“Yunus senin sözlerin manadır bilenlere
Söylenecek sözlerin devri zaman içinde”
YUNUS EMRE
Söz söyleyeceğimiz, bilgi vereceğimiz, yorum yapacağımız konu tasavvuf ve sufi şahsiyetler ise bunu modern bakış açılarından uzaklaşarak yapmak durumundayız. Aksi halde onları anlamanın/anlatmanın çok uzağına düşeriz. Bunun son örneğini yakın bir zamanda Yunus Emre Divanı’nı basan bir yayınevinin duyurusunda gördük. Bu duyuruda “Yunus Emre’nin kaleme aldığı Divan kitabı” şeklinde bir ifade vardı.

Bu duyuruda böyle bir ifadeyi kullanmak, öncelikle tasavvufa, bir sufi şahsiyet olan Yunus Emre’ye ve sözlerine nasıl bakılması gerektiğine dair ciddi bir hata demektir. Bu hatanın sebebi Yunus Emre’ye ve söylediklerine bugünkü şiir ve şair anlayışıyla bakmaktır. Bu anlayış yaygınlık kazandığında ne Yunus Emre’yiı ne de başka bir sufiyi kendi gerçeklikleri içinde anlayamayız/anlatamayız. Bu da bizi onlara anlama konusunda yaklaşalım derken daha da uzak kalmaya götürür.
Madem böyle bir şair ve şiir anlayışına itiraz ettik, Öyleyse işin doğrusunu söyleyelim. Sufiler, bugünkü şiir ve şair anlayışından epeyce uzakta olan isimlerdir. Bu yüzden onların hiçbiri söylediklerine şiir adını vermezler. Bunları en yaygın adlandırmayla “nutk”, “nutk-ı şerif” olarak adlandırırlar. Böyle yapılmasının sebebi bu sözlerin kurgu ve hayal ile değil hal diliyle söylenmiş olmasıdır. Bu yüzden zaman zaman “nefes” olarak da adlandırılır. Çünkü bu sözler, Rahman nefesinin kelama bürünmüş şeklidir yani ilhamın kaynağı Hak’tır. Bu yüzden Yunus Emre, sözlerini “Söz karadan akdan degül/Yazıp okumakdan degül/Bu yürüyen Halk’dan degül/Halık avazından gelür.” diyerek okuduğu kitaplara, öğrendiği kelimelere değil “Hak avazı”na yani “Yaratıcı’nın nidası”na bağlar.
Bunun nasıl gerçekleştiğine gelince kişi Hak’la beraberliğinde öyle bir noktaya gelir ki ilahi nazara muhatap olur. Hakikatin kapısı açılır. Oradaki mana kelama bürünür. “Hak’tan nazar oldı bana Hak kapusın açar oldum/Girdüm Hakk’un haznesine dürr ü gevher saçar oldum.” Dolayısıyla Yunus Emre eline kalem alıp şiirler yazmamıştır.
Bu durumu onun “Söyle Yunus” adını verebileceğimiz menkıbesinde görürüz. Buna göre aldığı tasavvufi eğitimle iç arınmasını sağlayan Yunus Emre, kurulan bir zikir meclisinde şeyhin talebi, izni ve emriyle şiirler söylemeye başlar. Şeyhinin “Söyle Yunus, vakit tamam oldu. Kilidini açıverdik “sözü üzerine “Yunus’un dili açılır gözlerinden ve gönlünden perde kalkar. Şevk denizine düşüp ağzını açarak inci ve cevahir saçar. İlahi hakikatlerin sırlarından, inceliklerinden öyle bir sohbet eyler ki, dinleyenler hayran kalır. Sonra ki ne söylediyse hepsini kaleme alırlar. Muteber bir divan olur.”
Bu durum, bütün sufi şairler için böyledir. Mesela Mevlâna da 25 bin civarındaki Mesnevisindeki metinler ilk on sekiz beyti hariç ele kalem alınarak yazılmış değildir. Bunları Mevlâna söylemiş, Hüsameddin Çelebi kaleme almıştır. Bunu belirtmek için “Bu Mesnevi bir manadır yoksa feulün, failat değil” diyerek esere nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda bizleri ikaz etmiştir. Buna göre kelimeler surettir. Sureti aşıp manayı görmek gerekir. Bu yüzden gerek Yunus Emre’nin gerek Mevlana’nın gerekse diğer sufilerin sözlerine hikmet penceresinden bakılmalıdır. Hikmetli söz ise “Ahlaki söz, öğüt verici söz”, demektir. Kaynağını ise Hz. Peygamber’in “Muhakkak şiirde sizin için bir hikmet vardır.” Hadisinden alır. Kendisi de bu durumu “Sûret söz kanda buldı kanda sözi iş oldı/Sûrete kendü geldi dil hikmetün yolıdur” diyerek şiirinin asıl özelliğinin “hikmetli söz” olduğunu belirtir.

Burada Yunus Emre’nin yahut başka sufilerin sözlerine şiir demek tamamen yanlış mıdır diye bir soru akla gelebilir. Elbette değildir. Yunus, bir sufi olduğu ve şiire bu çerçevede bir mana yüklediği dikkate alınarak söylemek gerektiğinde onu elbette büyük hem de çok büyük bir şair olarak görmemiz gerekir. Zaten kendisi de örneği çok fazla olamasa da kendini tanımlarken “Yunus’un sözü şiirden amma aslı kitaptan/Hadis ile dinene key bil sadık olmak gerek” beytinde şair sıfatını da kullanır. Bu ifadenin ikinci kısmı da önemlidir. Çünkü onun sözlerine şayet şiir diyeceksek bu şiirlerin diğer şairlerin şiirlerinden ilham kaynakları, söyleme niyetleri ve bu sözlere yükledikleri mana bakımından tamamen farklı olduğu dikkate alınmalıdır. Buradaki şiirinin kaynağının “kitap” ve “hadis” olduğu vurgusu önemlidir. Zira her düşünce ancak kendi kavramlarıyla anlaşılır. Şayet bu kavramlardan bir ya da hepsi bugün de kullanılıyorsa o zaman kendi bağlamındaki anlam ile bugün taşıdıkları anlamın farkına da dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde Yunus Emre’yi eline kalem, defter alarak bir ırmak kıyısında sulara bakıp etkilenerek şiirler söyleyen ya da bugünün pek çok şairi gibi kelimeleri kurgulayarak ortaya bir metin çıkaran biri olarak görmek, dahası şayet günümüzde yaşasaydı günümüzde örneklerini sıkça gördüğümüz gibi imza günlerine giden, sosyal medyada şiirlerini paylaşan, şiir söyleşilerine katılan bir şair olarak düşünmek durumunda kalırız. Böyle yaptığımızda ise yanlışlık bu noktada da kalmaz. Konu şiirinden düşünce dünyasına uzanır ve onu mesela insan sevgisinden bahsettiği için hümanist, yaratan-yaratılan birliğinden bahsettiği için panteist demek normal hale gelir.
Buna göre tekrar söylememiz gerekirse Yunus Emre eline kalem alıp şiirler söylemedi. Gönlünü hakikate ayna kılarak Hak nazarından kendisine açılan hakikati, manayı sözle ifade etti. Bu sözleri menkıbede de anlatıldığı gibi sonradan kâğıda/yazıya geçirilerek yazılı hale geldi.

0 Tartışmaları