SUSKUNLUĞUN İÇİNDE KENDİNİ BÜYÜTEN BOŞLUK: ÇOK TUHAFTI AĞLAYAMADIM


Bahtiyar Gül’ün ikinci öykü kitabı Çok Tuhaftı Ağlayamadım Aralık 2025’te okuyucularla buluştu. Dünya tuhaf bir yer, insan daha da tuhaf. İhmal edilen duyguların, insan olmanın, insan kalmanın ihmal edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Sonra garip bir boşluk oluşuyor içimizde, kekremsi bir tat.  Sıkışıyor, bunalıyor ama adını koyamıyoruz. Çok Tuhaftı Ağlayamadım bu düşünceden hareket ediyor. 

Bahtiyar Gül’ün, öykü izleğinde, kararsızlık, aile içi huzursuzluk, yalnızlık, konformizden kurtulma çabası, konfora kaçış, özgüven eksikliği, hislerini ifade edememe hali, karşıdakinin kişiliğinde ezilme gibi duyguları merkeze aldığını görüyoruz. Yazar yaşamın günlük akışı içinde belirginliğini kaybeden bu duyguları ve yarattığı tuhaflık duygusunu öykülerinde görünür kılıyor.  

Kitap boyunca karakterlerin iç mücadelelerine tanık oluyoruz. Hangi karakterin duygusuna derinleşsek altından ihmal çıkıyor. Zaman zaman ihmal edilmişliğin kurbanı, bazen de faili onlar. Yazar bu duyguları anlatırken bazen bir anıt heykelden bazen bir dredielden (topaç) yola çıkarak dört başı mamur bir öykü meydana getirmeyi başarıyor. 

Sorunsallar belirgin, kurgular sağlam, öykülerin hiçbir bölümü sarkmıyor. Sıkı çatışma unsurlarıyla beslenen hikâyelerde merak unsuru sonuna dek diri tutulmuş. En ağır duyguları anlatırken bile soğukkanlı bir tahkiyeyi sürdürebilmiş yazar.

Öyküleri gruplandırarak değerlendirmemiz Gül’ün hikâye evrenini daha iyi yansıtacaktır. Özellikle Bizim Evde Herkesten Önce Balıklar Uyanır, Aldatma Çizgisi, Peluş Oyuncağım, Dredieli Döndür, Şıvgalarım Kırdılar gibi olay ağırlıklı öykülerde ipi gergin tutan yazar rahatsız edici bir hava yaratarak –atmosferlerdeki tekinsizlik- gizemi artırmış. Bazen bir nesnenin bazen bir cümlenin öykü içinde tekrar edilmesiyle bir ritim yakalanmış. Bizim Evde Herkesten Önce Balıklar Uyanır’da “balık”, Aldatma Çizgisi’nde “el çizgisi”, ritim unsuru olarak bize kendini hatırlatırken Bahattin’in Sol Eli’nde, “İnsanın yüzünü eline sık sık götürmesi öz güvensizlik işaretidir,” cümlesiyle bu unsur kendini iyice belli etmiş. Peluş Oyuncağım öyküsünde, “O benim Peluş oyuncağım,” cümlesi başka konulardan bahseder gibi yaptığı sırada hikâyenin merkezine yeniden çekiyor bizi. Bu yönüyle Gül’ün metinlerinin olgunlaşmış öyküler olduğu söylenebilir. Laytmotifi sık sık kullanarak anlatımı kuvvetlendirmiştir. Fare, anıtın silüeti, ay, drediel, elma, ceviz fidesi ve elma şıvgası gibi sembolleri bu motifler arasında sayabiliriz.

Anıt, Görev İhmal Bilgileri, Artık ve Cevizin Kirazı Zehirlediğidir öyküleriyse daha çok durum hikâyesine yaslanan, katmanlı bir yapı barındıran metinler olarak karşımıza çıkıyor. Bu metinlerde yazar içten içe büyüyen bir sessizliğe ve anlam arayışına davet ediyor okuyucuyu. Bunu yaparken okuyucuyla arasına bilinçli olarak mesafe koyuyor, öyküyü hazmetmek için emek harcamasını talep ediyor okurdan.  

