Yunus Emre ve şerh denildiğinde akla onun en başta “Çıktım erik dalına/Anda yedim üzümü/Bostan ıssı kakıyıp/Der ne yersin kozumu” beyti ile başlayan ve pek çok isim tarafından şerh edilen şiiri gelir. Bu ve benzer birkaç şiirinin daha şerhe konu edilmesi daha çok onların şathiye türünde şiir olmalarına bağlanır. Zira bu tür şiirler tamamen sembollere dayalıdır ve onlar çözülmeden şiir mana kapılarını okuyucuya açmamaktadır. İşte bu yüzden Yunus Emre’nin bu benzer şiirlerinin neden şerh edilmesi gerektiği anlaşılır bir durum olarak karşımıza çıkar.

Diğer yandan Yunus Emre’nin bir de “İlim ilim bilmektir”, “Mal sahibi mülk sahibi”, “Sevelim sevilelim” şeklindeki mısralarının yer aldığı şiirleri de bulunmaktadır. Bunlar dilinin sadeliği, sembollerin fazla olmayışı ya da manası bilinen sembollerden hareketle yazıldıkları için nispeten daha kolay anlaşılan şiirler olarak görülmektedir. Ama dikkatli bir bakış, bunlarda da anlam derinliği bulmakta gecikmez. İşte bu yüzden Yunus Emre’yi doğru anlamak için bütün şiirleri şerh konu metinler olarak görülmeli ve şerhleri yapılmalıdır.
Şerhe duyulan ihtiyaç
Neden böyle düşünüyoruz, çünkü karşımızda her şeyden evvel bir mutasavvıf, üstelik vahdet-i vücut gibi zor sayılan bir anlayışı benimsemiş ve şiirlerinde bu anlayışı dile getirmiş bir şair var. Tasavvuf ise kendisine ait bir terminolojisi olan bir disiplindir. Böyle olunca bizim bugün de günlük dilde kullandığımız kelimeler bu disiplinde kavramlaştırılmıştır. Bu kavramların her biri şiirlerin anlam dünyasına girmek için birer anahtar hükmündedir. Mana kapısı bu anahtarlarla açılabilir ancak.
Bir diğer önemli konu ise Yunus’un dilindeki pek çok kelime onun tarafından özel anlamlara büründürülmüştür. Bu yüzden Yunus’a özel bir Türkçeden, Yunus Türkçesinden söz edilmeli ve kelimeleri anlamlandırma buna göre yapılmalıdır. Ayrıca onun kullandığı bazı kelimeler zamanla arkaik hale gelmiş, günümüze gelenler de başka anlamlara bürünmüştür. İşte doğru manalandırma açısından bunların da bilinmesi gerekir. Yine bu şiirlerin en önemli özelliklerinden biri de söyleyişin son derece sade ama mananın çok derin olmasıdır. O yüzden yüzeysel anlama o şiirin duygu ve düşünce alanına tümüyle girebildiğimiz anlamına gelmez. Okur böylesine çaba gerektiren bir gayreti de göstermek durumundadır. Diğer yandan bu şiirlere sadece edebi metinler olarak bakmak yeterli olmaz. Onlara, tarih, psikoloji, sosyoloji ve ilahiyat açısından da bakılması gerekir. Zira karşımızda sadece şair kimliği olan biri değil aynı zamanda derviş, alim, mütefekkir ve entelektüel kimliği de olan bir isim bulunmaktadır.

