“Çıkdum erik dalına anda yidüm üzümi
Bostan ıssı kakıyup dir ne yirsün kozumı”
YUNUS EMRE
Yunus Emre’nin, “Bu dünyadan gider olduk/Kalanlara selam olsun/Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun,” tarzındaki şiirlerinin kolay anlaşıldığını biliyoruz. Çünkü yedi asır önce yazılmış bu şiir bugün yazılışmışçasına taze ve hâlâ kullandığımız kelimelerden oluşuyor. Ama şiirlerinin hepsi için böyle söylenemez. Onun sembollerle, mecazlarla, kelimelere yeni mânâlar yükleyerek söylediği şiirleri daha çoktur. Onlardan biri de şathiye olarak adlandırılan şiirleridir. Bunların başında, “Çıktım Erik Dalına,” mısraıyla başlayan şiiri gelir.
Bu şiiri hemen anlamak kolay değildir. Çünkü anlam derinlerdedir. Derinlik de hemen her kelimenin lugat mânâsının dışında sembolik mânâda kullanılmasıyla sağlanmıştır. Sembollerin çözümüyse hem dilbilim hem de tasavvufa dair bilgilere sahip olmayı gerektirmektedir. Bu şiir işte bu özelliği dolayısıyla bugüne kadar Şeyhzâde Muslihiddin Efendi Niyazi Mısrî, İsmal Hakkı Bursevî Ali Nakşbendî Nevrekanî, yakın dönemdeyse Bekir Sıdkî Visâlî, Şevket Turgut Çulpan, Ahmet Kabaklı İsmail Yakıt ve Haydar Murad Hepsev gibi isimler tarafından şerh edilmiştir.
“Çıktım Erik Dalına,” şiiri o kadar ünlenmiştir ki sadece hakkında şerhler yapılmakla kalınmamış, tahmislere de konu olmuştur. Bunun ilk örneğini yıllar önce Hünkâr Dağlı’nın, “Dağın Öte Yüzünden,” kitabında görmüştüm. Son örneğiyse Tayyib Atmaca’nın, “Çıktım Erik Dalına,” adıyla yayımladığı kitap oldu. Ünlü şiire yapılan bir tahmis denemesiyle başlayan kitapta 32 şiir yer alıyor. Kitapta ayrıca “Göz Açmış Yummuş Gibi,”, “Dünyaya Çok Gelip Gittim,”, “Seni Haktan Yığanı,” şiirlerine yapılan tahmisler de var.
Tabii her kitabın olduğu gibi bu kitabın da bir hikâyesi yahut bir yazılış gayesi bulunmaktadır. Bunu bilirsek şiirleri daha sağlıklı değerlendirmek mümkün hale gelecektir. Atmaca, kitabın başında yer alan ve “Sözün kapısı,” başlığını taşıyan bölümde şiirlerin yazılış hikâyesini ve gayesini şöyle açıklıyor: “O bizim gönlümüze girdi, onunla hemhâl olduk. Bu hemhâl oluş bir başka oluşun demirini dövdü; biz de ondan şiirler kurmaya başladık. Onun gönlüne girelim, onun girdiği gönüllere girmek için Yunusça seslenelim istedik. Ondan aldığımız ilhamla birkaç tahmisle işe başladık. Yunus’un şiir toprağını deştikçe şiirin suyu gürbüzleşti ve peş peşe akmaya başladılar.”
