SİNOP’A ŞAİR GELDİ


                                                                                                      Sinop’a şair geldi 
Toy giden mahir geldi
                                                                                                        Bu şehre ne geldiyse
                                                                                                        Sevdaya dair geldi  
                                                                                                        (Sinop Türküsü-Anonim) 

Türkeli ne güzel bir kasaba adı. Sanki biraz daha sesini duyursa il olacakmış gibi. Bir ilçe için çok ağır ve büyük bir isim. Orta Asya Türkistan’ında Türk Ülkesi demek. İlçe Rum Pontusluların ardından Selçukluların daha sonra da İsfendiyaroğlu Beyliği’nin yönetiminden Fatih’in Sinop’u alması ile birlikte (1461) Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Türk’ün eli değmeden evvel bu şirin kasabanın adı Yarna, daha sonra ise Gemiyanı (1922) ve ardından 1957 yılında şimdiki Türkeli adını almıştır. 

Türkeli bünyesinde büyük bir iddiayı barındıran bir isim. İsimden de öte bir taltif. İster Türk’ün elinin değdiği güzellik olarak anlayın bunu isterse Türk’ün yerleştiği, yurt ve memleket bildiği, bayrağının özgürce dalgalandığı yer. 31 adet köyüyle birlikte 15 bin nüfuslu bir ilçe burası. Nüfus kağıdımda benim de doğum yerim Türkeli gözüküyor. Asına bakarsanız kırk yıl düşünsem böyle bir kasabanın ücra bir köyünde doğacağım aklıma gelmezdi. Fotoğrafında hiçbir şeyin hâlâ yer değiştirmediği bir köyde dünyaya gözlerimi açmışım. Dünyaya, olaylara ve ideallere pastoral bakışım biraz da bundandır. 

İnsan gördüğü güzelliği bakışlarında bir başına taşımaktan yoruluyormuş. Bunu ben çocukluktan itibaren zihnimin duvarına astığım Türkeli fotoğrafından biliyorum. Güzel olanı görmek insanda içten içe bir mesuliyet ve de paylaşım duygusu da oluşturuyor. Güzel olana başkalarını da şahit kılmak istiyorsun. Birden fazla insanın bir noktaya aynı anda bakmasının meydana geliştireceği senkronize destekten bahsediyorum. Güzel karşısında tek başınalık ne büyük bir yalnızlıktır.   Dağı taşı, ormanı denizi ile göz göze geldiğim manzaraya hep bir şahit aradım. “Gözümün gördüğünü onayla”, “bakışımı destekle”, “gördüğümü sen de gör”, “heyecanını heyecanıma kat”, “seni kendi gezdiğim yerlerde gezdireyim” arzusudur bu. 

İnsana doğduğu yerler ayrıcalıklı davranır diyebilirsiniz. Orada doğmamış ve yaşam sürmemiş insanlardan esirgediğini size cömertçe gösterebilir. Size bozkırları, çıplak dağları, geçilmez yolları bir hikayeyle birlikte servis eder. Altında on beş dakika oturduğunuz ağaç altı bile sizi hikayesine alır. Fakat hiç oralara uğramamış, suyundan içmeyip, yağmurunda ıslanmamış biri için “orası” sizin gördüğünüz yer olmaktan çok uzaktır. Mekâna ait güzelliği bütün detayı ile anlatıp tasvir etseniz bile anlattığınız yer başka bir yer, tasvir ettiğiniz şey başka şeydir. İnsanın bulunduğu yer gitmek istediği yer ise “başka”ya yönelip tamah etmez. Aidiyet ve mensubiyet ontolojik beğenidir. Ontolojik güzelin dışına çıkmayı sürgün sayar. Ülkelerin olduğu gibi insanların da varlık ve kimliklerini tescil edecek başkentleri vardır. 