Bir başka konu ise hiçbir eser, zamandan ve mekândan bağımsız değildir. Bu durum Yunus Emre konusunda daha da önem taşır. Zira o dergahtaki dervişlik eğitiminden sonra hep hayatın, sosyal, siyasal, dini vb. olayların içinde yer almış, bütün bir Anadolu’yu gezerek çağına tanıklık etmiş, etmekle kalmayarak bir tavır sergilemiştir. İşte bütün bu sebeplerden dolayı bir kez daha söyleyelim ki Yunus Emre’nin bütün şiirleri şerh gerektiren metinlerdir.
Klasik şerh örnekleri
Ne var ki bugüne kadar bu konuda çok az örnek görebiliyoruz. Bu örneklerden ilki ve en meşhuru yazının başında adını andığımız “Çıktım Erik dalına/Anda yedim üzümü” mısraı ile başlayan şathiyesidir. Bu ünlü şiir, bugüne kadar Şeyhzade Muslihiddin Efendi (ö. 1544), Niyazi Mısrî (ö.1694), İsmail Hakkı Bursevî (ö.1653) Ali Nakşıbendi Nevrakanî (IVII. Yy.) İbrahim Has (ö. 1762), Bekir Sıdkı Visâlî (1881-1962), Şevket Turgut Çulpan (1910-1990) tarafından şerh edilmiştir.
Bunlardan en meşhuru ise Niyazi Mısrî’nin şerhidir. Bir başka şarih ise İsmail Hakkı Bursevî’dir. Fakat o, diğerlerinden farklı olarak tek bir şiiri şerh etmekle yetinmemiş, bu ünlü şathiyeden sonra Yunus’un üç şiirini daha şerh etmiştir.
Burada Âşık Yunus mahlaslı şiirlerden de söz etmeliyiz. Bu şiirlerin şârihleri olarak da Niyazi Mısri (. Ö.1694), İsmail Hakkı Bursevi (ö. 1725-), Salahî (Abdullah Salâhaddin Uşşakî (ö. 1783), Selamî Mustafa Efendî (ö. 1811-) isimlerini sayabiliriz. Aynı şekilde şarihi bilinmeyen şerhlerin de var olduğunu biliyoruz.
Yeni şerh örnekleri

Yunus Emre şiirindeki sembolizm, sadece bu ünlü şathiyesi yahut Aşık Yunus mahlaslı şiirleri ile sınırlı değildir. Onun hemen her şiirinde sembolik anlatımlar yer alır. Bu yüzden bu klasik şerh çalışmalarının yanında onun şiirinin anlam dünyasına nüfuz etmeyi amaçlayan her türlü tahlil/çözümle metinleri de birer şerh olarak görülmelidir. Bunun sayılı birkaç örneğine günümüzde rastlamaktayız. Bunlar arasında sayılabilecek örnekler için Ahmet Kabaklı, İsmail Yakıt isimlerini anmalıyız. Ahmet Kabaklı’nın yaptığı şerh, edebi şerhe, İsmail Yakıt’ınki ise felsefi şerhe örnek olarak gösterilebilir. Ahmet Kabaklı “Şiir İncelemeleri” kitabında Yunus’un “Hak Bir Gönül Verdi Bana, Sordum Sarı Çiçeğe, Çıktım Erik Dalına” şiirlerini şerh etmiştir Bu konu ile ilgili olarak günümüzde yapılan önemli bir şerhten daha söz etmeliyiz. Bahsi geçen çalışma M. Efdal Emre tarafından yapılmıştır. Emre, Yunus’un Divanındaki bütün şiirleri için bir şerh çalışması yaparak önemli bir eksikliği gidermiştir. Yine Ahmet Eğilmez’in “Yunus Emre Hayatı ve Açıklamalı Divanı”, Faruk Dilaver’in Yunus Emre Şiirlerinin Şerhi adlı eserlerini de bu tür şerh çalışması olarak görmek mümkündür.
Burada bir İsimden daha söz etmeliyiz. O da Yunus Divanının Hem Karaman nüshasını hem de Risaletü’n-Nushiyeyi neşreden Yusuf Yıldırım’dır. O da bahsini ettiğimiz şerh çalışmasını Risalet’ün Nushiyye üzerinde gerçekleştirmiş ve bu önemli eseri tasavvuf, tarih, edebiyat, filoloji, sosyoloji ve psikoloji ilimlerinin ışığında hacimli bir şerhe konu ederek bu sahada ilk örneği vermiştir. Bütün bu açıklamalardan sonra şunu bir kez daha söyleyelim. Bütün bu şerh örneklerin yeni çalışmalarla devam etmesi Yunus Emre’yi günümüz insanının idrakine sunmak açısından önem taşımaktadır.

0 Tartışmaları