Şimdi Tayyip Atmaca’nın tahmislerini değerlendirmeden önce kısaca tahmis nedir, hatırlayalım. “Beşleme,” anlamına gelen tahmis bir gazelin ya da bir kasidenin her beytinin önüne aynı vezin ve kafiyede üç mısra eklenerek yazılan şiir demektir. Bir fikir vermesi için kitaptaki ilk tahmisin başlığına ve ilk kıtasına bakalım:
Çıktım Erik Dalına Şiirini Tahmis
Dilim üste yatırdım ölçtüm biçtim sözümü
Dost yüzüne bakınca gördüm kendi yüzümü
Gözlerimi kapadım bahar bildim güzümü
Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu
Tayyip Atmaca’nın şiirleri bu örnek parçada da görüldüğü gibi tahmis özelliğine uygun şiirlerdir. Yunus’tan aldığı mısralarda da görüldüğü gibi on dört heceden oluşuyor. Kafiye yönünden de öyle. Yunus’tan aldığı beyit de, kendi mısraları da tam kafiye özelliği taşıyor. Redifler için de aynı şey söylenebilir. Bu tarz şiirlerin önemini sadece ölçü ve kafiyeden yol çıkarak biçimsel olarak düşünmek elbette doğru değildir. Bir şairin bir başka şairin şiiri için tahmis yazmasının önemi mânâ ve duyarlılık bakımından o şairle iletişim kurmaktır. Tabii bu şiir tasavvufi muhtevada olduğundan bire bir aynı olmaları beklenemez. Ama ufak da olsa bir gönderme yapılabilmişse bu başarılı bir şiir demektir. Atmaca’nın bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiğini görüyoruz.
Atmaca’nın asıl başarısı kitapta tahmis örneklerinin dışında ye alan şiirlerinde görülüyor. Zira bunlarda gerek ses, gerek söyleyiş gerek mânâ olarak Yunusça bir özellik var. Şairin bunu nasıl sağladığına gelince, öncelikle kendi şiirine başlık olarak, “Acep N’ola Benim Hâlim,”, “Allah Sana Sundum Elim,”, “Aşkın Odu Ciğerimi,” örneklerinde görüldüğü üzere Yunus’un mısralarını alıyor. Sonra da o başlığın mânâsından yola çıkarak kendi şiirini yazıyor. Bu tür şiirlerine örnek olarak, “Bana Seni Gerek Seni,” başlığını taşıyan şiirinden bir bölüme bakalım.
BANA SENİ GEREK SENİ
Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
Gönül dükkânına almam ardımdan gıybet edeni
Kendi hâline bıraktım dünya peşinden gideni
İçime bir ateş düştü hem sardı ruhu bedeni
Çiğliğimden arınayım döndürerek pişir beni
Bu tarz şiirler ilk kıta itibariyle bir tahmis sayılsa bile, ilk bölümden sonrakilerde böyle bir durum olmadığından, onları da Yunus ilhamlı müstakil şiirler olarak görmek daha doğru olur. Çünkü hepsinde Yunusça bir gariplik sızısı, dünyanın geçiciliği, yalnızlık acısı, ayrılık hüznü, ölüm endişesi, nefsle mücadele, Allah’a sığınma ve vuslat arzusu var. Bunları baskın duygular olarak, “Gül atacak dostlar gitti taşlar dururlar söz ile”, “Dört tekbirle arkamızdan namazımızı kılacak,”, “Rahmetinle sar sarmala bu yalan yurda bırakma,”, “Biter yalancı dünyanın üç gecesi dört gündüzü,”, “Kendi kendime tutuştum pişiyorum yana yana,” gibi mısralarda bu duygu hallerini görmek mümkün.
Aynı duygu beraberliğini ortak temaları seçilen kelimelerde de görmekteyiz. Şair, Yunus’un sık sık kullandığı ve neredeyse ona özel hale gelen “tahta at,”, “yalan dünya,”, “avare,”, şar,”, “yar,”, “ayan,”, “kovan,”, “esrik,” gibi kelimeleri ödünçleme yoluyla kendi şiirine katmış. Bahsedilen kelimeleri her şair kullanabilir gibi düşünsek de önemli olan Yunus’un yüklediği mânâlarla bunları kullanabilmek….Atmaca bunu da başarmış görünüyor.
Sözün kısası, Tayyip Atmaca hem tahmis denemeleri hem diğer şiirlerine başlık olarak seçtiği Yunus mısraları hem de şiirlerinin başına koyduğu Yunus beyitlerinin ses, mânâ özelliklerine uygun ifadeleri itibariyle Yunus’u kendisine “pir” bellediği, şiirinde de, hayatında da onun yolundan gitme arzusu taşıdığını gösteriyor. (Tayyib Atmaca, Çıktım Erik Dalına, Anadolu Çınar y. Ankara 2024)

0 Tartışmaları