Bir göz yanılabilir. Birden çok göz bir bedende ittifak etmiş göz demektir. Üç yıl evvel yaptığımız gibi yaptık. Bakmakla görmek arasındaki mesafenin ayırdına varmış kalem erbabı, gönül ehli on beş kişi ile Türkeli’ne, güzeli bulunduğu yerde gözümüzle -aynel yakin- görmeye gittik. İstanbul’dan şair-yazarlar Ali Ural, H. Salih Zengin, Bestami Yazgan, Erol Erdoğan, gazeteci Gülcan Tezcan, tiyatrocu M. Akif Çanakçı, Ankara’dan Talim Terbiye Kurulu Başkan Yardımcısı M. Nezir Gül, eğitimci, yazar Şule Taşkıran Kala, felsefeci-yazar akademisyen M. Enes Kala, Bartın Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Ahmet Altay, Kırıkkale’den Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Necati Tonga, Eğitimci-Yazar Çağlar Sarıtaş, 19 Mayıs Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Bartın Milli Eğitim Müdürü Ramazan Aşçı, Sinop Milli Eğitim Müdürü Osman Cebeci’den oluşan bir ekiple Sinop üzerinden Türkeli’ne intikal ettik. Sinop’ta modern müze standartlarına dönüşen meşhur cezaevini, Rıza Nur Kütüphanesi’ni, Pervane Medresesini, Alaattin Camisini ziyaret edip tarihi Yalı Kahvesi’nin çayını içip simidini tattıktan sonra tekne turu ile Sinop’u bir de denizden temaşa etmeyi denedik. Karadan deniz uçsuz bucaksız bir beklentiyi, denizden kara sere serpe bir yaşanmışlığı gösteriyordu. Tekne turunda martıların selamını Aşıklar Caddesi’nde rastladığımız güvercinlere ilettik. Erol Erdoğan dostumuzun kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen güvercinleri kırmadığını da söylemeden geçmeyelim. Şair Ali Ural’ı Sinop’ta en çok şaşırtan şey üşümekle sıcaktan bunalmanın aynı semtte oturmuş olmalarıydı. Yalı Kahvesi’nde takviye kıyafetlerle kendini sağlama alan şairimiz Sakarya Caddesi’nde üzerindeki ağırlıkları atıvermişti. 

Konu Sinop olur da Ahmet Muhip Dıranas unutulur mu? Meğer ne çok şair varmış Dıranas’ınSinoplu olduğunu bilmeyen. Çağlar Sarıtaş hemen meseleye el atıp Dıranas’ın evinin Erfelek Salı köyünde, kabrinin ise Sinop’ta Şehirbağ mezarlığında olduğu konusunda misafirleri aydınlattı. Şairin kabrini ve evini ziyaret edemesek de ruhuna Kar, Olvido ve Fahriye Abla şiirleri gönderdik. Sinop valimiz bir adım daha ileri giderek her sene kış ayında Sinop’ta “Kar Şiirleri Akşamı” programı düzenleneceği müjdesini verdi. Sinop’un yolları karda geçit verir mi bilmem, ama dağları bile aşan şairlerimiz geçit vermeyen karlı yolları da aşıp gelecektir elbette. 

Sinoplu şairler hakkında ekibi bilgilendirmeye çalışan Çağlar Sarıtaş Bey Nevzat Çelik, Güven Turan ve ben fakiri de anarak sözü uzun bir süredir Gerze’de yaşayan Kahramanmaraşlı şair Ömer Aksay’a getirdi. Şair Ömer Aksay’ı bilenler bilir. Merhum Nedim Ali’nin (M. Ali Zengin) vefatından sonra İkindi Yazıları dergisini yöneten kişidir. Onu en son pembe renkte çıkan İkindi Yazıları dergisinde yazdığı “Pembe iğrençtir, gördüğünüz gibi” yazısıyla hatırlıyorum. Kendisine Gerze’yi biraz orantısız övmüş olmalıyım ki Ali Ural da Gerze’yi görmeden Sinop’tan gitmem diyenlerdendi. H. Salih Zengin güzel insan, güzel mekân örtüşmesine atıfta bulunarak bir süredir sağlık sorunları yaşayan hemşerisi Ömer Aksay’ı Gerze’de görmenin sürpriz bir buluşma olacağı heyecanı içerisindeydi. Yavaş şehir, büyülü bir coğrafya, canlı, cansız, hayvan, bitki her şeyin herkesle harmanlanıp bütünleştiği bir atmosfer bir süre hepimizi sözcüklerden arınmış bir sükuta gark etmişti. Ali Bey (Ali Ural) bakışlarıyla Gerze’de kendine bir yaşam alanı çiziyor gibiydi. Ömer Aksay bütün memleketi dolaşıp hiçbir yerde bulamadığını bu küçük kasabada bulmanın sevincini yaşıyordu. H. Salih Zengin dalıp gitmiş önündeki deftere bir şeyler yazıp duruyordu. Bendeki şaşkınlık ise tarife muhtaçtı. İçten içe “burası neresi ve bu insanlar bütün dünyanın kalabalığından yalıtılmış bu kasabada ne arıyorlardı?” sorularının peşine düşmüştüm. Kasabanın içerisine dağıldığımızda cevabı bulmuştum: İnsanlar bu küçük, yavaş ve şirin kasabada bir şey arama faslına nihayet vermiş ve aradıklarını bulmuşlardı. Bulan insanın dinginliğiydi burada dikkatimizi çeken. 

