YUNUS EMRE DİVANI’NA DAİR


“Yunus olduysa adım pes ne aceb

 Okuyalar defter ü divanımı”

Yunus EMRE

Yunus Emre okumalarını hemen her yerde karşılaşabileceğimiz belli başlı şiirlerinin ötesine taşımak isteyenler için en emin kaynak elbette onun Divan’ı ve Risalet’ün Nushiyye adlı eserleridir. Zira Yunus Emre duygu ve düşünce dünyasını bu eserlerdeki şiirleriyle anlatmıştır. Öyleyse şöyle bir cümle kurabiliriz: Onu anlamanın yolu eserlerini okumaktan geçer. Fakat bu okumaları yapmadan evvel eserlerinin nasıl teşekkül ettiği sorusuna da cevap aranmalıdır. Yazımızda bu eserlerden ilki olan Divân konusunu ele alacağız.

Divan’ın hikâyesi

Bu konunun hikâyesini Yunus Emre’ye dair anlatılan menkıbelerde görmekteyiz. Bunlardan ilki onun şiir söylemeye başlaması hakkındaki menkıbedir. Menkıbeye göre Yunus Emre’nin şairliği Tapduk Emre dergâhında tasavvuf eğitimini tamamladıktan sonra şeyhinin bir gün bir sohbet meclisinde söylediği, “Vakit tamam oldu, o hazinenin kilidini açıverdik. Söyle Yunus Can,” hitabıyla başlar. Bu safha çok etkileyici bir biçimde anlatılır: “Bunun üzerine Yunus’un dili açıldı, gözlerinden ve gönlünden perde kalktı. Şevk denizine düştü. Ağzını açıp inci ve cevahir saçtı. İlahi hakikatlerin sırlarından, inceliklerinden öyle bir sohbet eyledi ki dinleyenler hayran kaldı. Sonra ki ne söylediyse hepsini kaleme aldılar. Muteber bir divân oldu.” Bu bilgiyi doğru kabul ettiğimizde Yunus’un şairliğinin şeyhinin izniyle ve onun uygun gördüğü vakitte başladığı söylenebilir. Şeyhinin sağlığında bir Divân tertip edildiği sonucuna varmak da yine aynı şekilde mümkündür. Yunus Emre Divânındaki, “Yunus olduysa adım pes ne aceb / Okuyalar defter ü divanımı,” şeklindeki söyleyişlerden de böyle bir sonuç çıkarılmaktadır.

Peki, Divân bugün mevcut mudur? Evet diyemiyoruz ne yazık ki. Niçin diyemediğimizi Molla Kasım menkıbesini okuyunca anlamak mümkün hale gelecektir. Bu menkıbeden öncelikle ilk menkıbede sözü edilen divanda üç bin şiir olduğunu öğreniyoruz. İşte Yunus Emre’nin vefatından bir hayli zaman sonra Molla Kasım adlı bir zahit bu divandaki şiirleri okumaya başlar. Onların sadece zahirine takıldığı için bunları şeriata aykırı bulur. Bin tanesini yakıp küllerini havaya savurur, bin tanesini yırtıp suya atar. Geriye bin şiir kalmıştır. Bunlardan birini okurken, “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelir,” beytiyle karşılaşır. Bunun üzerine Yunus’un ermişliğini anlar ve yok ettiği şiirlerden dolayı büyük bir pişmanlık duyar. Bu yüzden geriye kalan bin şiiri muhafaza altına alır.

Yazma Divânlar

Bu noktadaki soru şudur: Kalan bin şiirden oluşan nüshaya ne olmuştur? Zira bugünkü mevcut nüshalarda bu sayıda şiir yoktur. Sorunun cevabını maalesef bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, Yunus’un vefatından yaklaşık yüz elli veya iki yüzyıl sonra adına müstensih denilen kişiler tarafından bu şiirler istinsah edilmeye, yani yazma eser haline getirilmeye başlanır. Fakat istinsah, “bir metni kopya etme, suretini çıkarma,” manasına geldiğinden bu var olan bir eserden hareketle yapılmalıdır. Bu, hangi eserdir? Bunu da bilmiyoruz. Şöyle bir tahmin yürütülebilir. Eser, Molla Kasım’ın muhafaza altına aldığı asıl Divân olabilir. Ya da bu eserdeki şiirler sözlü kültürün ürüne haline gelmiş, müstensih de bunları derleyerek bir yazma nüsha oluşturmuştur. İkinci yorumun daha doğru olabileceği söylenebilir.

