Yürüyen Çit


Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya giderken koridorun ortasındaki çite çarptığımda bunun bir rüya olduğunu düşündüm. İçinden geçmeyi denedim ama olmadı. Burnum fena acıyor. Anlattıklarına göre oraya geçiş noktasını kullanmadan gidemezmişim. Çarpmanın şiddetiyle uyandım, yüzümü yıkamama gerek kalmadı. Aslında bakarsanız bu çit de evime bir günde gelmedi.
Gidenin yerine kimin geleceğini tahmin edemezsiniz. Bazen babalar da gitmek zorunda kalır ve kaybettiğinizde anlarsınız onun doldurduğu boşluğu.
Bahçesini bizimkinden ayıran Yahudi komşumuz bir hesap hatası yapmış, çitini arazimizin ortasından geçirerek kendi alanını genişletmişti. Bu kadastrol hadise, halamları ziyaret etmek için şehir dışına çıktığımızda gerçekleştiğinden, ölene kadar uzaktaki akrabalara gitmedi babam. Ağaçlar bizdeydi ama tavuk kümesi ve annemin küçük bostanı diğer tarafta kaldı. Mangal yaptıkları gün bir tabakta bize de ikram ettiler tavuklarımızdan. Buna ne denilebilir ki? Teşekkürler.
Hamileri, Yahudiler’in bizi onlarsız da öldürebileceğinden emin olunca çekildi aradan. Teklifleri, kendi ülkemizin verimsiz ve küçük kısmıydı. Tarafsız olmasını istedikleri Kudüs için Corpus Separatum, dediler. Ayrı beden. Bu ruhsuz teklifi reddettik. İsrail çitlere bir tabela asarak bağımsızlığını ilan etti. Hiddet ve güçle saldırdık bizim olanı almak için. Dağınıklığımız yüzünden kaybettik. Evlerinden göçmek zorunda kalıp beş savaş, iki intifada ve binlerce ölü gören, yarım asırdan fazladır dönmeyi uman ilk sığınmacılar böylece kamplarına yerleşti. Bahçemizi geri alacağımızı düşünerek başlattığımız savaştan ağaçların bir kısmını vererek çıkmıştık.
Ya zemin kayıyordu ya da komşularımız çite yürümeyi öğretmişti. Taşan sabrımızdan ve kuvvetimizden emin, çiti ve sahibini olduğu yerden kaldırıp atmaya karar verdik. O sabah daha kılıcımızı kınından çıkaramadan diz üstü çöktük. Burak Duvarı’nın dibinde, Mescid-i Aksa’nın önünde, Kudüs’ün kalbinde buldular kendilerini. Babamız çıktıktan elli yıl sonra Beytü’l-Makdis düştü. O gün anladım ki Filistin bütün Müslümanların ama önce Filistinlilerin meselesiydi.
Acıktım. Mutfağa gitmek için az önce çarptığım kontrol noktasından geçmem gerek. Neden bu kadar korkuyorlar bizden. Evlerimizin içine çitler çekilip üstümüze bomba yağdırılmasaydı, mabetlerimize girilip topraklarımız işgal edilmeseydi çekinilecek bir şeyimiz olmazdı. Sinirlerim biraz gerildi. Gerçekten acıktım.
Tellerin sadece evlerimize, yollarımıza değil ruhumuza da çekildiği söylenebilir. Fakat bu cümle, ilaçsız kalmanın, yaşamsal faaliyetleri destekleyen tıbbi bir cihazın elektriğinde meydana gelen kesintinin, kan kaybından ölmek üzere olan bir hastayı taşıyan ambulansın geçişine izin verilmeyip şoförün kontağı kapatmak zorunda kalmasının ve bir çocuğun babasının arkasında saklanırken öldürülmesinin ağırlığını ifade edemez.
Arafat’ın zeytin dalını düşürmeyin, dediği gün tel önce hafifçe gerildi, bizi diğer tarafa da yürüyebileceğini gösterecek kadar umutlandırdı ve sonunda yine olduğu yerde kaldı. Bahçeden kaybettiğimiz her karıştan izler, biz orada hiç olmamışız gibi silindi.
Şüpheli bir trafik kazasının ardından çitlerin önüne toplandık. Dalga dalga yayılan intifada telleri öyle şiddetli salladı ki, bağlı oldukları kazıklar topraktan söküldü. Sonra daha sağlam bir şekilde yeniden çaktılar onları. Sabah namazı vakti elinde silah olan biri üzerimize kurşun yağdırdı. Ailemin yarısı öldü. Ben yaralıydım. Hastaneden döndüğümde evin bir kısmı bölünmüştü. Evimizin ve Hz. İbrahim Camisi’nin kaderi aynıydı.
Taş atanların kollarını kırın, diyen adam bu kadarını fazla buldu. İsrailliler çitleri sökmeye, evimizin içine ördükleri duvarın bir kısmını yıkmaya niyetlenmişti. Ve sonra bam. Vurdular onu.
Bir başkası, işgalci ayaklarıyla Aksa’ya girip burası hep İsrail toprağı olacak, dediğinde duvarlara ve tellere koştuk yeniden. Elini uzatan yere düşüyordu. Muhammed Durra’yı on bir yaşında babasının arkasında saklanırken vurdular. Evleri yıkıp ağaçları yerlerinden söktüler. Dünya, onların yaramazlığını umursamayan anneleriydi. Dışarıda kınayıp içeride bağırlarına bastılar.
Aramızdan seçtiklerini terörist ilan edip uçaklar, helikopterler, tanklar, insansız hava araçları ve tüfeklerle öldürüyorlardı. Kimin ne zaman terörist olacağını bilemezdiniz. Organınızdan biri teröre bulaşmış olabilirdi. Bunun biraz garip geldiğini biliyorum ama öyle. Sizden hâlâ umut var ama bacağınız bir terörist. İşte o zaman kopuyordu yerinden. Kurallar çok katıydı, bir bebek de olsanız suça karışan küçük parmaklarınıza af yoktu.
Evimin ortasındaki çite çarptığımda yüzüm, bizden çalınanları yakan ateşin dumanında gözlerim, Kudüs için ayrı beden dediklerinde ruhum, Beytü’l-Makdis düştüğünde kalbim terörist oldu. Savaşlar ve intifadalarla tamamlandı. Kollarıma girince elimden bir şey gelmeyecek sandılar. Vurdular beni artık gideceğimi düşünerek. Burayı terk etmeyeceğim. Savaşı kaybedebiliriz ama direnişi asla.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0 Tartışmaları

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir