “Bu sürecin çelişkisi ise acıyla yaşamanın bir yolunu bulduğumuzda aynı zamanda bizi iyileştiren şeyi de bulmuş olmamızdır,” [12]Şimdi en son elbiseyi giyme zamanı. Kuşanacağı son bir hâl vardır insanın. Ölüm. “Ölmek üzere olan insanlar büyük derslerin öğretmeni olmuşlardır. Çünkü geçmek üzere oldukları eşik hayata bütüncül bakma imkânı bahşetmiştir onlara,” [13]Şimdi bütün parçaları sakince yerine yerleştirip anlatımıza bakma zamanı.
Sınırsız Güzel Gün bir yol hâlleri kitabı. Bu yolculuk batına. En içe. Eserin sesi ve dili şefkatli, zarif ve derin. O zaman okura düşen yola revan olmak. Bir yol okurun nasibine düşen. Bir rüzgâr ardına kattığın insan. Rüzgâr veya zaman. Sınırsız güzel bir günün var okur.
[1] Erbain,sf 234,İsmet Özel,Tiyo Yayınları
[2] Sınırsız Güzel Gün,sf 16,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[3]Sınırsız Güzel Gün,sf 18,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[4] Sınırsız Güzel Gün,sf 25,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[5] Sınırsız Güzel Gün,sf 35,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[6]Sınırsız Güzel Gün,sf 37,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[7] Sınırsız Güzel Gün,sf 59,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[8] Sınırsız Güzel Gün,sf 121,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[9] Sınırsız Güzel Gün,sf 77,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[10] Sınırsız Güzel Gün,sf 82,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[11]Sınırsız Güzel Gün, sf 128,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[12] Sınırsız Güzel Gün,sf 134,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları
[13] Sınırsız Güzel Gün,sf 140,Hümeyra Yabar,Şule Yayınları


0 Tartışmaları