Şimdi soracağımız soru şudur:  “Bu derleme, yazma eser haline getirilen Divân tek bir nüsha olarak mı kalmıştır? Mevcut bilgilerimizle durumun böyle olmadığını bilmekteyiz. Zira bugün Türkiye ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde elli civarında yazma ve daha az sayıda taş baskı Yunus Emre Divânı bulunmaktadır. Demek ki zaman içinde şiirleri istinsah eden başka müstensihler de olmuştur ki sayı bu kadar çoğalmıştır.

Divan’a dair söyleyeceklerimiz tabii ki burada bitmeyecektir. Bu nüshaların hangileri olduğu, nüshalara göre şiir sayılarının farklı olma sebepleri ve günümüzde bunlardan hangilerinin yeni alfabeyle yayımlandıkları konusu da bahis mevzusudur. Hemen ifade edelim: Nüsha sayısı epeyce fazladır, son araştırmalara göre elli civarındadır. En meşhur olanları on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda istinsah edilen Fatih ve Karaman nüshalarıdır. Son yıllarda bunlardan daha eski tarihli bir nüsha daha ortaya çıkarılmıştır. Bu da 1492 yılında istinsah edildiği kaydı bulunan Kütahya nüshasıdır. Ayrıca Yahya Efendi nüshası, Nuruosmaniye nüshası, Bursa nüshası, Ritter nüshası, Vatikan nüshası gibi farklı zamanlara ait nüshalar da vardır. Osmanlı’nın son yıllarında taş baskı nüshalar da yayımlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ise yazma ve taş baskı nüshalardan hareketle başta Burhan Toprak olmak üzere Abdülbaki Gölpınarlı, Faruk Kadri Timurtaş, Vasfi Babacan ve Erdoğan Boz gibi ilim insanlarınca Fatih nüshası esas alınarak Divân neşri yapılmıştır. Karaman nüshası ise İdris Nebi Uysal ve Yusuf Yıldırım tarafından yeni harflerle neşredilmiştir. Kütahya’da bulunan nüsha Ersen Ersoy tarafından bulunmuştur ve şimdilerde Orhan Kemal Tavukçu tarafından yayına hazırlanmaktadır.

Şiir sayılarındaki farklılık

Bir de, Yunus Emre’nin kaç şiiri vardı sorusunun peşine düşelim. Nüshalardaki şiir sayısı aynı olmadığından kesin bir sayı söylemek mümkün değildir. Mesela Fatih nüshasında 204, Karaman nüshasında 218 şiir yer alırken on altıncı yüzyıla ait Yahya Efendi nüshasında 268 şiir yer almaktadır. Bu sayılar diğer nüshalarda da farklılıklar göstermektedir. Bu durum şairin kaç şiiri olduğu sorusunu net biçimde cevaplamayı imkânsız hale getirir. Fakat Yunus Emre’nin dil, söyleyiş, anlam özellikleri dikkate alındığında bu kaynaklardaki bazı şiirlerin ona ait olmadığı rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Bu da bize adı Yunus olan başka şairlerin, özellikle Bursalı Âşık Yunus’un şiirlerinin Yunus Divânı’na katıldığı sonucunu doğurmaktadır. Bunun genel okuyucu için bir önemi olmasa da Divan üzerinde çalışanlar konuyu ilim, edebiyat, sanat bağlamında ele almak durumunda olduklarından sayı meselesini önemli görmektedirler. Ortak kanaat bu sayının 250, 300 civarında olduğu şeklindedir. Yunus Divânı’na sonradan eklenen şiirlerse onun tarzını benimseyen ve takipçisi olan şairlerin şiirleridir. Şöyle de denilebilir: Yunus Emre üstün şairlik kabiliyetiyle bir şiir havuzu oluşturmuş, sonradan onun yolunda ve tarzında şiirler söyleyen şairlerin şiirleri de bu havuza dâhil edilmiştir. Böylece Yunus Emre şiirleri, tıpkı Nasreddin Hocanın fıkraları gibi, Anadolu’nun ruh iklimini, Anadolu insanının irfan dünyasını, din ve ahlak anlayışını yansıtan anonim eserlere dönüşmüştür. Yunus’un büyüklüğü de buradadır. O, hem kendi hem de takipçisi şairlerin şiirleriyle Anadolu’nun kurucu ruhu olmuştur.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir