Şafak Çelik’e
Dağın kar görmeyen tarafında kalmıştık
Ben, bir şair ve bizim çocuklar
Hepimiz bedesteni geçtik
Ama saçlarımızın ucundaki kırıklar ve ölüm şeklimiz
Artık ağza alınmayacak kadar kenarda bırakılmıştı
Sana gizlice bakmam, ufalanmamız, eteğindeki çiçekler
Artık ağza alınmayacak kadar kenarda
kemeri dışarda, yarım yamalak yaşayan ben ve bir şair
Uykularımızda da hezimete uğruyorduk.
Elimizde siyah naylon bir poşet
geçerken bezirgân tezgahlarının önünden
eğilmeye başladık toprağa doğru
Önce o söze başladı: bir şair.
Bu şekilde irtihal edersem diye korkuyordum, ona alıştım.
İki apartman arasında gittikçe kayboluyordu gökyüzü, ona alıştım
Ben sana bakarken sen bu dünyaya bakıyordun, ona alıştım
Kalemi bırakıp üstüme kapattım şiiri, ona da
Hatırlarsın belki bu şehre kırk kapıdan girmişti ordular, kim kaldı
İncir ağaçlarının kokusunu alarak bulduk bu toprakları, kim kaldı
Bir çadırın önünde kimin gönlü kırık diye bağırıyordum
İlk şiirimdi hatırlarsın belki, kim kaldı
Görünmek isteyen bir âleme geldim, oyuna getirdin beni
Sonra ben başladım söze: hâlâ yarım yamalak yaşayan
Bir yaşımı daha geçtim
Geçtim dediysem merdiven çıkmak gibi değil, yokuş aşağı düştüm
Öyle gördüm iki apartman arasına sıkışmış gökyüzünü
Bir yaş daha
Bir kimse kalmadı elbet
ama üzerime sindi incirlerin kokusu, o kaldı
Küfeye koyduğum taşlardan ezilmişti ellerim, o kaldı
Koca bir âlemde seni aramayı tecrübe edindim, o kaldı
Son alınan söz: Bizim çocukların türküsü
Irak düştüm yar koynundan
Sürdüğüm merhem şifa olmaz bana
Sevgili ecel biraz daha eğleş sen
Yar kokusu getirir rüzgâr bana
Ahmed der çarkı döner gavurun, döner durur
Çar köşeden yer tuttular yine meydan kaldı bana
Dağa çıksam silah tutsam ne ola, ferman sendedir
yar boyunduruğu altında yaşamak kaldı bana

0 Tartışmaları