Bir şehri tanımak onunla bir gün, bir gece geçirmektir. Her şehrin, kasabanın uykusu farklıdır. Bunu ancak uykusu karşısında uyanık olanlar anlayabilirler. Gerze’nin uykusu ile Türkeli’nin uykusunu ayırt edebilmek için her iki kasabada bir uyku süreci yaşamak icap eder. Ulaşım araçlarının uyku tadı da farklıdır. Ben mesela en çok vapur uykusunu severim. Tren uykusu manzaradan feragat etmeyi gerektirdiği için biraz kopuk bir uykudur. Sanki kafanızın içine raylar döşenmiş gibidir. Uçak uykusu yolculuk esnasında olabilecek şeyleri bastırmak için işe yarar bir uykudur. Kıtalar arası bir hava yolculuğu yapıyorsanız olabilecek şeylerin kafanıza bir sinek gibi yapışmasını engellemiş olursunuz. Bir saatlik uçak yolculuklarında şayet uykunun özetini çıkarabilme maharetine sahipseniz kendinizi uykunun kollarına bırakabilirsiniz. Kısa uykular da bana uzak değildir. Zira en kısa uykuyu bile çok uzun süre uyuyabilirim. Küçürek öykü gibidir kısa uykular. Uyandığınızda varmış olursunuz. İçinizdeki süt limanını kastediyorum tabii ki. Uyku en kısa yoldan sizi havalandırmış, hayalinizdeki süt hava limanına indirmiştir. Otobüs yolculukları safi uykudur. Bir çekyatta oturuyor gibisinizdir. Otobüs uyguları bana hep berbat gelmiştir. Hiç uyumamanın dinlencesi bile yol boyu uyumaktan daha konforludur. Bir kere yayılımcı bir mülteci kampı uykusu gibidir. Ne yorganın ne yastığın sınırı vardır. Gece yarısı ani frenler türbülansları aratır cinstendir. Uzun otomobil yolculuklarını da bir yere oturtamamışımdır. Direksiyon başında bu kadar dikkat bir insan için çok fazla değil mi?

Hava kararmadan önce Ayancık-Türkeli yolunu geçmemiz gerektiğinden Gerze’deki ziyaretimizi kısa tuttuk. Yeni görüşmelerde buluşmak üzere helalleştik. Bu arada H. Salih Zengin her karşılaşmada ritüel haline getirdiği gibi cebindeki pembe kalemi Ömer Aksay’a kısa görüşmenin anısına hediye etti. Yıllar öncesi İkindi Yazıları dergisinde Ömer Bey’in bahsi geçen o son yazısına bir tahattur ve işaret olsun diye tekrarlayarak mürekkepli pembekalemi takdim etti: “Pembe iğrençtir azizim, gördüğünüz gibi!” 

Güneş battı batacak. Sanki denizin hatırına batışını biraz geciktiriyor gibi. Gözün güzellik karşısında maruz kaldığı sarhoşluktan çıkmak için arabaya doğru yürürken çareyi konuyu dağıtmakta buluyoruz. Konuyu ilk dağıtma denemesi Ali Ural’dan “Gerze’nin simidi Sinop simidine on basar”, Çağlar Sarıtaş hemen cevap veriyor: “Pekmezinden abi, pekmezinden” Yerdeki sigara izmaritini eğilip çöpe atan orta yaşlı adamı görünce H. Salih Zengin simit konusunu daha iddialı bir cümleyle dağıtıveriyor: “Valla bu Gerze’nin halkı da aydın halk” der demez oldu olacak diyorum bir konuyu dağıtma denemesi de benden olsun: “Sadece halkı değil abi, Gerze’nin balinası da aydın!” Kurduğum bu son cümlenin yıpratıcı sessizliği ile Ayancık-Türkeli ayrımına kadar geliyoruz. Bundan sonrası viraj viraj viraj…

( Sürecek) 

  • Hüseyin Akın

    Hüseyin Akın 1965 Sinop (Türkeli) doğumlu. Öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İstanbul’un değişik ok...


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Bir Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir