Sen durgun suya sitem ediyorsun durgun su da sana
çevrildiği bent toprak olaydı taşardı
taş olaydı ağladığını sanırdın kayaların
doğurmaktır bu, bulabilirsen sor bir bilene
sitemkârlar için durulmuş ruhu.
Şimdi seni bilmem ben Türkiye’de yaşıyorum
bir düzüne kalem on iki ise
ben işte onun hepsini tükettim
dilimde tüy bitti Türkiye diye diye
kalemi bıraksam kendi yazacak: Türkiye
Şiir gibi. Açık anlatımlı. Gencecik. 100 yaşında.
Senin bırakıp kaçtığını yazıyorum elbet farkındasın
ben değildim bırakıp kaçtığın gayrı kendini kandırma
sen, ben, biz… Çokları usulca bıraktı Türkiye’yi
çayıra salınmış inekler gibi seğirterek aldılar yerlerini
Walt Whitman’ın Leaves of Grass’ını
ha Ot Sapları diye çevirmişsin ha Çimen Yaprakları
ölüm Amerikalı bir ustadır dünyanın her yerinde
ölüm Rus bir ustadır Türkler gerilediğinde
Türkler gerilediğinde asıl ilerleyen zulüm oldu
şimdi o Türkler kim bilir nerede…
Şeyhî’nin pîr eşeğine gitti çokları da
çayıra salınmış ineklikten eksik paylarını sormaya
hiç olmazsa hainlik etmediler diyerek kızmıyorum
onlara ve sana, sana ve onlara, yüzlere, binlere, milyonlara.
Türkiye’den bakınca dünya ateşe verilmiş çalılık
bostanları yok biliyorsun nicedir Afrika’nın
ayrık otları bile yok
Gilles Deleuze, rizom deyip durur sen bakma
onu çöz, bunu anla, ölümü anlayamadıktan sonra
çok katlı binalardan atlayacak hep cool düşünce
ölüm karşısında.
Çin sarartmış da hepatit B olmuş gibi Latin Amerika
Avrupa hep bildiğin gibi…
Hazreti İsa’nın kanı peşinde: Güya demiş ki:
“Etimi yiyen doymasın, paramı alan onmasın.”
Koca peygamberi yayın balığı etmişler Kızılırmak’ta:
“Etimden yemez kanımdan içmezseniz
Sonsuz hayat sizin olmayacaktır.” diyesiymiş.
Ne fark var şimdi bu cümleler arasında?
Hazreti Musa kekemeydi ama İsrail’in mermileri ara vermiyor.
Anadolu bozkırında bir gelengi gibi ürkek Türkler neden?
Peru’daki lamalar gelip tükürmüyor
dünyanın yüzüne neden?
Kartal kartpostalları gönderme artık
Türkiye’den bakınca dünya dönmüyor
Yusyuvarlak bir kötülük dolaşıyor
Uygar yamyamların sardığı yamyassı küreyi.
Gene de Türkiye’den bakınca gülümsüyorum her şeye
Çocuk benin sevdiği “Sordum sarı çiçeğe” var ya hani
Çiğdem’e âşıktım ne güzel kız ismidir hiç yaşlanmaz
Bir keresinde söylemiştim onu
Kendi ipine düşmüş bir atı kurtarmıştık, tir tir titriyordu
Sonra Lale, lafa karışmak hakkını soruşturmuştu:
“Lale der ki ben elâyım yiğit başına belâyım”
Leyla da olsa fark etmez yiğit başı için
Yunus’un beldesinde nasılsa bir Deli Dumrul bulunur
Bir at düşmesin kendi ipinden bir dara.
Uzatmayayım nostalji olmasın
Reçinesiz kuru odun gibi hamaset de olmasın
Akan suyun durgun suya sitemi sevgisindendir
Ve alıkların anlamayacağı bir şiirdir bu
Tarihi kendime şahit tutarım:
Bir aşk destanıdır dünya hayatı
Türkiye’den bakınca.
(Mayıs, 2023)
Resim: Betül Nisan Kefeli

0 Tartışmaları