Dredieli Döndür öyküsüne gelince; kitabın genel temasıyla ortak unsurları olsa da Filistin’de Yahudi sorunu gibi büyük bir meseleyi drediel (topaç) nesnesi üzerinden kurabilmesi açısından ayrı bir yerde duruyor. Bu öyküyü benzersiz kılan, bilindik bir sorunu bir oyun vasıtasıyla okumaya çalışması. Çocukların ağzından dile getirilen, “Eriha evine benzemiş, tam patlatmalık,”,1 “Burası çok güzel bir Talmud bahçesi olur,”2, “Yaşasın Nekbe’den kurtuldum,”3 cümleleriyle zalim ebeveynlerinin bakış açısını nasıl aynaladıklarını görebiliyoruz. Yazar kimsenin bakmadığı bir açıdan bakarak, Filistin bile demeden şu kısa cümlelerle yaşanan zulmü ortaya koymayı başarmış.

Bahtiyar Gül’ün öykülerinde dikkat çekmek istediğim diğer nokta okura bazı ipuçları verip hikâyede boşluklar bırakması. Anıt öyküsünde, “Annem sürekli boynundaki morlukları sorardı. Onu atlatamazdın. Sahil boyu yürüdüğünde, büroda işin bittiğinde, yorulduğunda…”4 Karakterin duygu dünyasına ait bir detaya işaret ederken bir üst cümlede babasından bahsetmesi okuyucuya alımlama estetiği için imkân sunuyor. Yine Aldatma Çizgisi öyküsünde, “Ne içerdeki fare ölüleri ne bir tutam saç ne boğucu hava… Asıl iğrenilmesi gereken koku kendinden geliyordu,”  5cümlesinde de yazar okuyucunun aklına şüphe sokuyor. Anlatılan gerçek değil miydi, hakikat tam tersi miydi, sorularını sordurup cevabı vermeden okuru bu sorularla baş başa bırakıyor. Anlatının neresinde yazarın bilinçli boşluklar bırakıp neresinde göstermesi gerektiği önemli bir konu. Gül’ün bunu başarılı bir şekilde yaptığını söyleyebiliriz. 

Öykü evreninde biçim de önemli bir yer tutar. Yazarın anlatı sırasında söz israfından kaçması da dikkat çekici. Zira fazla sıfatlar, uzun betimlemeler gibi öyküyü ağırlaştıran kelime kalıplarından arındırılmış bir metin var karşımızda. Bunun yanında çeşitli biçim denemelerinden, anlatım tekniklerinde farklı tarzları kullanmaktan, anlatıcı dilini çeşitlendirmesinden yola çıkarak tekdüze bir anlatım biçiminden uzak durduğunu söyleyebiliriz. Benim Peluş Oyuncağım öyküsünde zaman zaman bilinç akışı tekniğini kullanan Gül psikolojik olarak hasta bir karakterin zihin dünyasını göstermesi bakımından başarılı bir seçim yapmıştır diyebiliriz. Görev İhmal Bilgileri’ni günlük bir form kullanarak kurmuş, Anıt ve Artık öykülerinde sen anlatıcı dilini (İkinci tekil kişi) seçmiştir. İki öyküdeki karakterin hayatının belirsizliği bu teknikle daha kuvvetli bir şekilde yansıtılmış, ayrıca yazar Dresuar Muhtarları’nda muhtar tanıtım broşüründen muzip bir öykü çıkarmayı başarmıştır. Zaman zaman büyülü gerçekçiliğe göz kırpan unsurlara rastlanan bu metinde yalnızlığı hiç aklımıza gelmeyecek bir nesne üzerinden, bir broşürden anlatmayı deneyerek özgün bir pencere açmıştır okuyucuya.

Çok Tuhaftı Ağlayamadım bakmaktan ısrarla kaçtığımız tuhaf taraflarımıza, ihmal edilmiş duygularımıza yönelmeyi öneren, incelikle işlenmiş, insanı derinden sarsan bir metin olarak okurunu bekliyor.

  1. Bahtiyar Gül, Çok Tuhaftı Ağlayamadım, Şule Yayınları, 2026, sf.65. ↩︎
  2. a.g.e., s.67 ↩︎
  3. a.g.e., s.66 ↩︎
  4. a.g.e., s.13 ↩︎
  5. a.g.e., s.30 ↩︎

  • 1985 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansını bitirdi.

    İlk öykü kitabı Bulanık Rüya Kasım 202...


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir